DOLAR

32,2337$% 0.16

EURO

34,8670% 0.05

STERLİN

40,9449£% 0.16

GRAM ALTIN

2.421,60%0,50

ONS

2.337,59%0,38

BİST100

10.792,53%-0,98

BİTCOİN

2158884฿%-3.59373

a

RUSYA’DAN KUŞATMAYI YARMA OPERASYONU VE AFRİKA’DAKİ VEKALET SAVAŞLARI

RUSYA’DAN KUŞATMAYI YARMA OPERASYONU VE AFRİKA’DAKİ VEKALET SAVAŞLARI
0

BEĞENDİM

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın 18’inci ayı içindeyiz. Daha ilk ayı içindeyken bunun bir vekalet savaşı olduğunu ve uzun soluklu olacağını bu köşede yazmıştık. O zaman da demiştik ki; ABDistemedikçe bu savaş bitmez ve bitmeyecek de. Birinci Soğuk Savaş (1947-1990), kapitalist ideolojiye sahip ABD liderliğindeki Batı ile sosyalist ideolojiye sahip Sovyetler Birliğiarasında yapıldı. Sonuçta Batı kazandı ve Sovyetler Birliği çözüldü. Halen içinde olduğumuz İkinci Soğuk Savaş da Batı ve Doğu arasında sürüyor. Ama buradaki Batı” ifadesi, coğrafi bir kavram değil. Örneğin; Japonya ve Kore, coğrafi olarak doğudadır ama Batı’nın değerler sistemi içindedir. ŞimdikiDoğu kavramının içinde ise Rusya, Çin ve ABD hegemonyasına direnenler var, İran gibi. ABDNATO’yu, Avrupa’yı ve tüm Batı’yı farklı yöntemlerle zorlayarak, ikna ederek ve arkasına alarak Rusya’yı askeri, siyasi ve ekonomik olarak kuşatmakta ve dünyadan tecrit etmeye çalışmaktadır. Uzun soluklu olması planlanan bu savaşa Rusya’nın ne kadar dayanabileceği ise savaşa devam edebilme azmine, başarısına ve kuşatmayı yarabilme becerisine bağlıdır. 

Şimdiye kadar bu savaşın tek kazananı ABDolsa da özellikle Avrupa açısından işler iyi gitmiyor ve Avrupa bu savaştan çok zarar görüyor. Hayat pahalılığı, yükselen enerji fiyatları, enflasyon, ekonomide daralma, Ukraynalı sığınmacılar, artan işsizlik, özellikle Almanya için kaybedilen Rus doğal gazı ve Rusya pazarı, kitlelerde savaşa karşı oluşan tepkiler, Avrupa açısından görülen zararlarınsadece bazıları. Bu mücadele; birbirinin parmağını ısıran hasımlardan hangisinin daha önce pes edeceği beklentisi gibi. Avrupa pes ederse, ABD de savaşı bitirmek zorunda kalabilir. Bu arada savaşacak Ukraynalı bulabilmek de zaman içinde sorun olabilir. 

Küresel Güney

Rusya; bu kuşatmayı yakın coğrafyadan, hem de bir NATO üyesi olan Türkiye ile yardı. Türkiye’nin jeopolitik konumu, Rusya’ya olan enerji bağımlılığı, savaş öncesi Erdoğan’ın Batıtarafından tecrit edildiği dönemde Putin’in Erdoğan ve Türkiye’ye yönelik doğru hamleleri;savaşın başından bugüne kadar Türkiye’nin Rusya için nefes borusu olma sonucunu doğurdu. Çin ve İran da Rusya’nın kendine yönelik kuşatmayı yarabildiği ve destek aldığı coğrafyalar. 

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Küresel Güney, ABD’nin Rusya karşıtı politikalarını ve ekonomik ambargolarını destekleme konusunda isteksiz davrandı. Küresel GüneyBirinci Soğuk Savaş (1947-1990) sonrası meydana gelen ABD tek kutupluluğunun ortaya çıkardığı bir kavram. Küresel Kuzey” ve “Küresel Güney” de aynen geçmişteki Batı” ve “Doğu gibi coğrafi değil, daha çok politik ve ekonomik anlamı olan kavramlar. Küresel Güney üç ana bölgeyi kapsar; Asya, Afrika ve Güney AmerikaAvrupa refahının çoğu, yüzyıllardır Küresel Güney’in yağmalanmasından ve sömürülmesinden elde edilmiştir. Avustralya ve Yeni Zelanda ise güney yarım kürede olmasına rağmen, Küresel Kuzey kavramı içindedir. Günümüzde, Küresel Güney sorgusuz sualsiz ABD’yi desteklemiyor. Bu eğilim dünya çok kutupluluğa doğru evirilirken, daha da güçleniyor. ABD hegemonyasının zayıflamasıise Küresel Güney ülkelerinin farklı jeopolitik ve ekonomik seçeneklerini keşfetmelerine ve çeşitlendirmelerine yol açıyor. 

Afrika Varlık İçinde Yokluk Çekiyor

Afrika, Rusya’nın kendisine yönelik kuşatma ve tecridi yarmaya çalıştığı çok önemli bir coğrafya. Afrika’nın Rusya için elverişli bir coğrafya olabilmesinin nedeni; burada Batı’nın sicilinin kötü ve bagajının dolu olmasıdır. Fransa başta olmak üzere, buradaki sömürge güçleri sömürge döneminin kapanmasından sonra bile ekonomik kontrolü elde tutarak kıtayı sömürmeye devam etmişler. Fransa’nın elektrik enerjisinin yüzde 70’i nükleer santrallerden geliyor. Bu tesisleri çalıştırmak için gerekli uranyumun yüzde 20’si ise Nijer’den alınıyor ama Nijer’in sadece yüzde 15’inin elektrik şebekesine erişimi var. 

Nijer, Avrupa’da kullanılan uranyumun dörtte birini sağlıyor. Nijer, kömür ve altın gibi madenler de dahil, maden kaynakları açısından da çok zengin. Ama ülke yoksullukla boğuşuyor. Afrika, dünyadaki maden zenginliğinin yüzde 30’una ev sahipliği yapıyor. Yine Afrika, dünya elmas üretiminin yüzde 65’ine, altının yüzde 40’ına, petrolün yüzde 12’sine ve doğal gazın 8’sine sahip ama yoksul!  

Darbeciler Darbecilere Destek Veriyor

26 Temmuz 2023’de Nijer’de yapılan darbe sonrasında Batı, bütçenin yüzde 40’ını oluşturan ve insani gerekçelerle yapılan yardımı kesti. Çünkü devrik lider BazoumBatı’nınmüttefikiydi. Batı Afrika Devletleri Topluluğu (ECOWAS); devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’u yeniden iktidara getirmek için güç kullanmayı planlıyor ve toplantılar düzenliyor. Batı Afrika Devletler Topluluğu’nun arkasında ise Çin ve Rusya’nın kıtaya nüfuz etmesini engellemeye çalışan Batıvar. 

