DOLAR

32,5466$% -0.01

EURO

34,9413% 0.12

STERLİN

40,6080£% 0.12

GRAM ALTIN

2.426,60%-0,13

ONS

2.320,29%-0,06

BİST100

9.645,02%-0,50

BİTCOİN

2169285฿%-0.51053

a

Kambiyo kontrolü olur mu?

Kambiyo kontrolü olur mu?
0

BEĞENDİM

Ekonomi yönetiminde alınan kararlar, yapılan atamalar vb. o kadar çelişkili ki, artık inandırıcılık ve güven sorunu her şeyin önüne geçmiş vaziyette.

Öngörülemeyen, istikrarsız, tutarsız ekonomik karar ve uygulamalar, iç ve dış piyasalarda da hem şaşkınlık hem de tedirginlik yaratıyor.

İktidardan çekinse de TÜSİAD bile mahcup bir biçimde bu politikalara itiraz etti geçen gün.

Bir tek TOBB mutlu ve mesut görünüyor. Esnaflar, işçiler, sanayiciler, işsizler, emekliler, çiftçiler, çift haneli enflasyon, çift haneli işsizlik ve çift haneli faizlerden yakınırken TOBB’un gıkı çıkmıyor. (EBSO hariç).

Bu koşullarda, T. Erdoğan’ın çıkıp da vatandaşa yastık altı dövizini, altınını getir kayda sok demesinin ciddi bir karşılık bulması ise oldukça güç.

Çünkü T. Erdoğan, yakın geçmişte vatandaşlara dövizlerinizi bozdurun çağrılarını yapmış, her defasında bu çağrıya uyarak dövizlerini bozduranlar ise sonunda kaybetmişti.

Aynı şekilde, T.C. Merkez Bankası Başkanı örneğin, faizlerin enflasyonun üzerinde olmaya devam edeceğine dair açıklama yaptı. Ama, bunun iç ve dış ekonomi çevrelerinde inandırıcı bulunması ihtimali de pek yok. Çünkü neredeyse 21 ayda 4 Başkan, emir-komuta ekonomisinin, otoriter kapitalizmin kurbanı oldular. Bugünkü Başkanın istisna olacağını pek kimse düşünmüyor.

Benzer şekilde, Hazine ve Maliye Bakanı Elvan, “Liberal piyasa ekonomisinden vazgeçmeyiz” diyor ama piyasalar artık inanmadığı için türbülansa giriyor.

T. Erdoğan’ın danışmanları “kontrollü kambiyo rejimi asla olmayacak” diyerek akıllarınca piyasaları rahatlatmaya çalışıyorlar.

Ama, ülkenin uluslararası risk priminin 500 puana (465 puan) yaklaşmasını, yabancıların, tahvil ve hisse senedinden çıkarak paralarını yoğun bir şekilde yurtdışına çıkarmalarını, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının bıçak gibi kesildiğini, faizi hala sebep olarak gören ve gösteren inadın sürdüğünü görenler, dış borçların çevrilmesinde aksaklık ve/veya yetersizlik olması halinde, istenmese bile kambiyo kontrolüne sürüklenme riskinden endişe duyuyorlar.

Kontrollü kambiyo rejimine bilinçli ve detaylı bir plan-program dahilinde geçilmesi bugün için mevzubahis değil.

Ama otoriter kapitalizme, keyfiliğe, hukuksuzluğa, partizanlığa ve toplam kalitesizliğe mahkûm edilen ekonomide, artık lafla peynir gemisinin yürümediği açık.

Rasyonaliteden, ekonomi biliminin kanıtlanmış gerçeklerinden, ülkenin acil ihtiyaçlarından ve toplumdan gelen itiraz ve önerilerden tamamıyla kopuk bir ekonomik politika anlayışı, ülkemizin bir kez daha dünyadaki gelişmekte olan ekonomiler arasında en kırılgan ekonomi olarak görülmesine neden oluyor.

Bütün olumsuzlukları “dış güçlere” bağlamakla da bir sonuç almak çok zor.

Sizin istikrarsız, hatalı, öngörülemez, şeffaf olmayan, keyfi, emir-komuta ekonomisi anlayışınız, malum dış güçler için eşsiz bir ortam ve fırsat yaratıyor ne yazık ki.

Her eleştireni, her öneri getireni, her itiraz edeni “hain” diye yaftalamaya, bütün basiretsizliklerini, niteliksizlerini ve becerisizliklerini de “dış güçlere” havale etmeye devam ederlerse, işin sonu hiç de hayırlı görünmüyor.

