h Dolar 16,1920 % -0.96
h Euro 17,4658 % -0.96
h Altın (Gr) 964,40 %-0,79
h BIST100 2.438,84 %-0,49
h Bitcoin 467651 %-3.50704
Ankara 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Türker Ertürk

Türker Ertürk

19 Mayıs 2022 Perşembe

VETO ÇIKIŞININ ANLAMI

VETO ÇIKIŞININ ANLAMI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ukrayna Savaşı’nın üçüncü ayını doldurmak üzereyiz. Türkiye’yi yöneten iktidar savaşın başından itibaren tarafsızlıkla ikili oynama arasında ince bir çizgide dans ediyor. Böyle bir çizgide siyaset yapmasının belirleyici nedeni ise bu savaşı iktidarını sürdürebilmek için bir fırsat olarak görmesi ve yaklaşan seçimlerden kural dışı da olsa muzaffer olarak çıkabilme hedefidir. Tabii ki böyle bir siyaseti kolayca seçebilmesine imkân veren şartlar, devletin denge ve kontrol mekanizmalarınındaha önce yine iktidar tarafından çökertilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca iktidarın Makyavelist olması, ilkeler ve değerler manzumesine sahip olmaması da böyle bir rota seçiminikolaylaştırmıştır.

Zaten iktidar Rusyaya karşı bir anda açıktan cephe de alamazdı. Çünkü ne iflas etmiş ve hazinesi tam takır hale gelmiş ekonomisi ile yaptırım uygulayacak gücü vardı, ne de 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası Rusya ile birçok alanda girmiş olduğu angajman dolayısıyla Rusya’ya karşı cephe alabilecek hareket serbestisi! Bu angajmanla Rusya; enerjiden gıdaya, meyve sebze ihracatından turizme, müteahhitlik hizmetlerinden Akkuyu Nükleer Santrali’ne, hattaSuriye’deki askeri harekâta kadar her alanda Türkiye’yi cezalandırabilme imkânına sahipti.

İktidar Pazarlık Peşinde

İktidar; hem Rusya’nın cezalandırmasından kaçınmak ve desteğini almak hem de ABD liderliğindeki Batı ile Ukrayna Savaşı nedeniyle Türkiye’nin yükselen stratejik önemini pazarlık unsuru yaparak ekonomik desteğini almak ve kafasına göre kotarmayı planladığı seçim sürecine sessiz kalmasını sağlamak için bu ince çizgi siyasetini seçimlere kadar devam ettirmek istiyor.İşte bu strateji kapsamında Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği için de Veto çıkışı yaptı. Buradan hareketle iktidarın her fırsatı pazarlığa çevirmekte ne denli mahir olduğunun altını çizmek yerinde olacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan; Teröristlere misafirhane olan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine sıcak bakmıyoruz dedi. Hemen arkasından daCumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın; İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılması konusunda kapıları kapatmadık açıklamasını yaptı. Çok açıkça belli ki; iktidar İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasının arkasındaki esas belirleyici güç olan ABDile pazarlık yapmak istiyor.

Veto İçin Gerekçeler Neler Olabilir?

Türkiye iki haklı gerekçeyle İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine itiraz edebilir.

Birincisi; bu iki ülkenin NATO üyeliği söylendiği gibi Avrupa’nın ve Türkiye’nin güvenliğini arttırmayacak, aksine genişleme Rusya’yı daha da fazla kışkırtacak,nükleer ve küresel savaş riskini arttıracak, Avrasya’yı istikrarsızlaştıracak ve halen içinde bulunduğu İkinci Soğuk Savaş’ın daha da tırmanmasına neden olacaktır. NATO’nun genişlemesi ve tırmanacak soğuk savaş ister istemez silahlanma yarışına, küresel tedarik zincirinin kopmasına, gıda ve enerji güvenliğinin çok büyük darbe almasına, aşırı fiyat artışına, enflasyona ve ekonomik yıkıma neden olacaktır.

Bu sebeplerle Türkiye genişlemeyi haklı olarak veto edebilir. Ama iktidarın böyle bir niyeti, fikri, derinliği veya vizyonu yok! Zaten böyle bir vizyonu olsaydı;Ukrayna ve Gürcistan’ın da NATO üyeliğine hayır der, Montrö Boğazlar Sözleşmesine düşmanlık yapmaz, sahip çıkan Amirallerine kumpas kurmaz, Montrö için tehlike olan Kanal İstanbul projesinin peşinde koşmaz ve Karadeniz’e daha fazla NATO donanma gücü gelmesi için kışkırtıcılık yapmazdı.

Bu Gerekçeler Daha Önce Yok Muydu?

İkinci gerekçe ise NATO üyesi bazı ülkelerle olan sorunlarını çözebilmek için bu durumu fırsat olarak kullanmak olabilir. Ama arkası doldurulmadan, üzerindeçalışılmadan ve derinliği olmadan yapılan alelacele çıkışlarla bu iş olmaz ve hüsranla neticelenir. Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto;“Türkiye daha önce NATO’ya katılımımız için olumlu görüş bildirmişti diyor. Belli ki iktidar, veto çıkışı yapmaya son bir veya iki hafta içinde karar vermiş. Bu kararın geçmişi, derinliği ve arkasında devlet aklı yok. İnsana sorarlar; “Veto için ifade ettiğiniz gerekçeler daha önce yok muydu? Niçin kısa bir süre önce evet dediniz de şimdi hayır diyorsunuz? Yoksa sizin amacınız şark kurnazlığı ile pazarlık yapmak mı? diye!

Ayrıca PKK’ya kucak açan yalnız İsveç ve Finlandiyadeğil ki! Fransa onlara kucağın daha büyüğünü açıyor, hatta PKK terör örgütünün Suriye uzantısı olan PYD’yiElize Sarayı’nda bile ağırladılar. Bununla ilgili olarak Fransa’ya da bir sözünüz var mı? Hele ABD’nin durumu kucak açmanın da bir hayli ötesinde! Suriye’de PKK’nın uzantısı olan 100 bin kişilik bir orduyu donattı, eğitti ve hala da destekliyor. Ya iktidara ne demeli? Ülkemizi yöneten iktidar da bu konuda tutarlı değil. Geçmişte PYD’nin lideri Salih Müslim’i Ankara’da kırmızı halılarla karşılamış ve Beşar Esad’ı devirmek için işbirliği dahi teklif etmişti. Bunu bütün dünya bilmiyor mu?

Baskı Yapar, Hallederiz Demek İstiyorlar

Demek ki gerçekte iktidar için sorun bu değil. Olsaydı;14 Haziran 2021’de Roma’da Biden’a Bu sorun çözülmeden ilişkilerimizde düzelme olmayacakdenirdi. Ayrıca ABD ile sorunlarımız bununla da bitmiyor ama iktidarın ABD’ye direnecek ve pazarlık edecek gücü yok. Bunun böyle olduğunu yakın geçmişten de biliyoruz. Hatırlarsınız; Trump 2018’de yaptırımlarla tehdit etmiş, Rahip Brunson’ı almıştı. 2019’da Fırat’ın doğusuna yapılan Barış Pınarı Harekatı da henüz hedeflerine ulaşamadan Trump’ıntehdit ve hakaretleriyle durdurulmuştu.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken; Türkiye ileFinlandiya ve İsveç hakkında fikir birliğine varacağımızdan eminim açıklamasında bulundu. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Fontellesde NATO, İsveç ve Finlandiya konusunda Türkiye’nin itirazlarını aşacaktır dedi. Yani Atlantik’in her iki yakası da Türkiye’nin veto çıkışı sorun değil, baskı yapar, hallederiz” demek istiyorlar.