Mali ve Burkina Faso, Nijer’e yapılacak müdahaleyi kendileri için savaş ilanı sayacaklarını duyurdu. Mali’de 18 Ağustos 2020’de ve Burkina Faso’da 30 Eylül 2022’de darbe yapılmıştı. Her iki darbenin de Fransa ve ABD’nin yeni sömürgecilik anlayışına karşı yapıldığı ifade ediliyor. Yani emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı halkın desteğini alan askeri darbelerdi. Şimdi ise darbeciler darbecilere destek veriyor ama itici güç; sömürgecilik karşıtlığı. Nijer’e müdahale Pandora’nınkutusunu açabilir ve kıtada tam bir Batıkarşıtlığının ve savaşın fitilini yakabilir. 

Fransa Dışarı, Rusya İçeri!

Bir zamanlar Afrika’nın yüzde 35’ini yöneten ve sömüren Fransa Afrika’da gittikçe geriliyor, ticareti azalıyor, askeri varlığı zayıflıyor, hattabazı yerlerinde Fransızca bile yasaklanmaya çalışılıyor. Ama Çin Afrika’da gittikçe yayılıyor. Rusya da Afrika’da etkinliğini arttırmaya ve kendisine yönelik kuşatmayı bu bölgelerdenyarmaya çalışıyor. Çin ve Rusya’nın en büyük şansı; Batı gibi bu kıtada sömürgecilik geçmişlerinin olmaması. Rusya, geçmişte Sovyetler Birliğinin yaptığını yapmaya çalışıyor; tahıl yardımı, hibe, borçları silme, askeri eğitim ve işbirliği, radikal İslami terör örgütlerine karşı eğitim ve ortak mücadele, silah satışı ve enerji işbirliği gibi. Sovyetler Birliği de Afrika ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanma sürecinde ekonomik, siyasi ve askeri destek vermiş, alt yapı desteği için teknik personel göndermiş ve binlerce Afrikalı öğrenciye burs vererek Sovyetler Birliği’nde okumalarına imkan sağlamıştı.

Mali, Burkina Faso ve Nijer’deki darbeler de Rusya’ya yaradı. Fransızlardan boşalan üslereşimdi Wagner yerleşiyor. Nijer’de darbeyi destekleyen göstericiler, Rus bayrağı açıyor. Wagner’in Ukrayna’da rolü azalsa da Afrika’daki rolü artıyorAyrıca; askeri eğitim veren, liderlere ve enerji tesislerine koruma sağlayan başka Rus güvenlik şirketleri de var Afrika’da.

Sömürgecilikten Kurtulma Hareketi

Geçen ay (27-28 Temmuz 2023), St. Petersburg’da ikinci Afrika-Rusya Zirvesidüzenlendi. İlki, 2019’da Soçi’de düzenlenmişti. Wagner’in lideri olan, kısa bir süre önce Moskova’ya karşı başarısız bir başkaldırı yapan, bu olaydan sonra da ortalıkta pek gözükmeyen ama Nijer’de yapılan darbe için “Sömürgecilerden kurtulma hareketidir”şeklinde bir açıklama yapan Prigojin’i, St. Petersburg’da Afrikalı liderleri karşılarken gördük. Afrikalı liderler de geçtiğimiz Haziran’da Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesi için 10 maddeden oluşan bir öneri paketi sunmuştu.

Fransa ve ABD başta olmak üzere Batı’nındesteklediği Batı Afrika Devletler Topluluğueğer Nijer’e müdahale ederse; Mali ve Burkina Faso Wagner’in desteğinde savaş başlar, kısa sürede yayılır ve bu Afrika’da yeni sömürgecilik hamlesi olarak algılanır. Bu hamle; aynı zamanda Rusya ile Afrika’da sıcak bir vekalet savaşının önünü açar. Afrikalıların bir sözü var:Kendi isyanının sorumluluğunu almayan bir köle acınmayı hak etmez!

Aşkın Zengin Akkuş’un Dark İstanbul Yayınları’ndan yeni çıkan Kutsal Günah adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. 

Devamını Oku

REUTERS İLE YUMUŞAK KARNIMIZA VURDULAR, VİLNİUS’TA SONUÇ ALDILAR!

REUTERS İLE YUMUŞAK KARNIMIZA VURDULAR, VİLNİUS’TA SONUÇ ALDILAR!
0

BEĞENDİM

İktidarın “U” dönüşlerinin ve zikzaklarının ne kadar baş döndürücü olduğu malumumuz ama şaşırmıyoruz ve şaşırmamalıyız. Çünkü iktidarın doğal zihniyeti bu! Peşinden gittiği hiçbir ilkesi ve değeri yok. Buna din de dahil. Siyasi çıkarları neyi gerektiriyorsa bugüne dek onu yaptı ve yapacak. Ayrıca gücünün sınırlarının da fakında. Daha büyük bir gücü görünce nerede ve ne zaman çark edeceğini iyi biliyor. Ben asıl iktidarı her hal ve şartta desteklemek zorunda olan yandaşlarına ve medyasına acıyorum. Bu keskin dönüşlere yetişmek için nasıl kılıktan kılığa girdiklerini ve bir kaptan ötekine geçebilmek için nasıl çırpındıklarını görüyor ve onların adına üzülüyorum. Bırakın bizi, bu yaptıklarını yarın çocuklarına bile anlatamayacaklar ve bunun utancını yaşayacaklar. Bu yandaş davranış biçimi uzun dönemde ruhsal travmalar yaratır ve insanın karakterini olumsuz yönde etkiler. 

Hatırlarsınız; eski ABD Başkanı Trump, görevde olduğu dönemde ülkemizdeki iktidara tehdit ve hakaretlerde bulunmuştu. Emin olun; sarf ettikleri sözler, mahalle kavgasında bile söylenmeyecek sözlerdi. Bunların hepsini sineye çektiler. Hatta Trump’ın hakaretamiz o vahim mektubunu da milletten sakladılar. Eğer mektubu Trump basına vermeseydi, bu durumdan haberimiz bile olmayacaktı. Ama tehdit başarılı oldu ve Trump Papazını aldı. Alman Şansölyesi Merkel de iktidarı elindeki kozlarla tehdit etti ve gazetecisini aldı. Bu olaylar tüm dünyaya en yüksek perdeden Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını, aksine siyasi iktidarın tam kontrolü altında olduğunu gösterdi. 