Bu kafada ısrar ve inat edilirse, 2023’ten önce erken seçim şartlarını, iktidar bizzat böylece ayağına ateş ederek, kendi kendine yaratır.

Çünkü, Türk lirası 20 Mart-31 Mart arasında dolar ve avroya karşı yüzde15’ yakın değer yitirdi. CDS’ler ise 300’den, 465’e yükseldi.

Ekonomi yine çıkmaz sokakta, kan kaybediyor ve patinaj yapıyor maalesef.

Devamını Oku

‘Acar’ danışmanlar bunları bilir mi?

‘Acar’ danışmanlar bunları bilir mi?
0

BEĞENDİM

Siyasal ve toplumsal kutuplaşma ve kamplaşma o denli arttı ki, ekonomide bile sağlıklı bir değerlendirme, eleştiri ya da özeleştiri yapabilmek neredeyse olanaksız hale geldi.

Bir yandan İhvancı-yobaz ittifakın adeta borazanlığını yapan iktidar yanlısı geniş bir medya, öte yanda ise daha küçük olmakla birlikte Sorosçu-bölücü ittifakın sözcülüğüne soyunan sözde muhalif medya.

Bu şartlar altında bilim ve aklın öncülüğünde, sağduyulu, gerçekçi analiz veya yorum yapmak oldukça güç, alıcısı ise pek yok ne yazık ki.

Ama her şeye rağmen, doğruları ve gerçekleri yazıp-konuşmaktan, durumdan vazife çıkararak tavır almaktan vazgeçmemek lazım bence.

Ülkenin istikrarsız, hiçbir biçimde öngörülemeyen, çelişki ve hatalarla dolu gündeminden fırsat bulup da Mart ayının ilk yarısında büyük iddialarla açıklanan “ekonomi reform paketine” ilişkin bazı konuları ancak bugün gündeme getirebiliyorum.

Bir niyet ve vaatler manzumesi olmaktan, kısıtlı birkaç olumlu iş dışında (küçük esnafa vergi muafiyeti gibi) genelde geçmiş benzer program ve/veya paket açıklamalarında da yer alan genel doğruların tekrarlanmasından ibaret olan bir ekonomi programıydı açıklanan esasında.

Programı dinleyince, T. Erdoğan’ın, slogan düzeyinden ileri gitmeyen açıklamalarıyla, ekonomik gerçeklere ters düşen ideolojik ve militan ekonomik söylemleri marifet sayan bazı “acar” danışmanları, ya bilgisizlikten ya da kasten hatalı açıklamalar yapmasına sebep oluyorlar mı acaba diye düşünmeden edemiyor insan doğrusu.

Bunlardan ilki, T. Erdoğan’ın ekonomik programın açıklanmasında söylediği “kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 41 civarında olduğuna, AB ülkelerinde borçluluk ortalamasının ise yüzde 90’a yakın olduğuna…” dair açıklamasıdır.

Halbuki, bu oran, borçların sürdürülebilir olup olmadığı hakkında yeterli bir veri olarak görülemez.

Bizim gibi gelişmekte olan ve fakat ne hikmetse bir türlü gelişemeyen ekonomilerin borç düzeyleri yani borçlarının milli gelirlerine oranları düşük seviyede olsa bile, bu borçların çevrilmesinde sorun yaşamayacakları anlamına gelmez. Çünkü gelişmekte olan ekonomilerin borç düzeyleri düşük olsa da bu borçların ödenmesi ve çevrilmesinde zorluklar yaşanabilir.

Bu ekonomilerin “borç toleransı” gelişmiş olan ekonomilere göre daha zayıf ve düşüktür çünkü.

Nitekim 2020 yılında gelişmiş ekonomilerin brüt kamu kesimi borç yükünün (borç stoğu/milli gelir) ortalaması yüzde 124.9 iken, gelişmekte olan ekonomilerin ortalamasının yüzde 65.3 düzeyinde olması da bu durumun tipik bir sonucu olarak görülmelidir.

İkinci olarak, T. Erdoğan, yine aynı ekonomik program konuşmasında; “…borç stoğunun dış borçlara karşı duyarlılığını azaltabilmek için, döviz cinsi borçların toplam borç stoğu içindeki payını düşürüyoruz. Ağırlıklı olarak kendi paramızla borçlanarak, Türk lirası cinsi senetleri kullanacağız…” mealinde şeyler söyledi.