Amaç Taviz Koparmak

Sonuç olarak iktidar üç nedenle veto çıkışı yaptı. Bunlar;

1. ABD ve AB ile yaklaşan seçimler öncesi pazarlık yaparak aynen 2009’da Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne atanması sırasında Danimarka’dan yayın yapan ROJ TV’nin kapatılmasını sağlamak gibi bazı konularda avantaj elde etmek ve kendi iktidarının devamı için tavizler koparabilmek,
2. İç kamuoyuna Güçlüyüz, NATO’yu hizaya getirdik, herkes bizim ağzımıza bakıyor algısı yaratmak,
3. Sonuç alıcı bir tavır olmasa da veto çıkışı yaparak Putin’e şirin görünüp enerji, buğday, turizm, ihracatve Suriye’deki faaliyetlere ilişkin Rusya’nın hiç değilse şimdilik cephe almasını engellemektir.

1987-1991 tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde büyükelçilik yapan Ertuğrul Kumcuoğlu’nun Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Kıbrıs ve Diplomasi-Bir Büyükelçinin Gözünden adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Yüce Türk Milletinin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını sevinç ve coşku ile kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Devamını Oku

ABD’NİN ADAYI KİM OLABİLİR?

ABD’NİN ADAYI KİM OLABİLİR?
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Herhangi bir zaman aralığında mevcut durumu etkileyen faktörleri algılayabilme, anlayabilme, ilişkilendirebilme ve mevcut durumsal resmi görebilme yeteneğine durumsal farkındalık diyoruz. Durum muhakemesi yapabilmek, geleceğe yönelik öngörüde bulunabilmek, tehditleri, tehlikeleri, çıkış yollarını, fırsatları, en uygun hareket tarzını veya politikalarınıtespit edebilmek için öncelikle içinde bulunulan durumun ayırdında ve değişen koşulları algılayabilirolmak gerekir. Aksi durumda verilen kararlar bizi istenilen sonuçlara götürmez.

Bu girişten sonra durumsal farkındalık ve geleceğe yönelik en uygun politikaların tespiti açısından altını çizmemiz gereken en önemli gerçeklik; halen devam eden Ukrayna Savaşı’dır. Bu savaş; küresel, bölgesel ve Türkiye olarak her alanda kalıcı değişim ve dönüşümleri tetiklemektedir. Artık II. Dünya Savaşı(1939-1945) sonunda belirlenen statüko radikal biçimde değişecektir. Yaptırımlar ve tırmanan soğuk savaş, zaten sonu gelmeye başlamış olan küreselleşmenin tabutuna son çiviyi de çakmıştır. Bu gelişmeler, aynı zamanda 1970’li yılların başından itibaren devam eden dolar egemenliğine de son verecektir.

24 Şubat 2022 Öncesi

Bu tür radikal değişim ve dönüşümlerin yaşandığı zaman dilimleri istikrarsızlıklar, tehditler, tehlikeler ve savaşlar ürettiği gibi fırsatlar da yaratır. İşte Türkiye’yi yöneten iktidar sahipleri bu durumun farkında,Ukrayna Savaşı’nı kendi iktidarını devam ettirebilmek için fırsat olarak görüyor ve politikalarını buna göre geliştirmeye devam ediyor.

Halbuki 24 Şubat 2022 öncesinde; bitmiş, tükenmiş, anlatacak hikayeleri kalmamış, neredeyse tüm dünya tarafından tecrit edilmiş, ülke ekonomisini iflas ettirmiş, hazineyi tam takır hale getirmiş, hukuku, adaleti, demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına almış ve seçim kazanabilme şansını yitirmişdurumdaydılar.

Savaşta Türkiye’ye İhtiyaç Var

Bu bağlamda muhalefetin Millet İttifakı girişimininiktidarın karşısında yer alan herkesi kucaklama, demokrasi, hukuk, adalet söylemleri, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” siyaseti ve yıpranmaması için Cumhurbaşkanı adayını açıklamaması doğruydu.Kamuoyu yoklamaları, Cumhur İttifakı için seçimkazanma şansının olmadığını gösteriyordu. Ortaya çıkan bu sonucun belirleyici iki nedeni ise; ekonominin iflas etmesi ve bunun sonucu olarak mutfaklardaki yangının her geçen gün artarak devam eden iktidar karşıtlığına dönüşmesiydi.

24 Şubat’ta başlayan Ukrayna Savaşı ile birlikte geçen bu iki aylık sürede iktidara yönelik dış dünyadaki tecrit bitti, Batı ile uzun dönemdir yaşanan gerginlik sona erdi ve iktidar ABD liderliğindekiBatı’nın ilgi odağı haline geldi. Tabii ki bu ilgi alaka ve siyaset değişikliğinin nedeni kara kaş, kara gözdeğil, Türkiye coğrafyasının Ukrayna Savaşı’nda kullanılması ihtimaliydi. Rusya için de iktidarın halen sürdürdüğü Ukrayna Savaşı siyasetine devamı yaşamsal derecede önemliydi. Bu haliyle Türkiye,Rusya için bir nevi nefes borusu özelliği taşıyor. Yani Batı’nın Türkiye’yi tamamen kazanmak, Rusya’nın da kaybetmemek için Türkiye’yi yöneten iktidara ihtiyacı var.

Açık Kapı Politikası

İktidar, olan bitenin farkında ve adımlarını bu farkındalık içinde atıyor. Bu yüzden Irak ve Suriye’de de hareketlendi. Halen Irak’ta devam eden Pençe-Kilit Operasyonu bu kapsamda başlatıldı. Bu operasyon için ABD’nin onayı var. Ukrayna Savaşıolmasaydı, ABD buna izin vermez, hatta kıyameti koparırdı. Şu anda sesini çıkarmadığı gibi Mesut Barzani’nin de operasyona destek vermesinin önünü açtı. Zaten operasyonun başlamasının iki gün öncesinde Barzani ile Erdoğan görüşmüştü. İşin içinde Kuzey Irak petrolünün Avrupa’ya intikali işi de var. ABD bu izni vermekle, Suriye’de PKK Terör Örgütünün uzantısı YPG’ye vermiş olduğu desteğe karşı Türkiye’nin kızgınlığını Irak’ta önünü açarak dengeliyor. Buna Açık Kapı Politikası diyoruz. Bu politikayı; Hem evet, hem hayır”, “Orada evet,burada hayır şeklinde örneklendirebiliriz.