Tehdit Eden Ödünü Alıyor

Halen görevde olan ABD Başkanı Biden, iktidarla yaptığı kapalı görüşmede rica veya tehdit etti, ABD Afganistan’dan çekilirken, işbirliği yaptıkları Afganlar sığınmacı olarak ülkemize doluştu. İran’ı baştanbaşa geçerek Türkiye’ye akın akın gelen genç Afgan erkeklerinin buraya nasıl geldiğini ve İran sınırımızın nasıl kolayca aşıldığını hep beraber gördük. Son olarak; Vilnius’taki NATO Zirvesi’ne 15 gün kala, dünyanın en önde gelen medya kuruluşlarından olan Reuters’de “ABD ve İsveç’teki yolsuzlukla mücadele makamları, bir ABD şirketinin İsveç şubesinin, Erdoğan’ın oğluna Türkiye’de hakim bir pazar konumu elde etmesine yardım etmesi karşılığında rüşvet ödemeyi taahhüt ettiği iddia edilen bir şikayeti inceliyorlarmış” şeklinde bir haber çıktı. Bu haber hakkında Türkiye’den itiraz gelmesi sonrasında Reuters; “Haberimizin arkasındayız.” şeklinde bir açıklama yaptı. Yani; “Belgemiz var, boş konuşmuyoruz.” demek istiyorlardı. Esasında bu hamle; NATO Zirvesi öncesinde “İsveç’in NATO’ya katılımı için itirazını geri çek, yoksa karışmayız.” demekti ve yine gereği yapıldı.

Bugün ülkemizi yöneten iktidarın Türkiye’nin çıkarlarını ve güvenliğini koruyabilmesi iki nedenle mümkün değildir. Birinci nedeni; Türkiye’nin iflas ettirilmiş ve kolay kolay düzelme imkanı olmayan ekonomisidir. Ekonomi; bir ülke için en başta gelen beka sorunudur. Hatta ekonomi; tank, tüfek, savaş uçağı ve savaş gemisinden de önemlidir, bir ülkenin güvenliğini ve çıkarlarını korumak için. Ekonomisi bozulmuş ve iflas etmiş bir ülke; uzun dönemde güvenliğini ve çıkarlarını koruyamaz ve kolaylıkla çıkarları ve güvenliği hilafına ödünler verir ve/veya verdirilir. 

Halkını Kandırmak İçin Bize Sövebilirsin!

Sorun sadece verilen bu ödünlerin halka nasıl yutturulacağı meselesidir. Bu kapsamda ödünü verdiren dış güçler; ödünü aldıkları iktidarı kendi halkının önünde zor durumda bırakmamak için yardımcı da olurlar. Hatta kitlesel tatmin için kendilerine sövülmesine ve meydan okunmasına bir dereceye kadar müsaade de ederler. Halkın kandırılmasında kullanılan en iyi argümanlar ise din ve milliyetçiliktir. Bir de elinizde otoriter devlet gücü ve medya varsa, sorun yok demektir. 

Tabii ki ülkemizin ekonomisi düzeltilebilir. Ama popülist, keyfi, akıl ve bilim dışı uygulamalardan vazgeçerek, yolsuzlukları ve partizanlığı yok ederek, liyakati esas alarak, uzun vadeli yapısal reformlar yaparak ve en önemlisi de hukuku egemen kılarak ekonomiyi düzeltebilmek mümkündür. Ama bunları bu iktidar yapamaz. 

İkinci neden ise iktidarın yaptıklarıyla Türkiye’nin adeta yumuşak karnı olması. Suriye’deki icraatları, ABD’de devam eden Halk Bankası davası, Zarrab olayı, yurt dışındaki mal varlıkları hakkındaki iddialar gibi konular; iktidarın kolayca esir alınabileceği ve şantaja uğratılabileceği alanlardan bazıları. En son örneğini de Reuters’in yumuşak karından vuruşu ve İsveç’le ilgili alınan sonuçla gördük. 

Devamını Oku

ŞİMDİ ÇÖZÜM NEDİR?

ŞİMDİ ÇÖZÜM NEDİR?
0

BEĞENDİM

Geçtiğimiz yıl, 6 Mayıs tarihinde Muhalefetin Cumhurbaşkanı Adayı Kim Olmalı?” başlıklı bir yazı yazmış, analiz ve gerekçeleriyle birlikte kimliğini açıklamış ve hatta 24 Şubat’ta başlayan Rusya-Ukrayna Savaşının uzun süreceğini ve iktidarın bunu fırsata çevireceğini öngörerek Muhalefet ne yapmalı ve nasıl bir strateji uygulamalıdır?”sorusuna yanıt vermiştik.

Bugün Türkiye, ne yazık ki her konuda iflasın ve tükenmişliğin içindedir ve kurumlar da adeta yok edilmiş durumdadır. 6 Şubat 2023’de gerçekleşenKahramanmaraş merkezli depremlerde iktidar, partizanlığı, doğal afetlere karşı hazırlıksızlığı, üflesen yıkılacak mezar gibi evlere “imar barışı” adı altında göz yumması, kurumları liyakatsiz insanlarla doldurma politikası, sorgulayıcı akla ve pozitif bilime olan düşmanlığı, çağdaş dünya için hiçbir karşılığı olmayan dindar ve kindar gençlik ideali ve kaderciliği yüzünden enkaz altında kalmıştır.

Mükemmel Mümkünün Düşmanıdır

İktidar, Cumhuriyetin kurucu ideolojisini hedef alan,çağdaş ve evrensel değerler yerine geçmişin aklını egemen kılmaya çalışan, Osmanlı’nın da yıkılmasına neden olan geleneksel ve dini taassup kökenli siyaseti ile toplumu paramparça etmiştir. İktidar; sorgulayıcı akıl, pozitif bilim, demokrasi ve hukuk eksenli önerilere tamamen kapalıdır, bu yolla sonuç alınması mümkün değildir ve iktidara zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramaz.

Toplumun parçalanmış bu dokusu; Türkiye’yi felakete sürüklediği konusunda en ufak bir şüphe bile duyulmayan iktidara karşı birlikteliği ve birleşmeyi çok zorlaştırmaktadır. Bu durum, ulusal bütünlüğümüz açısından sürdürülebilir değildir. Bugün Türkiye için dış tehditler de dâhil, bundan daha büyük bir tehdit yoktur. Mükemmelin mümkünün düşmanı olduğu bilinci içinde, mümkün olabileceklerin üzerinde gevşek uzlaşılar kurabilecek yapılanmalara ve birlikteliklere ihtiyacımız vardır. Bu demektir ki; felaket sürecini durdurmak için bir araya geleceklerin her konuda mutlaka aynı fikirde olmasına gerek yoktur.

Şimdi Ne Olacak?

“Millet İttifakı” kurmak çok doğru bir karardı ama ve büyütülmeliydi. Bu ittifakta; farklı seviyelerde ve katmanlarda da olsa iktidarın karşısında olan istisnasız tüm yasal siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri ve düşünce platformları yer alabilirdi ve almalıydı. İttifakta yer alan siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin her konuda aynı fikirde olması da gerekmezdi. Hatta bazı konularda zıt görüşleri de olabilirdi. İttifakta o olmasın, bu olmasın” yaklaşımı içinde olmak çok yanlıştı. Mücadeleler akılla kazanılır; duygularla, geçmişin koşullandırmalarıyla ve hamasetle değil!