Halbuki, bizzat kendi iktidarlarında ve birkaç ay öncesine kadar yurtiçinden yoğun ve görülmemiş bir şekilde dövizle borçlandılar. Döviz borcunun toplam borç içindeki payını yüzde 58’e çıkardılar.

Bu tür borçlanmaya ekonomi yazınında “The Original Sin” yani ilk günah deniliyor yıllardır halbuki.

Bir iktidarın ve ekonomi yönetiminin, söyledikleriyle yaptıkları arasında bu kadar yaman çelişki olursa ne umdukları güveni, ne istikrarı, ne de kaybettikleri kredibiliteyi kazanması çok ama çok zor hale gelir.

Kasaba kurnazlığı ile, fırsatçı-algı yaratan söylemlerle gidilecek bir yer, inanılacak bir ortam kalmadı artık.

Acar “danışmanlar” ne borç tahammülsüzlüğünü – (debt intolerance) ne de ilk günahı (Original Sin), bilmezler, anlamazlar, söylemezler. NOKTA.

 

Devamını Oku

Siyasal İslamcılar,anti-emperyalist olmaz, olamaz!

Siyasal İslamcılar,anti-emperyalist olmaz, olamaz!
0

BEĞENDİM

Ülkenin ekonomi-politik olarak içine sürüklendiği açmazdan çıkabilmesi umudu ile, AKP iktidarının söylemlerini ciddiye alıp da “devrim” yapacağını umut ve temenni edenleri aşırı iyimser buluyorum.

Halbuki, Biden’a yanaşmak ve yaranmak için nasıl da çırpındıklarını yüzümüz kızararak izliyoruz hep birlikte. Perde önünde ve perde arkasında ABD ile diyalog kurmak için yapılanları gördükçe ve duydukça ülkemizin itibarı adına çok üzülüyoruz.

Bunların ekonomi ve hukuk reformu diye açıkladıkları ve/veya yaptıkları konuşmalar, programlar vs. kâğıt üzerinde oldukça makul ve mantıklı görünür.

Ama yaptıklarına bakarsınız, söylemleriyle taban-tabana zıt olduğunu kolayca görürsünüz.

450 milyar dolara yakın dış borç aldıkları AB’ye sözde kafa tutarlar, özde ise istikametimiz Avrupa diye AB liderlerine telefon üzerine telefon açarlar.

Ekonomide devrim yapıp, doları terk edip, kambiyo kontrolü uygulayarak, üretim devrimi yapmak vb. söylemlerin siyasal İslamcı kafa ile yan yana getirmek istenmesi, gerçekçi olmayan, dilek ve temennilerinden öteye gitmez, gidemez.

Bakın, hafta başında bizzat kendilerinin neden olduğu ve ekonomiyi soktukları türbülansa, sanki başkaları neden olmuş gibi davranıyorlar bugün.

Kara pazartesi olmuş, Türk lirasına ağır değer kaybı yaşatılmış, borsa çökmüş ve bu nedenlerle ekonomik kredibilitemiz sarsılmamış gibi, hiç sıkılmadan kongrelerde “başarı masalları” anlatıyorlar.

2023 hedefi olarak bizzat T. Erdoğan birkaç yıl önce 25 bin dolarlık bir kişi başı milli gelirden, 500 milyar dolarlık ihracattan bahsediyor, beni cumhurbaşkanı seçerseniz dövizle-faizle nasıl başa çıkarım göreceksiniz anlamında yüksek perdeden konuşmalar yapıyordu.

Şimdi Sn. Aliyev’in yaptığı tarihi konuşmasındaki gibi, birisi çıkıp da “Ne oldu Sn. Erdoğan, 2021’de kişi başı milli gelir 8 bin 800 dolara düştü, ihracat gerileyerek 169 milyar dolara indi, ne oldu 2023 hedefleri Sn. Erdoğan?” diye sorsa haksız mı olur.

Bunlardan ekonomik devrim bekleyenler ne deve ne de kuş olmayan ekonomi politikalarına baksınlar. Israrla “liberal piyasadan, serbest piyasa ekonomisinden” bahsediyorlar, taahhütte bulunuyorlar.

Uygulamada ise keyfilik, yolsuzluk, hukuksuzluk ve akıl dışılıkla yarış ediyorlar adeta.

Öte yandan Cumhuriyetin kurucu değerlerine, başta laiklik olmak üzere, militan-partizan-tarikat unsurlarıyla zarar vermeye, saldırmaya hiç ara vermiyorlar.