ABD, aynı zamanda iktidara seçimler öncesinde Irak’ta başarı öyküsü yaratabilme şansı da veriyor. Ancak bilinmelidir ki; ABD ancak göstermelik bir başarıya izin verecektir. Yani ABD, Türkiye’ye karşı Irak ve Suriye’de ikili oynuyor. Çünkü uzun soluklu yıpratma stratejisi üzerine inşa edilen Ukrayna Savaşı’nın müteakip safhalarında Türkiye’ye ihtiyacı çok büyük olacak.

İçi Kof Milliyetçilik

Irak’taki operasyonun iktidar açısından diğer bir hedefi de Millet İttifakında PKK Terör Örgütü-HDPsuçlaması üzerinden gedik açmak, ayrışmaya neden olmak ve Kürt oylarının hiç değilse bir bölümünü küstürerek sandıktan uzaklaştırmaktır.

İktidar, seçimi kazanabilmek için aynen 2015’de iki seçim arasında yarattığı gibi bir korku, şiddet ve çatışma ikliminin peşinde. Çünkü böyle iklimlerde yönelim mevcuda ve otoriter lidere doğru olur. Ne ibretliktir ki yakın geçmişte Biz milliyetçiliğin her türlüsünü ayaklarının altına almış bir iktidarızdiyen bu iktidar iradesi, bugün içi kof bir milliyetçiliği tırmandırıp seçim kazanabilmeyi tek çare olarak görüyor.

Yeni Nesil İç Savaş

Bugün ABD’nin Ukrayna’da Rusya’ya karşı sürdürdüğü Beşinci Nesil Savaşın (Fifth GenerationWarfare) araç ve yöntemlerini iktidar Yeni Nesil İç Savaş olarak kendi halkına karşı uygulamaktadır. Bu gidiş uzun dönemde; her tarafı bayraklarla donatılmış, her mahallesinde en az bir cami bulunan, ekonomik durumu vasat veya vasatın altında olan ailelerin tüm çocuklarının imam-hatip eğitimi aldığı ama Türklükle, İslamiyet’le, sorgulayıcı akılla ve pozitif bilimle ilişkisi tamamen kopmuş, işgal ve sömürü altında kalmış bir ülke haline gelmemizi garanti edecektir.

İktidar Ukrayna Savaşı devam ederken seçim yapmayı ve bu maksatla halen sürdürdüğü ikili oynamakla tarafsız kalmak arasında gidip gelen çizgisini de muhafaza etmeyi planlıyor. Bunun amacı;ABD’ye karşı pazarlık gücünü elinde bulundurmak ve desteğini almaktır. Eğer iktidar bugün ABD’nin istediği gibi Rusya’ya karşı tüm yaptırımları devreye sokar, hava sahasını kapatır ve ikinci cepheyi açarsa pazarlık gücünü de kaybeder.

Seçimi Ben Kazandım

Çünkü Rusya’ya karşı cephe alındıktan sonra bunun bir daha geriye dönüşü olmaz, bu da iktidarın seçimlerde ABD’nin desteğini almak için elinde tutmayı düşündüğü tarafsızlıktan kaynaklanan pazarlık gücünü yok eder! İktidar bu bağlamda; antidemokratik şartlarda, dürüstlükten ve adil olmaktan çok uzak bir seçime gitmeyi, gerçek sonuç ne olursa olsun Seçimi ben kazandım!” demeyi planlamaktadır ve bu duruma ABD’nin Ukrayna Savaşı nedeniyle Türkiye’nin desteğini kazanmak açısından sessiz kalacağını düşünmektedir. Biden’ın 24 Nisan’da sözde “Ermeni Soykırımı” konusunda yaptığı açıklamaya iktidarın sessiz kalmasını da bu strateji bağlamında görmek lazım.

Bu maksatla ABD’ye Ukrayna Savaşı ile ilgili vaatlerinseçim sonrası için verileceği değerlendirilmektedir. Halbuki Biden, seçim kampanyası sırasında Türkiye’de iktidara karşı muhalefeti destekleyeceklerini açık açık söylemişti. Zaten bu nedenle de iktidar Trump’a destek vermiş ve darbe girişimine de sessiz kalmıştı. Ukrayna Savaşı ile birlikte durum değişti ve iktidar kendisi açısından büyük bir fırsat yakaladı.

Akar ABD’ye Mesaj Verdi

Bu iktidarla devam edilecekse normalde ABD’nin adayı Hulusi Akar olur. Erdoğan için de kendisi olmayacaksa halefi ABD faktörü de dikkate alınarakAkar olur. Daha geçenlerde Karadeniz’deki mayın tehdidi konusunda Rusya’yı dışlayan, Karadeniz’e sahildar olmadığı halde Polonya’yı dâhil eden toplantı da Akar tarafından ABD’ye verilen bir mesajdı. Son tahlilde kimin aday olacağı veya yapılacağı ise süreçteki gelişmelere bağlı olarak belli olacaktır.

Geçtiğimiz Ocak’ta Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü Türkiye Direktörü Soner Çağaptay, Amerika menşeli dergi Foreign Affairs’detartışma yaratacak bir yazı kaleme almıştı. Yazıda;Erdoğan’ın kaybedeceği bir seçimi daha sonra yargılanacağı, hatta sürgün edileceği için kabul etmeyeceğini, bunun ülkede eylemlere neden olabileceğini, buna karşılık Türk Polisinin onlarca kişiyi öldürebileceğini, bunun da Türkiye’de demokrasiyi bitireceğini” iddia etmişti.

Muhalefetin Yeni Bir Stratejiye İhtiyacı var

Yumuşak bir geçiş süreci olması gerektiğini savunan Çağaptay’a göre, muhalefetin Erdoğan’a, kendisi ve ailesinin işlediği tüm suçların affedilmesine karşılık iktidarı devretmesi teklifini yapması en iyi çözüm. Çağaptay, Erdoğan-muhalefet anlaşmasının garantörü olarak da orduyu göreve çağırdı ve garantör olmasını istedi. Yani yargıya güvenilmiyordu!Çağaptay’ın bu yazısının ABD’de ve Türkiye’de bir şekilde bir yerlerle koordine edilmeden yazılması mümkün değil.

Millet İttifakının altılı masasında bu çözüm var mı bilmiyorum. Ama AKP içinden gelen Davutoğlu ve Babacan’ın söylemlerine bakarak bir sonuç çıkarmak gerekirse; şimdilik böyle bir seçeneğin masada olmadığını söylemek mümkün. Zaten bu çözüm Ukrayna Savaşı öncesi bir hareket tarzıydı, savaşın başlaması ile birlikte kadük oldu.

Muhalefet bu gelişmeleri iyi okumadan, dış ve iç dinamikleri iyi analiz etmeden 24 Şubat öncesinde belirlediği stratejiyi aynen uygularsa sonuç hüsran olabilir. Muhalefet ne yapmalı ve nasıl bir strateji uygulamalıdır?” sorusunun yanıtını müteakip yazılarımızda vereceğiz.

 

Devamını Oku

UKRAYNA SAVAŞI NE ZAMAN BİTECEK?

