Irak, Suriye ve Libya’da bugüne kadar gördüklerimiz ve bundan sonra göreceklerimiz, halen devam eden ve uzun soluklu olarak devam edecek olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) sonuçlarıdır ve yansımaları da olacaktır. Türkiye’nin de bulunduğu bu geniş coğrafya yeniden dizayn edilmeye ve siyasi haritası yeni baştan çizilmeye çalışılmaktadır.

Arap Baharı ise BOP’un realizasyonuna yönelik olarak Atlantik üzerinden bölgeye doğru estirilen ve bölgenin kendi doğal dinamiklerinden doğmayan rüzgârın adıydı. “Demokrasi, insan hakları ve otoriter yönetimler yıkılıyor” söylemleri ise estirilen bu rüzgârın pazarlamasıydı.

Tecavüz Projesi

AKP iktidarı, BOP’a ve onun bir girişimi olan Arap Baharına balıklama atladı, kendine bir fırsat doğduğunu sandı ve bu kapsamda çağdışı “Siyasal İslamcı” ideolojisini ve “Yeni Osmanlı” hayalini gerçekleştirebileceğini düşündü. O kadar inandı ki; BOP Eş Başkanı olduğunu bile açık açık söyledi! Hâlbuki bu proje emperyalizmin Türkiye de dâhil bölgeye tecavüz projesiydi.

İktidarın danışmanlığını, Dışişleri Bakanlığını ve Başbakanlığını yapan Ahmet Davutoğlu “Stratejik Derinlik” adlı kitabında “ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri kurarak katkıda bulunacak ve bu da soğuk savaş sonrasının yeni dünya düzeni olacaktır.” diye yazmıştı. “Stratejik Derinlik” kitabında akademik olarak açıklananı daha yalın ve halkın anlayabileceği bir dile çevirirsek Davutoğlu; “ABD’nin bölgedeki taşeronluğunu yaparsak, bu sayede hedeflerimize ulaşırız” demek istemişti.

Yabancıların Planlarıyla Olmaz!

İşte bu kapsamda Suriye’nin üzerinde çullandık, vekâlet savaşının ateşine odun taşıdık ama sonuç olarak kaybettik, hem de fazlasıyla! Bölge istikrarsızlaştı, 4 milyon Suriyeli sığınmacıyı kucağımızda bulduk, ülkemiz radikal İslamcı teröristlerle doldu, Suriye’nin kuzeyinde Türkmenlere ve Araplara karşı etnik arındırma yapıldı, terör örgütü PKK’nın uzantısı PYD, zengin petrol bölgeleri de dâhil olmak üzere Suriye’nin kuzeyine hakim oldu, Türkiye’yi güneyinden kuşattı ve bu yüzden üç askeri operasyon yaptık, sorunu yine de çözemedik. Kaybettiğimiz canlar, hala gelmeye devam eden şehitlerimiz, milyarlarca dolarlık kaynağımız heba oldu ve olmaya da devam ediyor. Daha fazlasını da kaybedeceğiz, çünkü iktidar hala yanlış yolda!

İktidarın anlamadığı veya anlamak istemediği şu; kiralık kapitalle kapitalizm olmaz, borç parayla ve yabancıların projeleriyle “Siyasal İslamcı” ve “Yeni Osmanlıcı” girişimler başarıya ulaşmaz. Ancak BOP‘un taşeronluğu yapılır, kaybeden biz, kazanan ise emperyalizm olur! Oysa Atatürk; “Hangi istikbal vardır ki yabancıların planlarıyla ve nasihatleriyle yükselebilsin? Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir” demiş ve uyarmıştı!

Davutoğlu ve Gül

Bugün Ahmet Davutoğlu çok büyük yanlışlar yaptıklarının, kullanıldıklarının ve Türkiye’yi kullandırdıklarının farkında mı, öz eleştiri yapıyor mu, bilemiyorum.  Ama AKP’den ayrıldı, yeni parti kurdu ve iktidarı eleştiriyor. Gazeteciler özellikle bu konuları sormalı ve yanıt istemeli!

