12.5 C
Ankara
Salı, Eylül 22, 2020

Topluluk neden simgesel bir kuruluştur?

Geçtiğimiz zamana baktığımızda ‘topluluk’ teriminin antropoloji ve sosyolojide genel geçer bir tanıma direndiğini görüyoruz.  Bunun nedeni belki de tüm tanımların teorileri içermesi ve topluluk tanımının çok tartışmalı olmasındandır. Fakat burada topluluğun tanımından çok kullanım alanlarını, özellikle de simgesel kuruluşu ve nedenselliklerinden bahsedeceğim.

Bir topluluğun başka toplumlara olan karşıtlığının, aslında’ topluluk’ sözcüğünün kullanımı için böyle bir ayrımın ihtiyacından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla öncelikle bu ayrımı oluşturan bölgeyi yani sınırı tanımamız gerekir.

Sınır, topluluğunun kimliğini muhafaza eder ve toplumsal etkileşimin gerekliliklerinden doğar. Toplulukların birbiriyle etkileşimi aynı zamanda onların birbirinden ayrıla bilen yönlerinin daha iyi kavranabilmesini sağlar. Bu tam zıttı da olabilir tabi ki fakat zıt durumlarda onları yine o bağlamın dışındakilere karşı gruplaştırır. Sınırların çizilmesi söz konusu topluma bağlıdır. Bu sınırlar ırksal, dinsel, dilsel, fiziksel ya da siyasal olabilir. Bu ayrışma tamamen nesnel olmadığı için insanların sınıra verdikleri anlamdan söz etmeliyiz. Söz konusu alan topluluk sınırının ‘simgesel’ boyutudur ve topluluğun önemi bu simgesel boyutları anlamlandırmamızla paralel olacaktır. Modern hayatta toplumsal oluşumlar sınırlarını bizim duyularımızla algıladığımız şekliyle bizim açımızdan simgeleşir. Bu simgelerin toplumu, karşı toplumsal yapılara ve iç dinamiklerine karşı oluşumunu idame ettiren bir unsur olarak düşünürsek gerekliliği açıkça ortaya çıkar. Bu noktada insanın kendine verdiği anlamlarla yaşayan ve gerçekliğini ona kattığı anlamlarıyla oluşturan bir yapıda olduğunu düşünürsek insanın da ‘sembolik’ bir varlık olduğunu söyleyebiliriz.

Simgeselliğimiz daha çok gündelik kullanımda daha araçsal ve pragmatik şeylere sezgisel olarak atfettiğimiz anlamın parçasıdır. Tıpkı sözcükler gibi bu simgeselliğin en çok dışa vurulduğu alandır insan da kelimelerle düşündüğünden dolayı simgelere olan ihtiyacı bir o kadar artar. Dolayısıyla simgelerle örülü iç dünyamızda kendimizi ancak simgelerin varlığıyla ifade edebileceğimizden kaynaklı olarak belirlediğimiz sınırlar çerçevesinde toplumsal yapının da simgelerini muhafaza edip benimsemeye istek duyarız. Aynı dili kullananlar ve aynı simgeleri kullanma gereksiniminde olanlar, simgelerin onlara kattıklarıyla, oluşturduğu ortak paydada toplanırlar, topluluk oluştururlar. Örnekle açıklamak gerekirse bir bitkiyi ele alırsak yaşamını devam ettirebilmesinin koşulu olarak kendi varlığıyla özdeş şartlara ihtiyaç duyar. (Bulunacağı bölgedeki toprak yapısı,  güneş ışığı alma miktarı ve süresi vs.)

Aynı koşulların oluşturduğu toplumsal yapılar gibi bitkiler de aynı çeşitleriyle bir araya gelirler. Burada bitkinin nesnelliği dışında hareket etmesi tabi ki beklenemez fakat insanın yaşam koşulları ve kendini, kurduğu simgesel zihin sarayına ait hissetmesi o sarayda diğer simgesel canlılarla yaşama içgüdüsünü taşıması tabi ki görmezden gelinemez bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Burada tümüyle bir gereklilikten bahsederken yan etkilerinden söz etmemekte tabi ki olmaz. Simgeselliğin kuruluşu hayatımızı belli kalıplara soktuğu gibi toplum yapılarını da o sınırlar çerçevesinde belirlememizde ön ayak olabiliyor. Demek istediğim ön yargıları kestirme yollar olarak düşünmemiz her zaman doğru olmayabilir. Toplumun yaşam biçimi tamamen duyularımızla algıladığımız simgesel sınırlarla gerçekleşir. Burada kişiliğimize kazandıracağımız bakış açıları yardımıyla sınırların ötesine yakından bakmak mümkün olabilir.

Kimliklere bürünmüş toplumların dna’sında yer almayan yapıları, yine aynı kategoride simgeler yardımıyla ve bakış açıları sayesinde daha sağlam şekilde inşa edebiliriz. Bakış açıları, ön yargılı tutumu kırmakta yarar sağladığı gibi modern toplumun simgesel yapılarının farklı noktalarını keşfederek tümüyle bir yargıdan uzaklaşmamızı sağlayacaktır.

Abdullah Emiroğlu

Yeni Sayı
Yeni nesil medya

Benzer yazılar

Ekonomide ‘pik’ mi, yoksa ‘dip’ mi?

Cumhurbaşkanı T. Erdoğan, Türkiye’nin kredi notunu bugüne kadar görülen en düşük seviye olan “B2 ve görünümünü ise Negatif - Yatırım yapılamaz” olarak açıklayan Moody’s’e...

NEDİR BU ADAM-DER?

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri döneminde, solcu oldukları gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılmış askerlerin kurduğu bir dernektir ADAM-DER. Açılımı ise “Askeri...

AB Komisyonu: Kırım’ın işgali nedeniyle Rusya ile diyalog kurmak imkansız

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, Kırım’ın işgalinden dolayı AB ile Rusya arasındaki stratejik diyaloğun yeniden başlamasının imkansız olduğunu söyledi. AB ile Rusya arasındaki...

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız
Lütfen isminizi buraya girin

Stay Connected

20,703BeğenenlerBeğen
2,368TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son eklenenler

Ekonomide ‘pik’ mi, yoksa ‘dip’ mi?

Cumhurbaşkanı T. Erdoğan, Türkiye’nin kredi notunu bugüne kadar görülen en düşük seviye olan “B2 ve görünümünü ise Negatif - Yatırım yapılamaz” olarak açıklayan Moody’s’e...

NEDİR BU ADAM-DER?

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri döneminde, solcu oldukları gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılmış askerlerin kurduğu bir dernektir ADAM-DER. Açılımı ise “Askeri...

AB Komisyonu: Kırım’ın işgali nedeniyle Rusya ile diyalog kurmak imkansız

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, Kırım’ın işgalinden dolayı AB ile Rusya arasındaki stratejik diyaloğun yeniden başlamasının imkansız olduğunu söyledi. AB ile Rusya arasındaki...

Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 107 yaşında!

Türk’ün yaralı yurtlarından Batı Trakya’da kurulan ve ömrü çok kısa olan bir devlet, bugün halen kendinden söz ettirebiliyor, kuruluşu kutlanıyor. 107 yıl önce kurulan...

Avdyli, Osmani ile Yeni Bir Partinin Kurulması ihtimalini Dışlamıyor

Kosova Demokratik Birliği (LDK) milletvekili Haxhi Avdyli, Meclis Başkanı Vjosa Osmani ile yeni bir parti kurulması için istişarelerin başladığını duyurdu. "LDK yaklaşımını değiştirir ve gerçek,...