UKRAYNA SAVAŞI NE ZAMAN BİTECEK?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ukrayna Savaşı’nda 56. güne ulaştık ve neredeyse ikinci ayı bitiriyoruz. Başladığı ilk gün yaptığımız Bu savaş aynen Afganistan örneğinde gördüğümüz gibi uzun soluklu bir yıpratma savaşı şekilde olacaktır, çünkü böyle planlandı öngörümüzün doğruluğu her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor. Bu savaşı durdurmak mümkündü, hala mümkün ama durdurulma istenmiyor.

Türkiye’yi yönetenler, bu savaşı iktidara kalabilmek adına ayaklarına gelmiş bir fırsat olarak görüyor. Bu fırsatı; seçimi kazanabilmek, bugüne kadar yaşamadığımız derecede dürüstlükten ve adaletten uzak bir seçim kotarabilmek, buna rağmen kazanılamıyorsa oldubitti ile kazanıldığını ilan etmek, seçimi ötelemek veya hiç yapmamak gibi birçok şekilde kullanma seçeneği akıllarda var.

İktidar Açısından Savaş Neyi Değiştirdi?

24 Şubat öncesinde Türkiye’nin ekonomisini iflas ettiren, her gün halk desteğini daha da çok kaybeden, uluslararası ilişkilerde yalnızlaşan, bölge ülkeleriyle berbat ettiği ilişkilerini düzeltmek için beyaz sayfa açma peşinde koşan ve tüm Batıülkeleriyle gerilimler yaşayan bir iktidar vardı. Ukrayna Savaşı ekonomiyi tabii ki düzeltmedi ama hiç değilse iktidarın Batılı ülkelerle yaşadığı gerginliği azalttı, bu ülkelerden Türkiye’ye olan siyasetçi ve diplomat trafiğini arttırdı ve halkın iktidara desteğinde görülen aşınmayı da kısmen durdurdu.

Savaşlar kan, gözyaşı ve her alanda yıkım olduğu kadar, bazı insanlar ve ülkeler için fırsatlar da yaratır. Örneğin; Afrika’da yer alan ve Libya’nın güney komşusu olan Çad için Ukrayna Savaşıçok ciddi anlamda bir risk ve tehdit yaratmadığı gibi, fırsat da yaratmadı ama hemen kuzeyimizde yer alan ve denizden komşu olduğumuz Ukrayna’da gelişen bu savaş, ülkemizi bulunduğu coğrafi konum nedeniyle çok ciddi ve yaşamsal tehditlere maruz bıraktığı gibi bazı fırsatları da önümüze çıkar.

Bir Koyup Üç Almak

Eğer yanı başınızdaki savaşı fırsata çevirmeyi düşünüp kazanç peşinde koşarsanız, ülkenize yönelik risk ve tehditler daha da artar. Birinci Körfez Savaşı (1990) öncesinde Turgut Özal’ın yaptığı gibi bu savaşı fırsata çevirmek isteyip “Bir koyup üç alayım derseniz, elinizdeki birden de olursunuz. Ecevit ise İkinci Körfez Savaşı (2003) öncesinde tehlikenin büyüklüğünü görüp ABD’nin teklifini kabul etmediği için operasyon yedi, iktidardan düşürüldü, onun yerine işbirlikçilik konusunda güvence verdiği için AKP iktidara getirildi. Daha sonra AKP-ABD-Cemaat üçlüsü,işbirlikçilik konusunda iktidara zorluk çıkaran Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas yaptı ve demir parmaklıkların arkasına attı.

Geçtiğimiz günlerde ABD’nin İnsan Hakları Raporu yayınlandı. Türkiye için zehir zemberek olarak tabir edilebilecek olan bu rapor, tam tamına 93 sayfa. İşkenceden kötü muameleye, hukuksuzluktan, adaletsizlikten, kapatılan haber sitelerine, sansürden İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına kadar yok, yok! Ama Türkiye’nin egemenliği ve güvenliği adına yaşamsal derecede önemi olan Montrö Boğazlar Sözleşmesine sahip çıktıkları ve ifade özgürlüklerini kullandıklarıiçin hukuksuzluğa tabi tutulan Amiraller hakkındabir tek cümleye bile yer verilmemiş. Çünkü ABD,Montrö’nün değişmesini veya kadük hale gelmesini istiyor. Yani başka ülkelerdeki insan hak ve özgürlükleri ABD’nin hiçbir zaman umurunda olmadı. Bunu sadece gerektiğinde bir silah olarak kullanıyor. Hatırlarsanız, ABD’nin geçmişteki Kumpas hukuksuzlukları için de tek sözü olmamıştı.

İktidar Suriye Savaşına Balıklama Atladı

Hitler Almanya, II. Dünya Savaşı (1939-1945) sırasında Türkiye’yi kendi yanında savaşa sokmak istedi. Sovyetler Birliği’ndeki esir Türkleri kurtarma konusu Almanya’nın ikna yöntemiydi. İsmet İnönü bu oyuna kanmadı, ustaca yürüttüğü siyasetle Türkiye’yi savaş dışında tuttu. Bugün ülkemizi yöneten irade o gün iktidarda olsaydı Sovyetler Birliği’ndeki Müslümanları kurtarmak için Türkiye savaşa balıklama girerdi.

Türkiye’yi yöneten iktidar, Atlantik üzerinden estirilen bir güçle başlatılan Arap Baharını da çağdışı Siyasal İslamcı ideolojisi ve geçmişin aklı olan Yeni Osmanlı hayali için şans olarak görmüş, bu kapsamda geliştirilen Suriye’deki vekâlet savaşını fırsat olarak değerlendirmiş ve savaşa balıklama atlamıştı.

Yükselen Stratejik Önemin Anlamı

Zamanın ABD Başkanı Barack Obama’nın2009’da Başkan sıfatı ile gerçekleştirdiği ilk yurt dışı turunda Türkiye‘yi ziyaret etmesi maksatlıydı ve güneyimizde planlananlar için iktidarı iknaetmeye yönelikti. O zaman da ekranlarda ve bazı gazetelerin köşelerinde Bu ziyaret Türkiye’nin yükselen stratejik önemini gösteriyor” gibi yorumlar yapılmıştı.

Burada bahsedilen stratejik önem; ABD’nin bölgeye yönelik plan ve hedeflerine ulaşabilmesi açısından Türkiye’nin kullanılması demekti. İktidar da fırsattan istifade bir koyacak, ideolojisi ve hayali açısından üç alacaktı. İktidarın Suriye’deki vekâlet savaşında ABD’ye ülkemizi kullandırmış olmasının sonucunda neler kazandığımız veya kaybettiğimizin değerlendirmesini ise sizin ferasetinize bırakıyorum.

Bu Strateji Kimin?