Adeta bir “Cahiliye döneminde”, cehaletin meşrulaştırıldığı, ehliyet ve liyakatin ortadan kalktığı, eş-dost, akraba kayırmacılığının kurumsallaştığı günler yaşıyoruz.

DEMİREL KADAR BAŞINIZA TAŞ DÜŞSÜN!

Yeni anayasa denilerek mevcut Anayasamızın kurucu değerlerini kapsayan değiştirilemez hükümleri savunmasız hale getirilmek isteniyor.

Halbuki sıfırdan yeni anayasa yapılamaz, olsa olsa değiştirilemez hükümler dışında kalan maddelerle ilgili geniş bir Anayasa değişikliğini gündeme getirebilirler.

Yeni Anayasa diyerek ısrar edenler, gidilecek olası referandumda, sadece anayasaya “hayır” değil, AKP’ye de “hayır” denileceğini hiç akıllarına getirmiyorlar anlaşılan.

Konya Selçuk Üniversitesi Rektörünün, (kendisi muhtemelen daha öğrenciyken) Demirel tarafından kurulan üniversitede, Demirel adını kaldırması işte bu zihniyetin, merkez sağ- demokratik merkezle hiçbir alakasının olamayacağının, tam tersine, düşman olduklarının bir kanıtıdır. Demirel ismini kaldıran kafalara, T. Erdoğan’ın lafıyla cevap verelim; “başınıza Demirel kadar taş düşsün İnşallah!”

Devrim mi dediniz? Harp Okullarına giriş koşullarından “irticai faaliyeti” dün yönetmelikten çıkarıvermişler.

Yani geçmişte FETÖ’nün yaptığına benzer irticai faaliyetler içinde olmak, Harp Okullarına girmeye mâni olmayacakmış artık iyi mi?

Alın size “karşı devrim”. Bu karar, başta “laiklik tehlikededir diyemeyiz” şeklinde konuşan parti liderleri olmak üzere, iflah olmaz iyimserlere gelsin.

Son söz, siyasal İslamcılarla hiçbir konuda devrim ve yenilik yapılmaz, yapılamaz, olsa olsa “karşı devrim” olur o işin adı. NOKTA.

Devamını Oku

Tapu müdürü bile böyle değiştirilmez!

Tapu müdürü bile böyle değiştirilmez!
1

BEĞENDİM

Ekonomide bir “cahiliye dönemi” yaşıyoruz ne yazık ki. AKP iktidarı aldığı ekonomik ve siyasi kararlarla, adeta kendi ayağına ateş ediyor bence.

Geçen hafta sonu 4 ay önce T.C Merkez Bankası Başkanlığına atanan N. Ağbal’ın gece yarısı kararı ile görevden alınması, iç ve dış tüm ekonomik çevrelerde hayretle karşılandı.

Tapu dairesi müdürleri bile bu kadar sık ve keyfi biçimde görevden alınmaz hukuk devleti yönetimlerinde.

Bu tür keyfi, hukuksuz ve otoriter kararlar, ekonominin istikrarına ve Merkez Bankası’nın kredibilitesine zarar veriyor.

Yaşadığımız öngörülemez, tutarsız, partizan ve keyfi bürokratik dönem giderek bir “otoriter kapitalizme” dönüşme riski taşıyor.

***

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, piyasalarda oluşan çalkantılı ve sert döviz hareketlerini yatıştırmak için dün açıklamalar yapmak zorunda kaldı.

Ne dedi Sn. Elvan; “…serbest piyasa mekanizmasından herhangi bir taviz kesinlikle söz konusu olmayacak, liberal kambiyo rejiminin uygulanmasına kararlılıkla devam edilecektir…” Peki bu laflara kim inanır? Ekonomide ve hukukta reform paketi açıklayıp, sonra bunların kâğıt üzerinde kalmasına neden olan iş ve icraatlar yaparsanız, o zaman da sormazlar mı “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye.

***

Hatırlanacağı üzere, bundan 4 ay önce dolar kuru 8.40’lara kadar çıkmıştı ve faizler enflasyonun altında, negatif oranlarda yani yüzde 10.25 dolaylarındaydı.

N. Ağbal’ın TCMB Başkanı olmasıyla birlikte değişen faiz politikasıyla beraber, faizler bugün yüzde 19’a çıktı ama dolar kuru bir ara yine 8.40’ları gördü ne yazık ki.