Abdullah Gül ise sanırım durumun biraz farkında! Çünkü Gül “Siyasal İslam tüm dünyada çöktü” demiş. Esasında çökmedi ve çökmez de! Siyasal İslam’ın çökmesi için İslam coğrafyasında aydınlanmanın gerçekleşmesi lazım! Bugün İslam coğrafyasında Türkiye başta olmak üzere, sadece bazı aydınlanmış vahalar var, hepsi o kadar! Bu yüzden İslam coğrafyasındaki acılar uzunca bir süre daha devam edecek ve bu coğrafya emperyalist çıkarlar için daha çok kullanılacak! Görülen o ki; Gül yaşadıklarından sonra Siyasal İslam’ın kendisi için bittiğini ifade etmek istemiş, tabii ki eğer samimi ise!

İktidar Yine Atatürk’ün Yaptığının Tersini Yaptı!

Atatürk, 109 yıl önce Libya’da emperyalizme karşı savaştı. İktidar ise Libya’da başından itibaren emperyalist proje içinde olarak büyük hatalar yaptı ve bugün de emperyalist hedeflere yönelik kışkırtılan iç savaşta taraf olarak hata yapmaya devam ediyor.

İktidar BOP’a, Arap Baharına nasıl inandı ve fırsat olarak gördüyse, bu kapsamda planlanan ABD ve İngiltere güdümlü Hilafet Projesi’ne de inandı. 2004’de, zamanın ABD Başkanı Clinton bir konuşmasında bu projeyi ifşa etti. İktidarın akıl danelerinden Kadir Mısıroğlu ise 2012’de bu işin peşinden gidildiğini itiraf etti. Hatta bu işin peşinde gidildiğini bir anlamda deşifre eden ve tepki çeken Adnan Tanrıverdi sessizce istifa ettirildi.

Ayasofya Çıkışı İslam Dünyasına Yönelikti!

ABD, Arap ülkelerinin liderlerinden gelen sert tepkiler nedeniyle Hilafet işinden hiç değilse şimdilik vazgeçti ama iktidar hala bu işin peşinde. Hesap verebilir olmadığından ve devamlı iktidarda kalmaya ihtiyacı olduğundan, Hilafeti can simidi olarak görmekte.

Akla hemen gelen soru şu; Türkiye’de Hilafet ilan edilse, bunu hangi İslam ülkesi tanır ki? Bir, en fazla iki! O bile zor! İktidar bunun farkında. Bu yüzden İslam ülkelerinin sokaklarına, eğitimsiz insanlarına, radikal örgütlerine ve kendi ülkelerinde yasaklanmış yapılara hitap etmeye ve desteklemeye çalışıyor. Ayasofya çıkışı bile iç kamuoyundan çok, dış kamuoyuna ve İslam dünyasına yönelikti. Şu anda oralarda bu konu hala tartışılıyor.

Dünyadaki En Büyük Elçiliğimiz Nerede?

Endonezya‘nın Açe eyaletindeki faaliyetler, balkon konuşmalarında size saçma da gelse İslam dünyasına gönderilen mesajlar, Suriye’deki radikal İslami örgütlere verilen destek, Mısır’ı ve İsrail’i karşımıza alma pahasına İhvan seviciliği, Hamas aşkı, antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) içeren söylemler, yurt dışında yapılan camiler, vakıflar vasıtası ile İslam coğrafyasında yapılan girişimler hep Hilafet amacına yönelik, o ülkelerin iktidarlarına rağmen kitlelerde taban bulma ve ağ (network) oluşturma gayretleridir.

Türkiye’nin dünyadaki en büyük elçiliğinin Somali’nin başkenti Mogadişu‘da olduğunu ve burada bir askeri üssümüzün bulunduğunu biliyor musunuz? Ayrıca Katar fonlarıyla Yemen‘de Suudi Arabistan liderliğindeki Arap koalisyonuna meydan okunduğunu, koalisyonu parçalamak için Yemen Ulaştırma Eski Bakanı ve İhvan ile görüşme yapıldığını? Bu girişimler hangi stratejik hedefe ulaşmak için yapılıyor?

Türkiye’nin Değil, İktidarın Stratejik İhtiyacı!

İhvan tarafından desteklenen Sudan’ın diktatörü Ömer Beşir’le bu yüzden iş birliği yapıldı, ziyaretler gerçekleştirildi, askeri işbirliği mutabakatları muhtırası teati edildi ve Kızıldeniz’de Mekke’nin karşısındaki ada kiralandı. Ama diktatör Ömer Beşir’in devrilmesi üzerine Sudan’da Türkiye’deki iktidara iyi gözle bakmayan bir yapı iktidar geldi ve mutabakatlar çöpe atıldı.