Şimdi de Ukrayna Savaşı ile ilgili olarakTürkiye’nin yükselen stratejik önemi yazılıyor ve ekranlarda anlatılıyor. Türkiye aynı Türkiye,coğrafyası aynı coğrafya. Suriye Savaşı, ABD’nin güneyimizde planladıklarıyla ilgiliydi, Ukrayna Savaşı da kuzeyimizde planladıklarıyla ilgili! Yani ABD nerede bir operasyon yapıyor veya yapmayı planlıyorsa, o coğrafyanın ve yakınlarının stratejik önemi yükseliyor. Örneğin; ABD açısından Vietnam’ın da son zamanlarda stratejik önemi yükseldi ve buraya yatırım yapıyor. Çünkü Çin’in kuşatılmasında çok önemi var. Halbuki geçmişte savaşmıştı. Buradaki strateji; ABD’nin stratejisidir! Ne Türkiye’nindir, ne de Vietnam’ın!

Ukrayna’da devam eden savaş nedeniyle Türkiye’ye yönelik ziyaretçi trafiği arttı. Halbuki öncesinde iktidar dışarıda tecrit halindeydi, istenmeyen adam durumundaydı. Adeta ötekileştirilmiş, yalnızlaştırılmıştı. Şimdi ise hem Batı hem de Rusya tarafından ilgi odağı haline geldi. Diğer taraftan; ülke içinde ekonomik iflasıngeniş halk kitleleri için dayanılmaz boyutlara ulaşması ve bunun toplumsal bir patlamayaneden olabileceği korkusu nedeniyle otoriter ve baskıcı yöntemlere günden güne hız veriliyor ve halk korkutularak sindiriliyor.

Türkiye’den Talepler ve Beklentiler

Türkiye’ye Ukrayna Savaşı nedeniyle gelenler bu durumu görüyor ve iktidarın ikili oyun vetarafsızlık arasında gidip gelen siyasetini uzun süre devam ettiremeyeceğinin de farkındalar. Ürkütmeden, savaşın da uzun soluklu olarak planlandığının bilinci içinde “Havuç-Sopayöntemiyle iktidarı ikna etmeye çalışıyorlar.

ABD Liderliğindeki Batı’nın Türkiye’den OlasıTalepleri

Kısa dönemde;
1. Rusya ve Ukrayna arasında kolaylaştırıcılık görevlerine devam edilmesi,
2. Ukrayna’ya verilen desteğe devam edilmesi,
3. Batı ile Rusya arasında alternatif bir iletişim kanalı olma görevine devam edilmesi,
4. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin NATO Deniz Kuvvetleri için gevşetilmesi,
5. Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlara tedricen katılması,
Uzun dönemde;
1. Yaptırımlara tam katılım,
2. Türkiye hava sahasının Rusya’ya kapatılması,
3. Rusya’ya karşı ikinci cephenin Türkiyeüzerinden açılmasıdır.

Putin Liderliğindeki Rusya’nın Türkiye’den İstek ve Beklentileri;

1. Rusya, Türkiye’nin Batı sistemi içinde bulunduğunun, NATO’da olduğunun ve bu yüzden çok büyük bir hareket serbestisine sahip olmadığının farkında.
2. Rusya, bu nedenle Türkiye’yi NATO’dan ne kadar uzak ve kendine ne kadar yakın tutabilirse bunu kar olarak değerlendiriyor ve Türkiye’yi çok zorlamak istemiyor.
3. Rusya, Türkiye’yi nefes borusu olarak gördüğünden halen sürdürdüğü pozisyonunu korumasını istiyor.

Dengeli Olmanın Belirleyici Nedeni

Şu ana kadar Türkiye, Ukrayna Savaşında nispeten dengeli bir politika sürdürdü. Üç aşağı beş yukarı Çin, Hindistan, Pakistan, Mısır,Macaristan, Suudi Arabistan, BAE hatta İsrailbile dengeli siyaset örnekleri verdi. Daha başkaörnekler de var tabii ki! Gerçi bu yüzden Pakistanda demokratik görünümlü ve ABD destekli bir darbe ile karşılaştı ama Türkiye’nin durumu bu ülkelerden biraz farklı.

Türkiye’deki iktidarın dengeli gitmesinin belirleyici nedeni; Suriye, Libya, turizm, sebze meyve ihracatı, müteahhitlik hizmetleri, doğalgaz, nükleer santral gibi konularda Rusya’nın ceza kesebileceği korkusudur. Ayrıca iktidar, tarafsız kalmanın Rusya’dan ve oligarklar da hil Ruslardan kaynaklanacak ekonomik getirisinin de farkında.

İktidar ve Muhalefet Ne Yapmalı?

Türkiye, stratejik konumunu ve her iki taraf ile ilişkilerini sürdürüyor olmanın avantajını barış için, ateşkesi sağlamak için ve akan kanı durdurmak için kullanmalı, ülkemizi yönetenler de bu savaşı iktidarlarını sürdürmek için fırsat olarak görmeninve bunun üzerine siyaset inşa etmenin ülkemizin güvenliğine, bekasına ve çıkarlarına yönelik affedilmez bir hata olacağının bilincinde olmalı.

Muhalefet ise 24 Şubat 2022’de başlayan Ukrayna Savaşı ile iç ve dış siyasette taşların yerinden oynaması ve durumun artık önceki gibi olmamasından hareketle, seçimi kazanabilmek ve halk için seçenek olma şansını devam ettirebilmek için daha önce yaptığı planları ve stratejiyi gözden geçirip güncellemeli ve üzerinde gerekli değişiklikleri yapmalıdır.

Devamını Oku

TÜRKİYE İÇİN ÇOK TEHLİKELİ TUZAK

TÜRKİYE İÇİN ÇOK TEHLİKELİ TUZAK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKİYE İÇİN ÇOK TEHLİKELİ TUZAK

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı askeri operasyonun 34’üncü gününde taraflar İstanbul’da buluştu. Keşke, barış adına hiç değilse ateşkesi sağlamak mümkün olabilseydi ama ne yazık ki tahmin ettiğimiz gibi oldu ve savaş durdurulamadı. Büyük resme bakıldığında; Ukrayna ateşkes istiyor, Rusya istemiyor gibi görünüyor. Çünkü Rusya, başlangıçta belirlediği siyasi hedeflerin gerektirdiği askeri hedefleri ele geçirmeye çalışıyor ve başlangıçta yaptığı planların çok gerisinde, bu nedenle de siyasi hedeflerine ulaşabildiği bir barıştan yana. Siyasi hedefleri ise güvenlik endişelerinin giderilmesi, bu bağlamdaki taleplerinin karşılanması ve Ukrayna’nın Finlandiya gibi tarafsız olması şeklinde özetlenebilir.

Ukrayna tarafı ise her ne kadar barış lafları ediyorsa da pek barıştan yana gibi görünmüyor. Çünkü; Ukrayna tarafının siyasi iradesi ipotek altında ve bu ipotek ağırlıklı olarak ABD’nin elinde. Bu nedenle Ukrayna barışı için masaya oturması gerekenler Biden ve Putin olduğundan yakın bir dönemde kalıcı bir barışa imkân yok gibi görünüyor. Çünkü ne Biden ne de Putin geri adım atabilir. Geri adım atan, siyaseten biter. Hatta böyle bir durumda Putin’in darbe ile devrilmesi bile söz konusu olabilir.