Dün itibarıyla Millet İttifakında büyük bir deprem yaşandı. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener,İyi Parti Genel İdare Kurulu toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada; İyi Parti kıskaca alınmış, bir dayatmaya mecbur bırakılmış, tıpkı yıllardır Türk Milletine yapıldığı gibi ölüm ve sıtma arasında bir tercihe zorlanmıştır” diyerek, noter masasıolarak nitelendirdiği Altılı Masada artık olmayacaklarını duyurdu. Ardından kızılca kıyamet koptu ve karşılıklı suçlamalar, basında ve sosyal medyada karalamalar, çok sert ifadeler birbirini izledi. Ama daha da önemlisi; muhalefete destek veren halk kitlelerinde çok büyük bir şaşkınlık ve hayal kırıklığımeydana geldi. Dünden beri bana ulaşan herkes aynı soruları soruyor: Şimdi ne olacak, gelişmeleri nasıl okuyorsunuz, ne yapılmalı?”

Bu yazımda bu sorulara yanıt bulmaya çalışacağım. Kızmak, sinirlenmek ve öfkelenmek yanlış kararlar vermenize neden olur ve öfke, onu yansıttığınıztarafta da öfkeyi tetikler ve tırmandırır. Ayrıca bugün sorun çıkmış olabilir ama bu, önümüzdeki Pazartesi günü bu sorunu çözemeyeceğiniz ve yeniden bir araya gelemeyeceğiniz anlamına gelmez. Öfkenize yenik düşer, çok ağır sözler söylerseniz; tekrar bir araya gelme ve işbirliği yapma şansını kaybedersiniz ve ülkemizi felakete sürükleyen iktidarın ekmeğine yağ sürersiniz.

Millet İttifakı Ne Tür Yanlışlar Yaptı?

1. Millet İttifakı büyütülmeli ve Demokrasi İttifakıhaline getirilmeliydi.
2. Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı çok daha önce konuşulmalı ve açıklanmalıydı. O zaman bugünkü gibi bir sorun çıkması ve yol kazası yaşanması durumunda bunu çözebilecek geniş zaman olurdu.
3. Cumhurbaşkanı adayının daha önce tespit edilmesi hem muhalefet için motivasyon sağlarhem de muhalefet içinde ben de aday olabilirim hareketlenmelerinin önünü keserdi.

Kemal Kılıçdaroğlu Ne Planladı?

1. Millet İttifakı ortaya çıkarmak ve uzun süre devam ettirmek, her şeye rağmen Kemal Bey’in sabrının, duygularını kontrol ediyor olmasının ve mütevazı kişiliğinin bir sonucuydu ve iktidarın Cumhuriyetimize yönelik yarattığı tehlikenin farkındaydı.  
2. Cumhurbaşkanı adayı konusunu erkenden konuşmaktan kaçındı, nasıl olsa doğal olarak kendi ismi üzerinde uzlaşılacağı beklentisi içindeydi.
3. Kemal Bey, Meral Akşener’in masada konuşulmasa bile kendi adaylığına yönelik itirazının farkındaydı ama zaman içinde ve özellikle seçime ramak kala ikna olacağını ve itiraz edemeyeceğini düşünmüştü.

Meral Akşener Ne Planladı?

1. Meral Hanım, Erdoğan’ın seçimi kaybetmesi durumunda AKP’nin aynen ANAP örneğinde olduğu çözüleceğini öngörüyordu. Tabii olarak bu çözülmenin Türkiye’deki yüzde 60 sağ, yüzde 40 sol dengesi nedeniyle CHP’ye değil,İyi Partiye doğru gerçekleşebileceğini düşünüyordu.
2. Kemal Bey’in aday olmasını kendisinin ve partisinin siyasi çıkarları açısından uygun görmüyordu. Çünkü Erdoğan sonrası AKP’deki çözülme sırasında Cumhurbaşkanı’nın Kemal Bey olması CHP’yi de bir cazibe merkezi haline getirebilirdi.
3. Ayrıca; Erdoğan sonrası AKP seçmeni için sağda alternatif cazibe merkezleri olan Babacan, Davutoğlu ve Karamollaoğlu ile de araya mesafe koymak ve fark yaratmak istiyordu. Hatta dışarıda HDP, içeride CHP-İyi Parti ikili masası tercihi idi.
4. Başbakan olmak istediğini açıkça söylemişti. Parlamenter sistemde başbakan koltuğu seçimden birinci parti çıkmakla mümkün olurdu.
5. Meral Hanım’ın tercihi Ekrem İmamoğlu idi. Onu daha kontrol edilebilir buluyor ve uzun soluklu siyasi hedefi için bir engel olarak görmüyordu. Aynı kökenden gelmesine rağmen Yavaş’ı tercih etmiyordu. Ama masayı terk edince seçenek zenginliği sunabilmek için Yavaş’ın da adını verdi.

Muhalefetin Cumhurbaşkanı Adayı Nasıl Belirlenebilir?

1. Millet İttifakının adayı iki türlü olabilir. Siyasi bir aday da olabilir, siyasetten gelmeyen, akademisyen, diplomat veya asker gibi bürokrasiden gelen bir aday da olabilir.

2. Siyasetten gelmeyen adayın yeni seçilen Meclis’te ağırlığı olmayacağı için Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçmek daha sancısız olabilir. Yani yeni Cumhurbaşkanı gücünü devretmeye sorunsuz rıza gösterir. Ayrıca Anayasa değişikliği yapılarak parlamenter sisteme geçiş gecikse bile Meclis dengesi nedeniyle otoriterleşme olamaz. Ama siyasi adaya göre kitleleri harekete geçirme gücü daha az olabilir.

3. Millet İttifakının adayı siyasi olacaksa mutlaka ittifakın içindeki en büyük parti olan CHP içinden, hatta lideri olmalıdır. Yani şu an için Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Bu nedenle Kemal Bey’in aday olması doğru bir karardır.

4. CHP Genel Başkanı dışında başka bir adayla seçime gitmek CHP örgütünün istenilen performansta mücadele edememesine neden olur ve iki başlılık sorununu doğurur, sonuç da hüsran olabilir. Son yerel seçimlerdeki İstanbul başarısı, bu konu için doğru bir örnek değildir.

Kemal Kılıçdaroğlu Doğru Adaydı

Kamuoyu yoklamaları da göstermektedir ki; Erdoğan’ın kazanmasına imkan ve ihtimal yoktur. Ama muhalefet yapacağı hatalarla seçimi kaybedebilir. Akşener ikinci hamlede ulaşmayı planladığı birinci parti olma siyasi hedefi için, gerek şart olan Erdoğan’ı sandıkta gönderme ilk hamlesinin başarısını tehlikeye atıyor. Masayı bunun için terk etmesi ise onu kendi seçmeninin gözünde bile itibarsızlaştırıyor. Bunu Türkiye’yi dolaşan, İyi Parti seçmenini de tanıyan biri olarak söylüyorum.