Yani attıkları taş, ürküttükleri kurbağaya değmedi. Yüksek faiz maliyetine rağmen, yine yeniden dolarizasyon tetiklenmiş oldu.

Eş zamanlı olarak, Türkiye’nin CDS kredi risk primleri, yine 300 baz puanı aştı maalesef. Devlet ve özel sektör tahvilleri de satış yedi.

Borsada ise kaçış ve çöküş yaşandı. Tam anlamıyla bir “kara pazartesiyi” gördük yaygın deyimiyle.

Maraba ile Ağa fıkrasında olduğu gibi, “peki bu haltı niye yediniz” diye sormak lazım değil mi şimdi?

***

Merkez bankaları, tüm dünyada ülke ekonomileri için, en saygın-objektif-bilimden ve akıldan yana ihtisas ve itibar müeseseleridir.

20 ayda 4 başkan değiştirirseniz, bu değişikleri de eski AKP Milletvekilleriyle yaparsanız, inandırıcılık, itibar ve güven kaybına uğrarsınız.

Artık diyecek fazla bir şey kalmadı esasında.

Ne diyelim, bindik bir alamete, gidiyoruz…

Devamını Oku

Andımızı yasaklayan ittifak mı? HDPsever ittifak mı?

Andımızı yasaklayan ittifak mı? HDPsever ittifak mı?
0

BEĞENDİM

Bugün, seyahatim dolayısıyla ertelediğim, ekonomik reform açıklamaları ile ilgili olarak yazacaktım. Ama Andımız ihanetini görünce, durumdan vazife çıkarmak ahlaki ve milli bir ödev oldu benim için.

80 yıl boyunca, her sabah öğrenciler tarafından okunan, Milli Eğitimin gerçek Bakanı olan Reşit Galip tarafından yazılmış olan Andımız, Terörist başı Apo ve etnik bölücü terör yanlılarının da istediği biçimde, AKP iktidarı tarafından 8 Ekim 2013 tarihinde kaldırıldı.

Bugün yerli ve milli olduğunu (hiç inandırıcı olmasa da) iddia eden AKP iktidarının, bir yandan HDP’ye kapatma davası açılırken, eş zamanlı olarak “altın çağını” yaşadığı söylenen yargının- Danıştay kararı ile Andımızın okunmasına bir kez daha mâni olunması izah ve kabul edilemeyecek bir çelişkidir.

Bütün kamuoyu araştırmalarında, bugüne değin görülmemiş bir oranda “tepki” oyları ve/veya “kararsız” oyların yükselmesinin nedeni de tam da bu tür işlerdir bence.

Türk Milleti, laiklik karşıtı odak olan -ihvancı-gerici ve Andımızı yasaklayan sözde ittifak ile, Sorosçu, İkinci Cumhuriyetçi, HDPsever, AKP artıklarıyla dost olan diğer ittifak arasında bir tercihe zorlanmak isteniyor.

Kırk katır mı? Kırk satır mı? deniliyor adeta.

Bir yandan Andımızı yasaklayan iktidar, öte yandan etnik-bölücü terörün siyasi uzantısı ile kol kola giren bir muhalefet.

Al birini, vur ötekine.

Bugün demokratik merkezde yer alan cumhuriyetçi, demokrat, vatansever ve Atatürkçü geniş halk kitleleri, ihvancı-gerici ittifak ile Sorosçu-bölücü ittifak arasında kalmayı asla kabul etmedi, etmez, etmeyecektir.

İnanıyorum ki, sağduyulu-vatansever, demokrat ve cumhuriyetçi milyonlarca Türk vatandaşı, sağ-sol demeden, köken-mezhep ayırmadan, partilerüstü demokratik bir Kuvayı milliye anlayışı ile kendilerine ABD ve içimizdeki işbirlikçi tarafından kurulan bu tuzaktan çıkacak, üçüncü ve doğru bir yolu mutlaka bulacaktır.

Ya bir yol bulacak ya da bir yol yapacaktır.

Şimdilik “kararsız” ve “tepki” oyları olarak kamuoyu araştırmalarına yansıyan bu ulusal çıkarlardan yana ve milli duruşa sahip milyonların sessiz direnişi, süreç içinde ete-kemiğe bürünecektir. Böylece Milletimiz, ihvancılarla-Sorosçular ve gericilerle-bölücüler arasında bir seçim yapmayı reddederek, Atamızın, gösterdiği akıl ve bilim ışığında kendi yolunu çizecek ve kaderine sahip çıkacaktır. NOKTA.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.