Putin Yanlış Hesap Yaptı

ABD’de 8 Kasım 2022’de, yani yaklaşık 7 ay sonra ara seçim var. Bu seçimde; ABD Kongresi’nin 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi kanadının tümü, her eyalet için 2 adet olmak üzere 100 sandalyeye sahip olan Senato’nun 34 sandalyesinde kimlerin olacağı ve 36 eyaletin valileri belirlenecek. Biden’ın partisi Demokratlar, halen Kongre’nin her iki kanadında da çok az bir farkla çoğunluğa sahip durumda. Kamuoyu araştırmalarında da Biden’a olan güven azalıyor ve eski başkan Trump öne geçmiş görünüyor. Trump’ın 2024’deki başkanlık seçimine katılıp katılmayacağı kararı ise 8 Kasım 2022’deki ara seçimlerden sonra belli olacak. Bu nedenle Biden’ın ABD’yi tüm dünyaya rezil eden Afganistan çekilme hamlesinden sonra seçim öncesi Ukrayna’da geri adım atması mümkün değil.

Evet, Putin yanlış hesap yaptı. Ukrayna’nın böyle bir direnç göstereceğini değerlendiremedi, hazırlıklarını göremedi, istihbar edemedi. NATO ve Batı’daki ayrışmaların Ukrayna operasyonuyla birlikte derinleşip keskinleşeceğini sandı ve bu sanı üzerinden giderek varlık fonu yatırımlarının önemli bir bölümünü Batı’da tutmaya devam etti. Ukrayna için Finlandiya modelini önermesine rağmen, Finlandiya’nın Rusya’nın yarattığı tehdit nedeniyle tarafsızlıktan vazgeçme aşamasına gelebileceğini göremedi.

Liderlerinin Duymak İstediklerini Söylüyorlar

Bunun nedeni; Rusya’nın demokratik bir ülke olmaması ve Putin’in demokrat bir liderlikten uzak olmasıdır. Böyle rejimlerde liderin yanındakiler çelik çekirdekten uzaklaşmamak için liderin duymak istediklerini ve hoşlandıklarını söylerler. Bugün Türkiye’deki durum daha da feci!

Rusya bugün sadece Ukrayna ile savaşmıyor, ABD başta olmak üzere Batı’nın imkân kabiliyetleri ve vekilleriyle savaşıyor. Aynen Afganistan’da olduğu gibi. Üstüne üstlük; burası Avrupa, burada durum daha da zor! Rusya, Ukrayna’yı sert güç yoluyla tamamen ele geçirebilir ve Rus yanlısı bir iktidar da getirebilir, buna şüphe yok! Ama nasıl yönetecek? Artık işin içine kan da girdi! Uzun dönemde bunun maliyetlerine katlanabilecek mi?

Ukrayna Savaşı Milat Olacak

Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı askeri operasyon, içinde bulunduğumuz İkinci Soğuk Savaşı tırmandıran bir etki yaptı ama bunun yanında hem Rusya’da hem Avrupa’da hem de küresel bağlamda milat olabilecek gelişmelerin önünü açacak. Rusya bu gelişmeler sonucunda daha demokratik bir ülke olabilir mi, tam bilemiyorum ama şimdiki gibi olmayacaktır. Kapitalist modelden uzaklaşacak, Çin gibi daha kamucu olacak ve devlet kapitalizmi gibi bir yöne doğru evirilecektir.

Yaptırımlar ve tırmanan soğuk savaş, uzun dönemde zaten sonu gelmeye başlamış olan küreselleşmenin tabutuna son çiviyi de çakacak. Bloklaşmanın keskinleşeceği bir süreçte -blokların adını ne koyarsanız koyun- sonuç; küreselleşmenin artık bittiğidir. Küreselleşmenin de arkasında ABD olduğuna göre sonunu da ABD getirmiştir. Bu gelişmeler, aynı zamanda 1970’li yılların başından itibaren devam eden dolar egemenliğine de son verecektir.

Yaptırımlar Bumerang Gibi Olacak!

Yaptırımlar da uzun dönemde Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa’yı ve Batı’yı aynen bumerang gibi vuracaktır. Bu gelişmeler, aynı zamanda ABD’nin en çok korktuğu seçeneğin gerçekleşmesine neden olacak, Çin ve Rusya’yı daha çok yan yana getirecek ve kader birliği yaptıracaktır. Bugün Rusya’ya karşı oluşturulan, adına “demokratik” denen ama hedefe ulaşmak için her yolu mubah görerek otoriter rejimlerle de işbirliği yapan ABD liderliğindeki Batı Bloku, zaman içinde yaşamsal zorluklarla karşılaştıkça ayrışacaktır.

Türkiye, çok zor olsa da Ukrayna’ya barışın gelmesi için elinden gelen tüm gayreti göstermeli ve Ukrayna’ya her türlü insani yardımı yapmalıdır. Ama silah veya vekâlet savaşçısı göndermek, Rusya’ya karşı Batı’nın koç başlığını yapmak gibi bir konuma asla gelmemeli ve bunu aklının ucundan bile geçirmemelidir. Türkiye tarafsız olmalıdır ve neden tarafsız olması gerektiğini tüm dünyaya açık açık anlatmalıdır. Ukrayna’nın ve Gürcistan’ın NATO üyeliğini desteklememeli ve bu üyeliklerin bölgenin, Avrupa’nın ve yer küremizin güvenliğine yaşamsal derecede zarar vereceğini her platformda anlatmalıdır.

Ukrayna Kıbrıs Değil

Ukrayna, Rusların öne sürdüğü şartlara karşı garantörlük istiyor. Bu ülkeler Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Rusya haricindeki dört üyesi olan ABD, Çin, İngiltere ve Fransa ile birlikte Kanada, Almanya, Polonya, İsrail ve Türkiye’dir. Ukrayna, bu garantörlüğün NATO’nun 5. Maddesi gibi olmasını istiyor. Bu işe Türkiye dışında sıcak bakan şimdilik hiçbir ülke yok. Unutulmaması gereken husus; Ukrayna’nın Türkiye için gerek güvenlik gerekse ulusal çıkarlar açısından bir Kıbrıs olmadığıdır. Türkiye’nin garantörlüğünün istenmesi çok tehlikelidir ve bir tuzaktır. Bu konuda çok dikkatli olunmasında büyük yarar vardır.

Türkiye’yi yöneten iktidar, iç politikada tamamen tükenmişliğini ve seçim kazanabilme şansını yitirmiş olmasını tersine çevirebilmek için Ukrayna krizini bir şans olarak görüyor. Önce şunun altını çizelim; Türkiye’nin Rusya-Ukrayna krizinde arabuluculuk rolü oynayabilmesine imkân ve ihtimal yoktur. Böyle söylemler sadece iç politikaya ve Türkiye’deki halkı kandırmaya yöneliktir.