Katar’da niçin askeri üs açtık? Hangi ihtiyaca yanıt veriyor? Katar’ın Suudi Arabistan’a karşı korunması desek; bunu yüzölçümü yaklaşık Kadıköy ilçesinin yarısı kadar olan bu ülkede 15 bin Amerikan askeri varken 600 askerimizle biz mi sağlayacağız? Eğitim desek; yine aynı şekilde, bize mi kaldı? Belli ki bu askeri üs Türkiye’nin stratejik ihtiyaçlarından değil, iktidarla Katar Emiri arasındaki stratejik ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Libya’nın Stratejik Önemi

Bir coğrafi bölgenin stratejik olup olmaması; nereden baktığınıza ve hangi stratejik hedefin peşinde koştuğunuza göre değişir. Örneğin; Malezya ile Endonezya’nın Sumatra Adası arasında kalan Malaka Boğazı, Çin için stratejik öneme sahiptir. Aynı şekilde, küresel hedefler peşinde koşan ABD için de! Ama Türkiye için stratejik bir önemi yoktur!

Libya, tarihsel bağlar ve Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan hedeflerine ulaşmak açısından Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Ama iktidar Doğu Akdeniz çanağında yer alan istisnasız tüm ülkelerle kavgalıysa, özellikle de İhvan ve Hamas yüzünden Suriye, Mısır ve İsrail ile kavgaya hala devam ediyor ve buralarda büyükelçi seviyesinde temsil edilmiyorsak; niyeti ve stratejik hedefleri başkadır. Çünkü sadece Libya’nın batısında iç savaş halinde bulunan İhvan’a yakın bir parça ile mutabakat muhtırası yapmak bizi Mavi Vatan hedeflerimize ulaştıramaz. İktidar Libya’yı Mavi Vatan hedeflerine ulaşmak için değil, “Siyasal İslamcı” ideolojisi ve gerçekleşmeyecek bir hayalden ibaret olan “Yeni Osmanlı” hedefleri için stratejik görmektedir. Mavi Vatan söylemi ise Türkiye’deki kitlelerin kandırılması içindir!

Mısır’ın Tehdit Algısı

Geçtiğimiz Cumartesi günü (20 Haziran 2020) Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır ordusuna Libya’daki gerginliğe ilişkin yurtdışı görevlerine hazır olması emrini verdi. Bu çok tehlikeli bir gelişme. Çünkü Sisi, Türkiye’deki iktidarın Mavi Vatan peşinde olmadığını, Libya’ya Mısır’ı ve kaybettiği Sudan’ı karıştırmaya geldiğini, Libya’nın komşu ülkeleri olan Cezayir ve Tunus’ta kendine yakın örgütleri destekleme peşinde olduğunu yüksek bir tehdit algısı ile değerlendiriyor. Bunun anlamı; Mısır’ın her şeyi göze alabileceğidir.

Mısır’la itişip kakışmanın ve gerginliği arttırmanın Türkiye’ye kazandıracağı hiçbir şey yok. Mısır, Libya ile sınırdaş. Bu avantajını kullanarak ve yüksek tehdit algısı nedeniyle Libya’ya büyük güçlerle girebilir ve iç savaşa direkt olarak müdahil olabilir. Suudi Arabistan ve zengin körfez ülkeleri, Mısır’dan yana tavır koyacaktır. İsrail de hiç şüpheniz olmasın, Mısır ve Suudi Arabistan’dan yana olacaktır. Yunanistan’ı ve AB’nin iki lider ülkesinden biri olan Fransa’yı da buna ilave edebilirsiniz. ABD de İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan’dan vazgeçemeyeceği için son tahlilde karşımıza geçecektir. ABD’nin Libya’da iktidara verdiği destek sınırlıdır ve Türkiye’yi Rusya’dan uzaklaştırma amacına yöneliktir.

İktidarın çağdışı ideolojisinden ve hayalinden kaynaklanan tuttuğu bu yol ve sürdürdüğü bu politikalar, fahiş derecede yanlıştır. Buradan Türkiye için iyi şeyler çıkmaz ve üzülürüz. Ayrıca; halktan bunun için oy istendi mi? Seçim manifestosunda halen yaptıklarını yapacağını yazdı mı? İktidar, her türlü kaynaklarımızı ülkemizin güvenliği, refahı ve mutluluğu için değil kendi çıkarları, güvenliği ve gerçekleşme şansı olmayan rüyası için tüketmektedir. Uyandığınızda çok geç olabilir!

Türker Ertürk