Her parti ve her siyasetçi, kendisinin ve partisinin çıkarlarını önceler. Ama bu önceleme, ülkenin çıkarları ile çelişmemeli ve yaşamsal geleceğini tehlikeye atmamalıdır. Bu aşamada Meral Hanım’dave İyi Parti yöneticilerinde sağduyunun egemen olacağını ve bir orta yol bulunacağını değerlendiriyorum. Cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu ile seçim kazanılır, hem de açık ara fark ile. Yeter ki; tüm muhalefet bloku destek versin. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP seçmenine ilaveten HDP seçmeninin ve sol seçmenin oylarını da firesiz alabilir. Fakat aynı durum, başka adaylar için aynı oranda geçerli olmayabilir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun mezhepsel kimliğinin Türkiye çapındaki sonuçlar üzerinde olumsuz bir belirleyici olacağı değerlendirmesi doğru değildir. Hatta karşı tarafın bu konunun üzerine gitmesi halinde, mağdur duruma düşmesine neden olacak ve avantajlı hale gelecektir. Ama açık ama kapalı olarak mezhepsel kökeni engel olarak görmek çağdışılıktır, Atatürk’ü, Cumhuriyet projesini anlamamaktır. Ayrıca; iç barışımız ve uzak geçmişte yaşanan ve günümüze kadar gelen hassasiyetlerin aşılması ve demokratikleşebilmek açısından Kemal Bey doğru adaydır.

Ne Yapılamaz?

1. Meral Akşener’in Altılı Masa terk etme kararının bir anlık kızgınlık sonuncunda alınmadığı, yanlış bir hesap yapılmış ve hatalı bir siyasi strateji belirlenmiş olsa da kararın partinin yetkili kurullarında alındığı ve uzun soluklu olduğu çok açık şekilde belli oluyor.

2. Meral Akşener’in bu hamlesinden, karşılıklı tırmanan gerginlik ve medyada yazılan ve söylenenlerden sonra İyi Parti’nin Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına rıza gösterip masaya dönmesi beklenemez, siyaseten biterler.

3. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da artık Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaşı aday yapması mümkün değil. Böyle bir durumda Kemal Bey de siyaseten biter ve CHP güç kaybeder.

4. Ayrıca; İmamoğlu ve Yavaş’ın aday yapılması seçim öncesi bu iki büyük şehirden birinin iktidarateslim edilmesi demektir. Erdoğan’ın İstanbul’u kaybeden, Türkiye’yi kaybeder sözü, hala hafızalarımızda çok taze.

Ne Yapılabilir? Çözüm Nedir?

1. Her iki taraf da ülkemizin çıkarları, geleceğimiz ve demokrasimiz için taviz verir ve geri adım atar,üçüncü bir aday üzerinde anlaşırlar. Birinci seçenek; siyasi olmayan bir aday, örneğin bir akademisyen ya da CHP içinden Millet İttifakının onay vereceği siyasi bir isim.

2. İkinci seçenek ise; İyi Partiyi dışarıda bırakmakve istisnasız tüm muhalefeti kapsayan birDemokrasi İttifakı kurarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı olarak göstermektir. Bu esnada İyi Parti ile gerginliği tırmandırmamak ve ağır suçlamalar yapmamak gerekir. Aksi durum; İyi Parti’yi Cumhur İttifakına yaklaştırır.

Mücadeleler akılla kazanılır, duygulara ve öfkeye teslim olunursa kaybedilir.

Devamını Oku

SEÇİMİ KİM KAZANACAK?

SEÇİMİ KİM KAZANACAK?
0

BEĞENDİM

Neredeyse daha düne kadar, iktidarın seçim kazanma şansı hiç yoktu! Zaten böyle bir şansının olduğunu görseydi, erken seçime giderdi. Ama iktidarın bu farkındalık ile içeride ve dışarıda yaptıklarıyla ve muhalefetin yapmadıkları, yapamadıkları ve doğru olmadığını değerlendirdiğim hamleleri ile Kasım 2022 itibarıyla iktidar açısından seçim kazanabilme şansı ufukta bile olsa doğmaya başlamıştır. Kasım 2022 itibarıyla diyorum, çünküartık seçim sürecine girdiğimiz bu zaman diliminde her gün, her hafta ve her ay çok önemlidir ve seçim sonuçlarına radikal etki yapabilecek hamlelere ve gelişmelere gebedir.

Seçimi kim kazanacak? değerlendirmesine geçmeden önce altını kalın çizgiyle çizerek ifade etmek gerekir ki; halen Türkiye’yi yöneten iktidar,birçok yorumcunun ifade ettiği gibi pragmatist değil, makyavelisttir. Makyavelizm’de vicdan, ahlaki ve etik değerler, iyi-kötü ayrımı yoktur. Hedefe ulaşmak için her yol mubahtır ve ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Bunun içinde; başka insanların ve kitlelerin sırtına basmak, kural ve yasa tanımamak ve yalan söylemek de vardır. Pragmatizm ise faydacı ve akılcıdır. Tabii ki; aynı zamanda çıkarcıdır. Ama içinde vicdani, ahlaki ve etik değerleri vardır ve iyi-kötü ayrımı yapar. Her makyavelist pragmatisttir ama her pragmatist makyavelist değildir.

AKP Hiçbir Siyasi Partiye Benzemez

İktidar seçimi mutlaka kazanmak istiyor. Tabii ki her siyasi parti seçimi kazanmak ister. Ama halen Türkiye’yi yöneten iktidarın seçimi mutlaka kazanmak istemesinin başat nedenleri şunlardır:

1. Hesap verebilir işler yapmadığından, hesap vermek zorunda kalmak istemiyor. Halbuki demokrasinin olmazsa olmaz kuralı hesap verebilirliktir.
2. Halen sürdürülen yağma düzenine devam edebilmek istiyor.
3. “Tek Adam” rejimini devam ettirerek ve toplumu dönüştürerek Cumhuriyeti yıkmak ve dini esaslara dayalı bir düzen kurmak istiyor. Bu konuda da epey mesafe kat etti.                  

İktidar, Türkiye’yi 20 yılı aşkın süredir yönetiyor. Bu süre sonunda geldiğimiz yer ise ekonomik iflas, yüksek enflasyon, milli paramızın pul olması, fakirleşme, işsizlik, iç barışın hassas hale gelmesi, Ortadoğu bataklığına saplanmış olmamız, itibarsızlık, ülkemize doluşan ve güvenlik sorunu haline gelen sığınmacılar, devlet kurumlarının istisnasız tahrip edilmesi, üniversitelerin bilim yuvası olmaktan çıkarılması ve nitelikli insanların yurt dışına göç ediyor olmasıdır. Bu durum ülkemiz açısından sürdürülebilir değildir ve bir numaralı güvenlik sorunumuzdur. Bu nedenle, iktidar seçimi asla kazanmamalıdır.

Başarı, Duygu ve Hamasetle Kazanılmaz

Seçim kazanmak; çok yönlü ve katmanlı bir mücadeledir. Mücadeleler ise akılla, bilgiyle, sezgiyle, karşı tarafa veya taraflara yönelik yapılan nesnel analizlerle kazanılır, duygularla, geçmişin koşullandırmalarıyla, bugüne kadar yaptıklarınızı tekrar ederek ve hamasetle değil!