Bu Arabuluculuk Değil

Türkiye’nin arabuluculuğu ile ilgili söylemler Rusya’nın da tepkisini çekiyor. Bu krizdeki taraflar; ABD ve Rusya. Bu durumda Türkiye’nin arabuluculuk rolü oynayabilmesi asla mümkün değil. Bu seviyedeki bir krizde bu rolü oynasa oynasa ancak AB-Çin ikilisi yapabilir ancak şimdilik bunun için de erken gibi! Türkiye’nin rolü ise her iki ülkeye coğrafi olarak yakın ve ilişkilerini sürdürüyor olması nedeniyle, sadece tarafların görüşmesinde kolaylaştırıcılık görevi yapmaktan ibarettir. Bunun arabuluculukla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

ABD Başkanı Biden, geçen hafta NATO Liderler ve G-7 Zirvelerinden hemen sonra Polonya’ya gitti, burada Polonyalılara seslendi ve “Rusya’da rejimi değiştireceğiz ve Putin’i alaşağı edeceğiz” dedi. Belli ki; Polonya’ya 1979-1988 yılları arasında gerçekleşen Afganistan Savaşı sırasındaki Pakistan rolünü veya benzerini biçmişler. Ama Rusya, Afganistan değil. Ayrıca Rusya, topraklarının yüzölçümü ve tarihi geçmişi ile ABD’den daha büyük. Daha da önemlisi; Rusya’nın ABD’den daha fazla nükleer silahı var. Bu nedenle; daha dikkatli ve sorumluluk sahibi açıklamalar yapmakta küresel barış açısından çok büyük fayda var.

Rusya Ukrayna’yı Karadeniz’den Koparmaya Çalışıyor

Türkiye için diğer bir risk alanı Karadeniz. Buradan Rusya’ya karşı cephe açmak isteniyor. Güneye ve Türkiye sahillerine sürüklenen serseri mayınlar provokasyon amaçlı olabilir. Amaç; Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin olmadığı ve uluslararası suyolu konumunda bulunan İstanbul Boğazı’nda geçiş emniyetinin olmadığı yolunda dünya kamuoyunda algı yaratarak, NATO veya AB liderliğinde Mayın Karşı Tedbirleri (MKT) imkânlarına sahip bir donanma gücünü Karadeniz’e göndermek olabilir.

 

Rusya’nın Karadeniz Donanması, Odessa başta, Ukrayna’yı ablukaya almış durumda. Rusya, karadan sürdürdüğü harekâtla da Ukrayna’nın Karadeniz’le olan irtibatını kesmek maksadıyla, tüm sahil şeridini Odessa’dan sonra Moldova içinde tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Rusya yanlısı Transdinyester Moldova Cumhuriyeti’ne ve Tuna Nehri’ne kadar ele geçirmeye çalışmaktadır.

 

Karadeniz’e Donanma Sokulmak İsteniyor

 

Batı’da yazılanlardan ve söylenenlerden anladığımız kadarı ile Rusya’nın Karadeniz’deki hareket serbestisini sınırlamak, ablukayı yarmak, Ukrayna’nın zor durumdaki şehirlerine denizden yardım götürmek ve Ukrayna Deniz Kuvvetleri’ne silah ve malzeme desteği sağlayabilmek için uluslararası bir donanma gücünün Karadeniz’e girmesi istenmektedir.

 

Geçen yıl Temmuz ayında, Ukrayna ve ABD tarafından Karadeniz’de düzenlenen Sea Breeze (Deniz Meltemi) tatbikatına 32 ülke, 40’a yakın savaş gemisi, bir o kadar savaş uçağı ve 5 bin civarında da asker katılmıştı. Bu tatbikata Karadeniz’de hiçbir güvenlik endişesi olmayan Brezilya, Tunus, Güney Kore ve Japonya gibi ülkeler de katılmıştı. Buna yakın kompozisyonda bir donanma gücünün Karadeniz’e bir bahane ile gelmesi ateşe benzin dökmek gibidir, ister istemez Türkiye’yi taraf olmaya zorlar ve Montrö’nün fiili olarak delinmesinin önünü açacak gelişmeleri tetikler. Türkiye uyanık olmalı ve bu gelişmelerin önünü kesecek hamleleri şimdiden yapmalıdır.

 

Prof. Dr. Semih Özbayrak ve Dr. Öğr. Üyesi Özlem Okumuş’un Altınbaş Üniversitesi Yayınlarından çıkan Sosyal Kültürel Ekonomik Faktörler Etkisinde Tıp Anlayışının Tarihi Gelişimi ve Diş Hekimliği Tarihi” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.

 

 

Devamını Oku

UKRAYNA NATO İÇİN ELEKTROŞOK OLDU

UKRAYNA NATO İÇİN ELEKTROŞOK OLDU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı askeri operasyonun 34’üncü günündeyiz. İlk bakışta görünen durum; Rusya’nın zorda olduğu, harekâtın planladıkları gibi gitmediği ve bu yüzden de planlarında devamlı değişiklik yapmak zorunda kaldıklarıdır.

kaldıklarıdır.

Ruslar, Zelenski’nin en geç bir hafta içinde düşeceğini değerlendirmişlerdi ama bu bir yanılgıydı. Ukrayna, halen sürdürdüğü Beşinci Nesil Savaşa iyi hazırlanmış, daha doğrusu hazırlanması sağlanmıştı. Bu yüzden, sınırlardan giren Rus ordusuna karşı başlangıçta bir savunma cephesi bile kurmadılar. Rusların bunu öngörmeleri gerekirdi! Demek ki; yeterli istihbarat yapılamamış ve düşmanın imkân ve kabiliyeti doğru tespit edilememiş.

Ortak Kimlik Yaratamadılar

Rusya, Ukrayna halkı tarafından misafir gibi de karşılanmadı. Çünkü, Sovyetler Birliği döneminde aynı çatı altında aynı yurttaşlık kimliği ile yaşanmasına, aynı etnik, aynı din ve benzer dillere sahip olunmasına rağmen ortak kimlik yaratamamışlardı. İşte sert güç ve yumuşak güç farkı bu! Moskova’nın sert gücü azalınca, nüfuz bölgesi ve etki alanı içindeki akrabaları bile hızla Rusya’dan uzaklaştı. Bu yüzden Varşova Paktı üyeleri ve hatta Sovyetler Birliğine dâhil olan Baltık Cumhuriyetleri bile önce yumuşak güç tarafına, Batı’ya dâhil oldular ve sonra NATO’ya girdiler.

Aynı durum Osmanlı’da da olmuştu. Değişen dünyaya ayak uyduramayan, değişemeyen ve sert gücü de azalan Osmanlı’dan bir bir kopuşlar oldu ve kopan parçalar da karşı cepheye geçip Osmanlı’ya ve onun halefi olan Türkiye Cumhuriyeti’ne açık veya gizli düşmanlıklar yapar hale geldiler. Egemenliğe, nüfuz bölgesine ve etki alanına sahip olmak için sadece sert güç yetmez, yumuşak güç de gereklidir. Örneğin Büyük Britanya İmparatorluğu; değişmesi, zamana ayak uydurması ve tabii ki yumuşak gücü sayesinde İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth of Nations) olarak bir şekilde nüfuz bölgesini farklı kültürlere ve dinlere sahip olmalarına rağmen koruyor.

