Oyalamak ne için/niye?

Yaşam öykümüz içerisinde neleri barındırıyoruz? Dinamiklerinin oluşumu noktasında yaşam çizgimize yön veren olaylar, kişiler kimler oluyor ve bunlar bizi ne şekillerde etkiliyor düşünüyor muyuz? Kimi zaman toz konduramadığımız yaşantımızın önemini ele alırken; varlıklarıyla daima isteklerimize ket vuran, aldığı yer itibariyle flu gözükmesinden dolayı bir haber olabildiğimiz ‘ortak oyalayıcılar’a göz atalım dilerseniz.

Önceki yazılarımda da önemine binaen açıklamalarda bulunduğum ‘odaklanma/konsantrasyon’ yukarıda değindiğim şekliyle hayatımızda ‘ortak oyalayıcılar’ın yer almasıyla kolay bir şekilde su üzerindeki köpük gibi yitebiliyor. Gelgelelim isminden de anlaşılacağı gibi pek olumlu yanı da yok zaten. Genel çerçevede nedir bu oyalayanlar birkaçına bakalım;

Burada yer vereceğim kategorilerdeki seçimlerimde temel aldığım husus, kişiyi insani hüviyetlerinden (en önemlisi düşünebilmek) uzaklaştıracak her türlü faaliyet/yargı/kişi/mekanizma ve sair.

Sosyal Medya

Klişe gözükebilir kabul ediyorum fakat netice itibariyle dünyanın en çok sosyal medyaya erişim sağlayan ülkelerinden biriyiz. Zararları konusuna ayrı parantez açılması gerekir tabii ki fakat konuyu yukarıda değindiğim pencereden ele alacağım sadece. Descartes Meditasyonlar eserinde ‘düşünüyorum o halde varım’ demiş. Peki insanların hayat hikayelerine tanık olmak hangi koşullarda düşünmemizi kanalize ediyor? Sosyal medyanın o hızlı akışında zihninize girdiğiniz dataları ayrıştırıp düşünecek fırsat bulmanız çok güç. O zaman var mıyız? Ne kadar ironik gözükse de bir o kadar gerçeğin içerisinde. Bunu analojiye vurduğumda şöyle açıklayabilirim sanırım; ortalama bir akıllı cihazdan alacağınız verim arka planda çalıştırdığınız uygulamalarla korelasyon içindedir. Yani ne kadar çok uygulama açıp bilinçaltımızda bunları barındırırsak zihnimiz de zayıflamaya başlayacak. Üstelik aklımızın çalışma prensibi ‘odaklanma/konsantrasyon’ biçiminde gerçekleştiğinden dolayı herhangi bir cihazla karşılaştırılamayacak derecede yavaşlamaya, üretkenliğini azaltmaya başlayacaktır.

Haberler

Niteliği çok tartışılacak bu kategoride, hayatımızda yer verdiğimiz; öncelikle duygularımızı hedef alan yayınlar, ustalıkla kafamızı kurcalayabilmektedirler. Hayatın gerçeklerinden uzaklaşmak olarak görmeyin sakın bu söylediklerimi gelgelelim bilinçli birer insan olmak için esas olan aklı kullanabilmektir. Hayatın gerçeklerinden kaçmak değil doğru düşünebilmek için zihninizi dış etkenlerden korumak olarak düşünün bu söylediklerimi. (Nitelikli ve güvenilir, amacı duygular olmayan haberler hariç bahsi geçenler.) En dikkat çekici şekilde hazırlanıp daha fazla insana ulaşma çabası içerisinde olan haber yayınları, kolay şekilde dikkat dağıtmaktadır.

Dedikodu

Aslında yukarıda değindiğim noktaların hepsinde ‘dedikodu’ niteliği taşıyan gereksiz dikkat çekici/oyalayan özellikler var. Yalnız bu kategoride daha çok aile içi, yakın çevrede gerçekleşen eylemlerin; ilginç görünür şekliyle aktarılmasından doğan zihin oyalayıcı işlevine vurgu yapmak istiyorum.  Bahsedeceklerim sizin ne kadar konuya müdahil olduğunuzla ilintili aslında, yani; içerisinde sizin dolaylı yoldan olduğunuz durumlar, başka açıdan vaktinizin daha verimli geçmesi için farklı yönlere eğilim gösterebileceğiniz konular olabilir. Hayatına odaklı bir kimsenin çevre etkenlerle yaşaması, onları sürekli biçimde yorumlayıp uçucu çıkarımlar yapması pek mümkün değil zaten.

Soluklandığımız yaşam içerisinde kendimizi yine kendimiz tanımlayıp yöneleceğimiz alanı da yine kendimiz seçmemiz çok muhtemel. Sonucunda öğrenmemiz gereken bilgi, almamız gereken eğitim külliyatı yine bizim elimizde olabilir. Verimli bir hayat zamanımıza geçicilere değil kalıcılara yer vermemizle gerçekleşir, böyle bir hayatı temellendirmek için de oyalanmaya aman vermemek, zamanı iyi kullanmak esastır şüphesiz. Sözlerime son vermeden önce edebiyatımızın en önemli isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zaman konusundaki nükteli sözlerine yer vermek istiyorum:

“…Ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz. Herkes günde saat başına bir saniye kaybetse, saatte on sekiz milyon saniye (dönemin nüfusu) kaybederiz. Günün asıl faydalı kısmını on saat addetsek, yüz seksen milyon saniye eder. Bir günde yüz seksen milyon saniye yani üç milyon dakika; bu demektir ki, günde elli bin saat kaybediyoruz. Hesap et artık senede kaç insanın ömrü birden kaybolur. ”

Abdullah Emiroğlu

Yeni Sayı
Yeni nesil medya

Son yazılar

Ekonomide ‘pik’ mi, yoksa ‘dip’ mi?

Cumhurbaşkanı T. Erdoğan, Türkiye’nin kredi notunu bugüne kadar görülen en düşük seviye olan “B2 ve görünümünü ise Negatif - Yatırım yapılamaz” olarak açıklayan Moody’s’e...

‘Amma da başarılıyız’ lobisi yine üzülecek…

B. Albayrak geçen gün, “…battık, bittik lobisi yine üzülecek… durmak yok yola devam…” demiş. Kimi kastettiğini bilmiyoruz elbette. Kapkara bir tablo çizerek, adeta kriz tellallığı...

NEDİR BU ADAM-DER?

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri döneminde, solcu oldukları gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılmış askerlerin kurduğu bir dernektir ADAM-DER. Açılımı ise “Askeri...

AB Komisyonu: Kırım’ın işgali nedeniyle Rusya ile diyalog kurmak imkansız

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, Kırım’ın işgalinden dolayı AB ile Rusya arasındaki stratejik diyaloğun yeniden başlamasının imkansız olduğunu söyledi. AB ile Rusya arasındaki...

Benzer yazılar

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz