20.8 C
Ankara
Pazar, Eylül 20, 2020

Kararsızlık kargaşası

Kafanızın çok karıştığı olmuyor mu? Kim olduğunuz hakkında çeşitli sorularınız olduğu zamanlar? Hem çok hem de hiç hissettiğiniz? Dışarıdaki herhangi birinden hiçbir farkınız olmadığının ya da yanı başınızdakiyle bile apayrı olduğunuzun farkında mısınız? Teklik, hiçlik, birlik, aynılık, ayrılık. Hepsi iç içe aslında. Kararsızlık kargaşası diyorum ben buna

Ne istediğinizi bilmediğiniz zamanlar oluyor mu sık sık?

Benim oluyor. Özellikle de kendimle baş başa kaldığım zamanlar kafamdaki sesler asla susmuyor. Sen kimsin, neden buradasın, çevrene ne katabilirsin, sınırların nerde başlıyor nerde bitiyor?

Çoğu zaman sorularda iyi cevaplarda tutuğum ama sizle beraber tekrar deneyebilirim.

Mesela kocaman pencereleri olan ama hiç perdesi olmayan bir evde yaşamak isterdim. Gizleyecek şeylerin olmamasını ya da olsa bile bu gizi çözmeye yeltenmeyecek komşulara sahip olmayı isterdim.

Mesela çok güzel olmak isterdim. Dış görünüşü önemsediğimden değil, diğerleri önemsediğinden. Güzel olanı dinlemeye ve izlemeye değer bulduklarından. İnsanlar gözleriyle dinlemeyi sevdiğinden söyleyeceklerimin değil söyleyeceklerimin çıktığı ağzımın ya da seslerimin çarpıp şekillendiği dişlerimin önemi oluyor. Ya da ben sözlerimi söylerken izleyecekleri bedenimin. Giydiklerimin. Değer kaybediyor kelimelerim.

Tezer Özlü de kitabının bir köşesinde tüm bunları açılıyor aslında:

‘’Aranızda dolaşmak için giyiniyorum hem de iyi giyiniyorum iyi giyinene değer verdiğiniz için.’’

Bu kadar önemli mi senin için dinlenmek ve dinlenmeye değer görülmek diyeceksiniz. Evet benim için önemli çünkü ben, kendimi başkalarına anlatırken anlayanlardanım belki de ondan yazıyorum. Yazdıkça anlaşılır kılıyorum kendimi. Ya da yazdıkça karışıyorum. Düğümleniyor aklımın ipleri. Hayatın her anın da olduğu gibi burada da bir düalizm var. Yani yazdıkça hem karışıyor hem de çözülüyorum. Bir arkadaşımla sohbetimde bana şöyle bir şey dedi; her umudun sonunda bir ölüm her ölümün sonunda bir umut var. Büyük ihtimalle bir yerlerde okumuş ve epeyce kafasını karıştırmıştı. Ben ilk başta çok basit algılasam da son birkaç gündür bunu düşünüyorum ve bir cevap bulamadım bu ikililiğe. Daha önce umut hakkındaki düşüncelerim oldukça pozitifti. Umudun bizi yaşatan şey olduğunu düşünüyordum. Ama arkadaşımın bu cümlesi umudun bizi sadece yaşatan değil öldüren şey olduğunu da gözler önüne serdi. İşte hayat böyle ikiliklerle doluyken aslında karmaşık olmamak da elde değil. Hiçbirimiz ne siyahız ne beyaz. Grinin tonlarıyız sadece. Bazılarımız daha koyu. Bazılarımız açık. Siyahın içinde beyaz, beyazın içindeki siyah. İyinin içindeki kötü, kötünün içindeki iyi. Hepsi aynı kapıya çıkıyor.

Hep  kararsız kalıyorum herhangi bir şey hakkında birden fazla seçenek olduğunda. Bunu da bu kargaşaya bağlıyorum. Küçükken bu kararsızlığım işe yarardı. Alışverişe giderdik ben iki etek beğenirdim ya da iki oyuncak sorardım hangisini alayım diye babama. Babam ölçüp tartıp birini seçerdi ama ben yine sorardım hangisini alayım diye. Sabırla aynı cevabı birkaç defa verdikten ve konu anneme hatta reyondaki birkaç kişiye daha sıçradıktan sonra Babam dayanamayıp ikisini de alırdı. Biraz daha büyüyünce işler bu kadar kolay olmamaya başladı. Çünkü bana iki seçeneğe de sahip olmamı sağlayacak babam benim her istediğimi yapamazdı. İş sadece oyuncak ve etekle bitmiyordu. Onun el atamayacağı konular da olacaktı hayatımda.  Böylece öğrendim hayattaki ikilikleri ve çok kararsız biri olduğumu. Sonra her şeye yuvarlak cevaplar vermeye başladım. Çünkü hiçbir şeyin kesin çizgileri ve kenarları yoktu. Olamazdı.  Ben de kendimi yuvarladım. Törpüledim sivri köşelerimi. Bu halime evrildim. Gri ve köşesiz Tomris. Kararsızlık kargaşası içinde varoluşsal sorgulamaları olan Tomris.