 

Sadece Sopayla Olmaz

Geçen yazımda yumuşak gücün ne olduğunu teknik olarak anlatmıştım. Daha basit olarak ifade etmek gerekirse; yumuşak güç için zenginlik diyebiliriz. İnsani ilişkilerde de böyledir. Zengin olursanız, etki alanınız artar ve cazibe merkezi olursunuz. Fakir olursanız, akrabalarınız ve dostlarınız bile -çok yakın olanlar hariç- sizden uzaklaşırlar. Yani sadece sopayla olmaz, olamaz.

20 yıldır iktidarda bulunan Putin, Ukrayna’daki gibi bir riske girmeseydi,  belki de ömrünün sonuna kadar Rusya’nın lideri olabilirdi. Bugünlerde Putin, ülkesi için olduğu kadar kendisi için de hayat memat meselesi olan çok zorlu bir sınavdan geçiyor. Önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmeler ve özellikle de ekonomik durum, Putin’i çok zorlayacak. Sovyetler Birliği de ekonomik nedenlerle çözülmüştü. Yoksa herhangi bir savaşta yenilmiş, Versay veya Sevr gibi kayıtsız şartsız bir teslim antlaşması da imzalamış değildi.

Bu Savaş Engellenebilirdi

Bu savaşın çıkması engellenebilir, Rusya’nın güvenlik endişeleri asgari seviyede karşılanabilir ve sorun diplomasi masasında çözülebilirdi. Ama ABD, savaşın çıkmasını, Rusya’nın tasarlanan ve hazırlanan Ukrayna bataklığına girmesini istedi, aynen Afganistan’daki gibi uzun soluklu bir vekâlet savaşı planladı ama kendisi Rusya ile direkt olarak savaşmayı planlamadı. Yani ABD, küresel planları için Ukraynalıları feda etti, Avrupa ve Türkiye’nin dâhil olduğu bölgeyi, belki de tüm yerküreyi çok tehlikeli bir sürecin içine soktu.

Rusya bu tuzağa düşmemeli ve Donbas’ın ötesinde bir kara harekâtına soyunmamalıydı ama güvenlik endişelerinin giderilmesi hedefine ulaşabileceği tüm diplomatik, operatif ve askeri zorlayıcı girişimleri tüketmeden Ukrayna’nın içine daldı. Putin, Ukrayna müdahalesinin Çeçenistan ve Gürcistan’daki gibi kolay olacağını sandı ve bu hamlenin ayrışma sürecinde olan, hatta “Beyin ölümü gerçekleşmiştir” teşhisi konulan NATO’yu birleştirebilecek ve yaşama döndürebilecek bir elektroşok etkisi yapabileceğini göremedi.

Rusya Yalnız Ukrayna’yla Savaşmıyor

Rusya için 34 günlük Ukrayna Savaşının maliyeti ve askeri kayıplar beklenenin epey üzerinde görünüyor. Rusya sadece Ukrayna ile savaşmıyor, ABD’nin, Avrupa’nın ve NATO’nun tüm imkân ve kabiliyetleri ile de savaşıyor. Rusya 43 milyon nüfusa sahip. Ukrayna’yı tamamen ele geçirebilir, Zelenski de düşebilir, kaçabilir ve yerine Rusya yanlısı bir iktidar da getirilebilir. Esas soru; bu yaşananlardan sonra böyle bir ülkeyi halkın direncine rağmen ne kadar süreyle ve hangi maliyetle elde tutabileceğidir.

Bu çok tehlikeli bir süreç. Rusya zorluklarla karşılaştıkça, ister istemez geri adım atamayacağı için daha da sertleşecek ve nükleer silah kullanma eşiğine bile gelebilecek durumda. Umarız olmaz! Gelişmeler ve zorluklar Rusya ve Çin mihverinin daha da kader birliği yapmasına neden olacak ve İkinci Soğuk Savaşı tırmandıracak gibi görünüyor.

Küba Füze Krizi

ABD bu savaşın ilk bölümünü kazandı ve hedeflerine ulaştı ama gelecek kurgusunun planladığı şekilde gelişmesi zor gibi. Yaptırımlar bumerang gibi Batı’yı da vuracak, en başta Almanya olmak üzere Avrupa da çok etkilenecek. Hatta bu durum, yakın bir gelecekte yeniden NATO içinde ayrışmalara bile neden olabilir. ABD’nin Rusya’da rejim değişikliği veya daha doğru bir ifade ile Putin’e yönelik lider değişikliği hedefi de yanlış. Rusya, Irak değil, daha otoriter bir lider gelebilir ve iklim buna müsait.

Küba Füze Krizi sırasında ABD Başkanı John F. Kennedy, Pentagon’un Küba’yı işgal etme isteğine direndi. Kriz; ABD’nin SSCB’nin Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirdiğini saptamasıyla başlayan, Ekim 1962’de iki süper gücü karşı karşıya getiren ve yerküremizi nükleer savaş tehdidi altında bırakan korkunç bir bunalımdı ve bu krizi tetikleyen esas neden ABD’nin Küba’da hüküm süren Fidel Castro rejimini devirmek istemesiydi. Sonunda her iki taraf da geri adım attı ve krize diplomatik pazarlıkla son verildi. Küba’daki füzelerin çekilmesi karşılığında ABD de 1961’de Türkiye’ye yerleştirilen füzeleri geri çekti. Ama bu durum Türk Halkına 40 yıl sonra açıklandı.

 

ABD Frene Basmak Zorundadır

 

Eğer 1962’de Başkan Kennedy Pentagon’un isteğine uyarak Küba’nın işgali için emir verseydi, nükleer silahların ateşlendiği bir dünya savaşı çıkacaktı. Çünkü Küba’daki nükleer başlıklı füzeler için “işgal başlarsa ateşle” emri verilmişti. Şimdi yine sağduyuya, diplomasi masasına oturmaya ihtiyaç var. Bu masada pazarlık için bulunması gerekenler ise Biden ve Putin’dir. Artık bu sorun Rusya ve Ukrayna Dışişleri Bakanları Lavrov ve Kuleba’nın veya Putin ile Zelenski’nin çözebileceği bir sorun olmaktan çıkmıştır.

 

Geçen hafta yaşamını kaybeden ve ABD’nin 1997-2001 yılları arasındaki Dışişleri Bakanı olan Madeleine Albright bir söyleşisinde; “Rusya’nın bir imparatorluktan normal bir ulusa dönüşmesini yönetmek zorundaydık” demiştir. Yardımcısı ise daha açık konuşmuş ve “Rusya, başarısız olmayacak kadar büyük ve nükleer bir güç” demiştir. Günümüzde de öyle! Bu nedenle bu işin şakası yok. ABD frene basıp, Rusya’yı daha fazla sıkıştırmaktan, bölgeyi ve yerküremizi daha fazla tehlikeye atmaktan kaçınmak zorundadır.

  1. Amiral Osman Nadir Kınay’ın Nemesis Kitap’tan çıkan “Hereke’den Amiralliğe Giden Yol” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.
Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.