Millet İttifakının doğru olduğunu ve büyütülmesi gerektiğini, iktidarın karşısında olan istisnasız tüm yasal siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin farklı seviyelerde de olsa ittifaka dahil edilmesi gerektiğini,hatta adının Demokrasi İttifakı olarak değiştirilmesinin düşünülebileceğini daha önce yazmıştım. Ama ittifak ısrarla büyütülmedi. Ayrıca; Millet İttifakı daha çok sağ yapıyor. Halbuki kitleleri harekete geçirebilmek için sol söylemlere ve politikalara ihtiyaç var. Dünyadaki gelişmeler de bunu gösteriyor.

Putin, Erdoğan’ın İktidarını Yaşamsal Görüyor

Bu seçimlerde, geçmişle kıyaslanmayacak kadar dış dinamiklerin etkisi olacak. Bunu yok sayar ve hesaba katmazsanız; hüsrana uğrarsınız. Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi ile başlayan savaşın bölgesel ve küresel etkilerinin Türkiye’deki seçim sonuçları üzerinde çok etkili olacağını, bu nedenle savaşın başladığı 24 Şubat’ı milat kabul edip seçimin üzerindeki belirleyiciliğini azaltmak ve seçimi kaybetmemek için muhalefet olarak çok ciddi politika değişiklikleri yapılması gerektiğini zamanında bu köşede yazmıştım. Muhalefet tarafından Rusya’ya Biz kazanırsak bugünkü Rusya-Ukrayna politikasının tam tersini yapacağız izlenimi veya emaresi verilmemeliydi amaverildi. Bu yüzden Putin, Erdoğan iktidarının devamını yaşamsal olarak görüyor, destek veriyor. Seçimler yaklaştıkça bu desteğin gücü de artacaktır.

İktidar, makyavelist ve ilkesiz olsa da kendi iktidarını devam ettirebilmek adına doğru adımlar attı ve atmaya devam ediyor. Makyavelizm; zihniyete göre amaçaraçları meşru kılar. HDP hamlesini de bu şekilde değerlendirin. Bu anlamda şeytanla işbirliği de yapılabilir, papaz elbisesi de giyilebilir. İktidarın ön ayak olduğu Karadeniz’deki Tahıl Koridoru Anlaşması;hem içeride hem de dışarıda itibar kazanabilmek açısından doğruydu. Rusların geçen ay bu anlaşmadan çekilmesi ve daha sonra Türkiye’nin girişimi ile tekrar tahıl sevkiyatına başlanması da iktidara puan kazandırdı. Rusya’nın önce çekilmesi, daha sonra dahil olması da iktidara desteği açısından danışıklı olabilir.

ABD Kimi Destekler?

Rusya iktidarı desteklerse, Batı da bizi destekler” diyorsanız; yine yanlış hesap yapıyorsunuz demektir. Batı da kendi çıkarlarınınpeşinde, Türkiye’de Cumhuriyet tehlikedeymiş, baskı ve zulüm altındaymış, insan hak ve özgürlükleri yok ediliyormuş; umurlarında bile olmaz. Zaten Batı’da belirleyici olan güç ABD. Ukrayna Savaşı ile bu daha çok su yüzüne çıktı, hatta Avrupaiçin; Takke düştü, kel göründü” bile denebilir. Yani Avrupa’nın kendi çıkarları halefine gelişmeleri tetiklediği halde, hiç değilse şimdilik, ABD’ye karşı çıkamayacağı görüldü.

Ukrayna Savaşı’nda 9’uncu ayı doldururken, şu ana kadar savaşın tek galibi her bakımdan ABD gibi görünüyor. ABD, savaşın bitmesini istemiyor. Bu savaşı sürdürerek Rusya’yı daha çok yıpratmak istiyor. Savaşın uzaması için Rusya’nın dayanması lazım. Türkiye, Rusya için nefes borusu olarak,Rusya’nın dayanmasına ve savaşın uzamasına neden oluyor. ABD de şimdilik Türkiye’nin Rusyaiçin yaşam hattı olmasından çok şikayetçi değil. Bu hattı istediği zaman kesebileceğini veyakestirebileceğini düşünüyor.

ABD’nin Parlamenter Sistem Beklentisi Yok!

İktidar, Rusya’nın baskısına ve şartların mecbur etmesine rağmen Esad ile masaya oturmuyor ve anlaşmıyor. Çünkü ABD bunu istiyor. ABD,Türkiye’nin oyun kurucu olarak değil, oyun bozucu olarak Libya’da bulunmasından da memnun. ABD Strateji Komutanlığı Komutanı Amiral Charles A. Richard, geçtiğimiz günlerde yapılan sempozyumda; Rusya‘nın Ukrayna‘daki savaşının ABD açısındanÇin ile uzun süreli bir çatışma için ısınma olduğunu, Çin ile ABD arasında çok uzun bir çatışmanın başlangıcını oluşturduğunu belirtti.

Diğer taraftan; ABD’nin Türkiye’de yeniden parlamenter sistem istediğine dair herhangi bir emare yok. Türkiye’de başkanlık sisteminin olması,ABD’nin çok öteden beri istediği bir şeydi. CIA Türkiye eski şefi Paul Bernard Henze, 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporunun bir bölümünde; “Türkiye’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis, Meclis’i ikna ettiğimizde ordu, orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor. Eğer Amerika’nın çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak, Amerika için sorun olmaz” diyordu.

Muhalefet bu küresel ve bölgesel resmi görerek hamleler yapmak, söylemler geliştirmek ve politikalar tespit etmek zorunda. Aksi kafayı kuma gömmek, nesnel gelişmelerden uzak politikalar ise hüsrana neden olur.

İktidar Neyin Peşinde?

İktidar, geçmiştekilere rahmet okutacak ölçüde dürüstlükten ve adil olmaktan uzak bir seçim gerçekleştirme peşinde. Bugüne kadar seçim ve sandık güvenliğini yok edecek birçok hamle yaptı, hatta yasalar bile çıkardı. Bu konuda halkı gerçeklerden uzaklaştıracak ve yalanbombardımanına maruz bırakacak işler de yaptı. Halk arasında bilinen adıyla Sansür Yasası da bunun içindi! Ama yeterince mücadele edilmedi. Meclis çoğunluğumuz yok, nasıl olsa geçecekti”yaklaşımı hiç doğru değildi. Halk ve meydanlar harekete geçirilebilirdi. Bu anlamda daha enerji ve akıl dolu bir mücadeleye ihtiyaç var. Bugüne kadar yapılanlarla ve eski yöntemlerle başarılı olmak mümkün değil.

Hukuksuzlukla mücadele; istisnasız olarak hukuksuzluğa maruz kalan herkese sahip çıkarak ve kitleleri harekete geçirerek olur. Hukuku ve adaleti herkes için istemek gerekir. Hukuksuzlukla ve zulümle mücadele, omuz omuza yapılır. Görüşlerine katılmadığınız siyasi rakipleriniz bile olsa hukuksuzluğa karşı duracaksınız ve mağdurlarına mazeret belirtmeden sahip çıkacaksınız. Ama nerede? Türkiye için yaşamsal derecede önemli olan Montrö Boğazlar Sözleşmesine sahip çıkan Amirallere iktidar marifetiyle halkı korkutmak ve mağduriyet yaratmak amacıyla kurulan kumpasa bile sessiz kalındı. Kumpas devam ediyor ve buna hala sessiz kalınıyor.