Bu haftaki yazıyla bağdaşan eski bir parça var Zerrin Özer-Hep Bana. Açın bir dinleyin neşenizi bulun, kararsızlıklarınızla barışın. Kendi sesinizi dinleyin öyle karar verin illa vermeniz gerekiyorsa. Çünkü ben ne zaman kendimi takip etsem akıl almaz yerlere varıyorum.

Kafanızın çok karıştığı olmuyor mu? Kim olduğunuz hakkında çeşitli sorularınız olduğu zamanlar? Hem çok hem de hiç hissettiğiniz? Dışarıdaki herhangi birinden hiçbir farkınız olmadığının ya da yanı başınızdakiyle bile apayrı olduğunuzun farkında mısınız? Teklik, hiçlik, birlik, aynılık, ayrılık. Hepsi iç içe aslında. Kararsızlık kargaşası diyorum ben buna

Ne istediğinizi bilmediğiniz zamanlar oluyor mu sık sık?

Benim oluyor. Özellikle de kendimle baş başa kaldığım zamanlar kafamdaki sesler asla susmuyor. Sen kimsin, neden buradasın, çevrene ne katabilirsin, sınırların nerde başlıyor nerde bitiyor?

Çoğu zaman sorularda iyi cevaplarda tutuğum ama sizle beraber tekrar deneyebilirim.

Mesela kocaman pencereleri olan ama hiç perdesi olmayan bir evde yaşamak isterdim. Gizleyecek şeylerin olmamasını ya da olsa bile bu gizi çözmeye yeltenmeyecek komşulara sahip olmayı isterdim.

Mesela çok güzel olmak isterdim. Dış görünüşü önemsediğimden değil, diğerleri önemsediğinden. Güzel olanı dinlemeye ve izlemeye değer bulduklarından. İnsanlar gözleriyle dinlemeyi sevdiğinden söyleyeceklerimin değil söyleyeceklerimin çıktığı ağzımın ya da seslerimin çarpıp şekillendiği dişlerimin önemi oluyor. Ya da ben sözlerimi söylerken izleyecekleri bedenimin. Giydiklerimin. Değer kaybediyor kelimelerim.

Tezer Özlü de kitabının bir köşesinde tüm bunları açılıyor aslında:

‘’Aranızda dolaşmak için giyiniyorum hem de iyi giyiniyorum iyi giyinene değer verdiğiniz için.’’

Bu kadar önemli mi senin için dinlenmek ve dinlenmeye değer görülmek diyeceksiniz. Evet benim için önemli çünkü ben, kendimi başkalarına anlatırken anlayanlardanım belki de ondan yazıyorum. Yazdıkça anlaşılır kılıyorum kendimi. Ya da yazdıkça karışıyorum. Düğümleniyor aklımın ipleri. Hayatın her anın da olduğu gibi burada da bir düalizm var. Yani yazdıkça hem karışıyor hem de çözülüyorum. Bir arkadaşımla sohbetimde bana şöyle bir şey dedi; her umudun sonunda bir ölüm her ölümün sonunda bir umut var. Büyük ihtimalle bir yerlerde okumuş ve epeyce kafasını karıştırmıştı. Ben ilk başta çok basit algılasam da son birkaç gündür bunu düşünüyorum ve bir cevap bulamadım bu ikililiğe. Daha önce umut hakkındaki düşüncelerim oldukça pozitifti. Umudun bizi yaşatan şey olduğunu düşünüyordum. Ama arkadaşımın bu cümlesi umudun bizi sadece yaşatan değil öldüren şey olduğunu da gözler önüne serdi. İşte hayat böyle ikiliklerle doluyken aslında karmaşık olmamak da elde değil. Hiçbirimiz ne siyahız ne beyaz. Grinin tonlarıyız sadece. Bazılarımız daha koyu. Bazılarımız açık. Siyahın içinde beyaz, beyazın içindeki siyah. İyinin içindeki kötü, kötünün içindeki iyi. Hepsi aynı kapıya çıkıyor.

Hep  kararsız kalıyorum herhangi bir şey hakkında birden fazla seçenek olduğunda. Bunu da bu kargaşaya bağlıyorum. Küçükken bu kararsızlığım işe yarardı. Alışverişe giderdik ben iki etek beğenirdim ya da iki oyuncak sorardım hangisini alayım diye babama. Babam ölçüp tartıp birini seçerdi ama ben yine sorardım hangisini alayım diye. Sabırla aynı cevabı birkaç defa verdikten ve konu anneme hatta reyondaki birkaç kişiye daha sıçradıktan sonra Babam dayanamayıp ikisini de alırdı. Biraz daha büyüyünce işler bu kadar kolay olmamaya başladı. Çünkü bana iki seçeneğe de sahip olmamı sağlayacak babam benim her istediğimi yapamazdı. İş sadece oyuncak ve etekle bitmiyordu. Onun el atamayacağı konular da olacaktı hayatımda.  Böylece öğrendim hayattaki ikilikleri ve çok kararsız biri olduğumu. Sonra her şeye yuvarlak cevaplar vermeye başladım. Çünkü hiçbir şeyin kesin çizgileri ve kenarları yoktu. Olamazdı.  Ben de kendimi yuvarladım. Törpüledim sivri köşelerimi. Bu halime evrildim. Gri ve köşesiz Tomris. Kararsızlık kargaşası içinde varoluşsal sorgulamaları olan Tomris.

Bu haftaki yazıyla bağdaşan eski bir parça var Zerrin Özer-Hep Bana. Açın bir dinleyin neşenizi bulun, kararsızlıklarınızla barışın. Kendi sesinizi dinleyin öyle karar verin illa vermeniz gerekiyorsa. Çünkü ben ne zaman kendimi takip etsem akıl almaz yerlere varıyorum.

TOMRİS YURTSEVEN

Önceki İçerikBorsa günü yükselişle tamamladı
Sonraki İçerikZavallı Sen
Yeni Sayı
Yeni nesil medya

Benzer yazılar

Ekonomide ‘pik’ mi, yoksa ‘dip’ mi?

Cumhurbaşkanı T. Erdoğan, Türkiye’nin kredi notunu bugüne kadar görülen en düşük seviye olan “B2 ve görünümünü ise Negatif - Yatırım yapılamaz” olarak açıklayan Moody’s’e...

NEDİR BU ADAM-DER?

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri döneminde, solcu oldukları gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılmış askerlerin kurduğu bir dernektir ADAM-DER. Açılımı ise “Askeri...

AB Komisyonu: Kırım’ın işgali nedeniyle Rusya ile diyalog kurmak imkansız

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, Kırım’ın işgalinden dolayı AB ile Rusya arasındaki stratejik diyaloğun yeniden başlamasının imkansız olduğunu söyledi. AB ile Rusya arasındaki...

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız
Lütfen isminizi buraya girin

Stay Connected

20,676BeğenenlerBeğen
2,369TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son eklenenler

Ekonomide ‘pik’ mi, yoksa ‘dip’ mi?

Cumhurbaşkanı T. Erdoğan, Türkiye’nin kredi notunu bugüne kadar görülen en düşük seviye olan “B2 ve görünümünü ise Negatif - Yatırım yapılamaz” olarak açıklayan Moody’s’e...

NEDİR BU ADAM-DER?

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri döneminde, solcu oldukları gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılmış askerlerin kurduğu bir dernektir ADAM-DER. Açılımı ise “Askeri...

AB Komisyonu: Kırım’ın işgali nedeniyle Rusya ile diyalog kurmak imkansız

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, Kırım’ın işgalinden dolayı AB ile Rusya arasındaki stratejik diyaloğun yeniden başlamasının imkansız olduğunu söyledi. AB ile Rusya arasındaki...

Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 107 yaşında!

Türk’ün yaralı yurtlarından Batı Trakya’da kurulan ve ömrü çok kısa olan bir devlet, bugün halen kendinden söz ettirebiliyor, kuruluşu kutlanıyor. 107 yıl önce kurulan...

Avdyli, Osmani ile Yeni Bir Partinin Kurulması ihtimalini Dışlamıyor

Kosova Demokratik Birliği (LDK) milletvekili Haxhi Avdyli, Meclis Başkanı Vjosa Osmani ile yeni bir parti kurulması için istişarelerin başladığını duyurdu. "LDK yaklaşımını değiştirir ve gerçek,...