Başörtüsü Hamlesi Yanlıştı!

ABD’ye gidiyorsanız ABD Başkanı Biden ile, İngiltere’ye gidiyorsanız İngiltere Başbakanı RishiSunak ile görüşeceksiniz. Yoksa gitmeyeceksiniz. Türkiye’nin yönetimine talipseniz; bu liderlerle görüşmeyi istemek en tabii hakkınız. Sadece bunlar da değil. Rusya Devlet Başkanı Putin, Yunanistan Başbakanı Miçotakis ile de görüşeceksiniz. Ziyaret ettiğiniz ülkelerdeki randevu talepleriniz ve diğer faaliyetlerin koordinasyonu için Büyükelçilikleri kullanmalısınız. Bunlar iktidarın değil, Türkiye Cumhuriyetinin Büyükelçilikleridir. Gereğini yapmaz ve yandaşlık yaparlarsa afişe etmek de demokrasinin doğası gereğidir. Biz bunları muhalefete muhalefet olsun diye değil, seçimi muhalefetin kazanması için testi kırılmadan yol göstermek adına söylüyoruz. Hayır, siz ne anlarsınız, biz doğruları yaptık ve yapmaya devam diyoruz” diyorsanız,yanlış yapıyorsunuz deriz. Macaristan ve Brezilyaseçimlerinden ders çıkarılmalı. Özellikle Brezilya’ya heyet gönderilmeli ve ilk elden başarıya götüren deneyimler öğrenilmelidir.

Başörtüsü çıkışı da yanlıştı. Belli ki nasıl bir karşı hamle ile karşılaşılabileceği, fayda-mahzur analizi ve iktidarın makyavelist zihniyeti yeterince doğru değerlendirilmemişti. Sonrasında İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in yaptığı açıklamalarabakılırsa konunun Millet İttifakı içinde de koordine edilmediği gözüküyor.

İsimler Üzerinden Değil, İlkeler ve Program Üzerinden Gidilmeli

İktidarın karşısına aday çıkarırken isimler üzerinden değil; ilkeler, değerler ve uygulanacak program üzerinden gitmek lazım. Yolsuzluklarla hesaplaşmak, sosyal devleti eğitim ve sağlık başta olmak üzere yeniden inşa etmek, stratejik kurumları kamulaştırmak, üniversite reformu yapmak, tarımda ve sanayide üretimi arttırmak, asker, polis, yargı ve Merkez Bankası öncelikli olmak üzere tahrip edilen kurumları nasıl iyileştireceğini ortaya koymak gereklidir. Halka dayanmaya ve halkçı politikalara ihtiyaç var. Atatürk önderliğinde yapılan Aydınlanma Devrimlerini savunurken de utangaç olmamak ve kararlı duruş göstermek gerekir.

Sonuç olarak; bugüne kadar yaptıklarınızı yaparak başarı gelmez, gelmeyecek. Bugüne kadar yapmadıklarınızı yapmalısınız, yapmak zorundasınız. Yapamıyorsanız; yapabilecekleri, enerjisi ve cesareti olanları bu mücadelenin içine katmalısınız ve ön saflarda yer vermelisiniz. Kartacalı komutan ve devlet adamı Hannibal’in çok soğuk bir kış mevsiminde, emrindeki 90.000 kişilik ordusu ve binlerce fille Alp Dağlarının geçit vermez sarp yamaçlarına vardığında umutsuzluğa kapılan komutanlarına, subaylarına ve askerlerine Ya yeni bir yol bulacağız, ya yeni bir yol yapacağız”sözleri; bugün Cumhuriyetten, demokrasiden ve Atatürk’ten yana olanlar için de geçerlidir.

Devamını Oku

KISKANMIYORLAR, ÜZÜLÜYORLAR VE ACIYORLAR!

KISKANMIYORLAR, ÜZÜLÜYORLAR VE ACIYORLAR!
0

BEĞENDİM

Geçtiğimiz hafta 28 Ekim’de Londra’da İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu’nun, 29 Ekim’de Oslo’da ise Norveç Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği Cumhuriyet Bayramı etkinliklerine katıldım ve konuşmacı oldum. Her iki organizasyon da yüksek katılım ve heyecan açısından çok başarılıydı. Hatta “muhteşemdi” dersek, abartmamış oluruz. Her iki organizasyonun da arkasında bir kadın vardı. Başarıları nedeniyle İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı Jale Özer’i ve Norveç ADD Başkanı Pelin Balolu’yu kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum. 

 

Cumhuriyetimizin 99. yılını idrak ederken ve bir asrı kutlamaya çok az bir zaman kalmışken bugün Türkiye’nin en büyük sorunu; Türkiye’yi yönettiğini sanan ve felakete doğru sürükleyen siyasi iktidardır. Çünkü iktidar; seçim sath-ı mailine girdiğimiz bu dönemde takiye yapmaya çalışsa da Cumhuriyet’e, Aydınlanma Devrimlerine, kazanımlarına, kurucumuz ve ebedi başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e cepheden karşıdır. Bugün tüm dünyada itibarsızlaşmışsak, yalnızlaşmışsak, ekonomik olarak iflas etmişsek, iç barışımız hassas hale gelmişse, demokratik birikimimiz, insan hak ve özgürlükleri ve hukuk yok edilmiş ve anayasamız en ağır şekilde ihlal ediliyorsa sorumlusu siyasi iktidardır.

 

İktidar Muhafazakar Değil, Gerici!

 

Daha geçen gün TRT spikeri Deniz Demir’in ekranda okuduğu 29 Ekim mesajında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ten “Bizi ümmet olmaktan çıkarıp birey olma bilincini armağan eden…” diye bahsetmesi üzerine nasıl hedef olduğunu ve işten el çektirildiğini hep beraber yaşayarak gördük. Ümmet Kimliği; günümüz dünyasının kimliği değil, insan aklının yaklaşık olarak 3 bin yıl önce ürettiği bir kimlik türüdür. Atatürk’ün yerine koyduğu Ulus Kimliği ise bugün için insanlığın ulaştığı medeniyet seviyesinin bir ürünüdür. Yarın insanlık daha evrensel bir kimliğe ulaşabilir ama bugün için çağdaş olan kimlik; ulus kimliğidir. Ümmet kimliğinde ise kul, köle ve efendi ilişkisi vardır, çağdışıdır, geçmişe aittir, kadını ikinci sınıf sayar, erkeği muhatap alır, toplumu böler, parçalar ve mutsuz eder. İşte iktidarın savunduğu kimlik; bu kimliktir. 

 

AKP’li Mahir Ünal’ın Türkçe’ye ve Harf Devrimine karşı bilgi ve çağdaşlık fukarası olan yaklaşımını gördünüz. Sonradan çevirmeye çalışsa da bilinç altındaki fikirleri bu. İstifası da seçim odaklı. Sakın sanmayın ki tepkiler nedeniyle istifa etti veya ettirildi. Sadece “sen şimdilik biraz gözlerden uzak ol” emri verildi ama gönül ve fikirsel bağları asla kopmadı. İktidar, kendisini tanımlamaya çalıştığı gibi muhafazakar da değil. Muhafazakar; sözlük, politik ve felsefi anlamıyla, gelişmeye set çekmeyen ama mevcudu koruyan ve korumaya çalışan demektir. İktidar ise kelimenin tam anlamıyla gerici! Çünkü mevcut olan Cumhuriyeti, kazanımlarını, özgürlüklerimizi, demokrasimizi bırakın daha ileriye götürmeyi, korumadığı gibi düşmanlık yaptı ve yok etmeye çalıştı. Yerine koymaya çalıştıkları ise Ortaçağ kavramlarıydı! Dün, saltanatın kaldırılışının 100. yılını kutladık. Ama hala karanlıkta kalmaya devam eden, tam olarak neler olduğunu bilmemizin istenmediği 15 Temmuz Darbe Girişimi ve sonrasındaki 16 Nisan 2017 Referandumu ile tekrar rejim değişikliği yapıldı. Monarşi, yani tek adam yönetimi ve saltanat tekrar kuruldu. 

 

Halkı Kandırmaya Yönelik

 

Ne yazık ki Türkiye; bugün akıldan bilimden ve liyakatten uzak kadrolar tarafından yönetilmektedir. Geçen Cumartesi gecesi; Avrupa saatlerini bir saat geri alarak kış saatine geçti ve Türkiye ile arasındaki saat farkı 2’ye, İngiltere ile 3’e çıktı. Türkiye ise dünyada kışın da yaz saati uygulamasına devam eden tek ülke. Bu uygulama, damadın Enerji Bakanlığı döneminden kalan mirası. Ekonomiyi de böyle yönetip iflas ettirmişti. 

 

Şimdi de seçimler için Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı” açılımı yaptı. Hiçbir karşılığı ve arka planı yok. Sadece halkı kandırmaya yönelik, boş bir söylem. Üretemeyen, karnını bile doyurmakta zorlanan, milli parasının değeri pul olan, ekonomisi iflas eden, hazinesinde dövizi olmayan, hatta eksi durumda bulunan, akıldan, bilimden ve liyakatten uzaklaşan ve üniversitelerinde bilimin değil sadakatin belirleyici olduğu bir ülkenin geleceği olmaz, olamaz! 

 

Yerli ve Milli Değil 

 

TOGG da bu kapsamda, seçimler öncesinde halkı kandırmak için bir yem! Balık yemi gibi! Tabii ki yerseniz! 20 yıldır iktidardasınız, millilik ve yerlilik adına hiçbir şey yapmadınız, aksine Cumhuriyetin tüm ekonomik değerlerini haraç mezat özelleştirme adına sattınız, yabancılaştırdınız, şimdi de “yerli otomobil yapacağız” diyorsunuz! Şimdiye kadar böyle bir vizyonunuz vardı da neredeydiniz? 

 

1954’de kurulan, ilk önceleri montaj yapan, 1970’de yerli katkısı yüzde 60 olan, 1986’da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) devredilen, 1988’de yüzde 100 yerli hale gelen ve 1995’de bir Türk markası olarak üretime geçen Tuzla Jip Fabrikasını tüm itirazlara rağmen “gerek yok” diyerek kapatacaksınız ve şimdi hiç utanmadan, tasarımı da dahil hiçbir şeyini üretmediğiniz yabancı TOGG’a “yerli” diyeceksiniz. Türkiye 1961’de Devrim Arabası ve 1966’da Anadol markası ile bu eşikleri çok önceleri geçmiş olmasına rağmen.

 

Nitelikli İnsanlarımızı Kaybediyoruz

 

Hem Londra’da hem de Oslo’da araştırdım, esnafı, çarşıları, alıveriş merkezlerini dolaştım ve insanlarla konuştum; iktidarın “Avrupa bizi kıskanıyor”, “Avrupa bizden kötü”, “Avrupa’da raflar boş, yiyecek bulamıyorlar” gibi sözlerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını yerinde gördüm. Gerçekten sordum; “Türkiye’yi kıskanıyor musunuz?” diye. Aldığım yanıtlar ise “Neyinizi kıskanalım? Aksine size üzülüyoruz ve acıyoruz” şeklinde oldu. Türkiye’deki enflasyonun, ekonomik iflasın ve yoksulluğun herkes farkında ve adımıza üzülüyorlar. Otoriter bir yönetim altında ezildiğimiz temel hak ve özgürlüklerden mahrum edildiğimiz içinse halimize acıyorlar. Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin “Türkiye’nin ekonomik modelini anlatıyoruz, bizi dinliyorlar, merak ediyorlar, izliyorlar. Türkiye’nin ekonomik modeli dünyanın gündeminde” sözlerine Norveç’te ve İngiltere’de gülüyorlar.

 

Nitelikli insanlarımız Türkiye’yi terk ediyor. Buralarda, bunu daha kolaylıkla görüyorsunuz. Çünkü iktidar; nitelikli, sorgulayan ve biat etmeyen insanlarımızı sevmiyor, hatta düşmanlık ediyor. Nitelikli insan göçünün nedeni ekonomik olumsuzlukların yanında, umutsuzluk, geleceği görememek, baskı ve zulüm. Tabii ki Avrupa’da güçlü bir Türk diasporasının olması bir avantaj ama niteliklilerimizi kaybederek, çevre ülkelerden sığınmacıları Türkiye’ye doluşturarak ülkemizi çağdaş ve müreffeh yapmamız mümkün değil.

 

Az Gelişmişliğin En Önemli Kriteri

 

Norveç; Avrupa’nın en kuzeyinde, 5,5 milyon nüfuslu küçük ama zengin ve güçlü bir ülke. Kişi başına milli geliri yaklaşık 100 bin dolar. Türkiye’de ise 9 bin dolar. 18 yaşındaki bir genç ailesinden hiç para almadan üniversite okuyabiliyor ve ev tutabiliyor. Sağlık hizmetleri ve eğitim ücretsiz. Norveç’in zenginliğinin arkasında; denizlerden elde ettiği petrol ve doğal gazın yanında, insana yaptığı yatırım ve nitelikli insan gücü var. Norveç gibi zengin ülkeler, tüm yatırımlarını nitelikli insan gücü yetiştirmek için yapıyor. Hatta, nitelikli insan gücü için dışarıdan transfer de yapıyor. 

 

Az gelişmiş veya gelişmesini tamamlayamayan ülkelerin en önemli özelliği; kaynakların kıt olmasından ziyade, kıt kaynakların israf ediliyor olmasıdır. Bugün Türkiye’deki iktidar da aynen bunu yapmaktadır. Sadece ekonomik kaynaklarımızı değil, nitelikli insan gücümüzü de israf etmektedir. Sonuç olarak; bu iktidarla Türkiye’nin bir geleceği yoktur. 

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.