h Dolar 7,4444 %-0.07
h Euro 8,9885 %-0.07
h BIST100 1.531,05 %0.15
h Bitcoin 370760 %2.60887
a Öğle Vakti 13:04
Ankara
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
X
Türker Ertürk

Türker Ertürk

26 Şubat 2021 Cuma

TÜRKER ERTÜRK YAZDI: DEVLET DEĞİL, İKTİDAR!

TÜRKER ERTÜRK YAZDI: DEVLET DEĞİL, İKTİDAR!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Bugün Türkiye olarak yaşadığımız sorunların, yönetilemeyen ve azdırılan salgının, ekonomik iflasın, dış politikada hem bölgede hem de dünyada yalnızlaşmamızın, yok edilen demokratik kazanımlarımızın, yaygın hukuksuzluğun, adaletsizliğin, kutuplaşmış olmamızın, iç barışımızın hassas hale gelmesinin ve Gara’da 16 şehit verişimizin sorumlusu iliklerine ve hücrelerine kadar iktidardır.

 

Rehin alınan insanlarımız üzerinden siyasi rant uğruna kumar oynayacaksın, kazanırsan sahip çıkmayı planlayacaksın ama kaybedince faturayı devlete kesecek açıklamayı konuyla ilgisi olmayan Malatya Valisine yaptıracaksın! Aynen İdlib’te göz göre göre ölüme gönderilen ve Rusların hava taarruzu ile şehit edilen Mehmetçikler için Hatay Valisine açıklama yaptırıldığı gibi!

 

İktidar Hesap Verebilir Durumda Değil!

 

Bu operasyonun yapılmasına devlet değil, iktidar karar verdi. Hatta iktidarın devlet kurumları üzerindeki ağır vesayeti nedeniyle “Hayır yapmayalım! Çok yanlış olur, başarı şansı çok düşük” bile diyemediler iktidara. Örneğin iktidarda biz olsaydık; rehin alınan yurttaşlarımızı askeri operasyon yerine, başka yöntemlerle kurtarırdık.

 

Ne yazık ki bugün ülkemizde hangi konuyu ele alırsanız alın, tel tel dökülür ve elinizde kalır. Çünkü iktidar Türkiye’nin çıkarları ve güvenliği peşinde değil, çağdışı “Siyasal İslamcı” ideolojisi ve geçmişin aklı olan “Yeni Osmanlı” hayali peşinde koşuyor ve istisnasız hiçbir konuda hesap verebilir durumda olmadığından konumunu kaybetmek istemiyor ve ne pahasına olursa olsun koltuğunda kalmak istiyor.

 

Öğretmen Zayıf Verdi

 

İktidar, olan bitenlerde kabahati hiç kendinde bulmuyor, yaşadığı sorunların, başarısızlıklarının ve öngörüsüzlüklerinin nedenlerini hep kendi dışında arıyor. Eğer siz yaşadığınız sorunları içselleştirmez ve nedenlerini hep dışarıda, dış güçlerde, muhalefette ve muhalif düşüncede ararsanız sorunlarınız asla çözülmez ve derinleşir. Aynen geçer not alamayan öğrencinin kabahati kendinde araması yerine öğretmenini suçlaması ve “Öğretmen bana zayıf verdi!” demesi gibi bir durum bu.

 

Bir ülkede yapılanlardan, yapılmayanlardan ve yapılamayanlardan iktidarlar sorumludur. Eğer bir ülkede başarısızlıklardan ve kötüye giden işlerden dolayı dış güçler ve muhalefet suçlanıyorsa orada faşizme doğru evirilen bir rejimden bahsedilebilir.

 

Seçim Kazanma Şansı Yok

 

İktidar içeride ve dışarıda bitmiş, tükenmiş, anlatabileceği ve inandırabileceği bir hikayesi kalmamış ve Türkiye’yi artık yönetebilme gücünü de kaybetmiştir. Bu nedenle geçmişte kendisine destek vermiş olan halkın teveccühünü her geçen gün artan bir hızla kaybetmektedir. İktidar halk desteğini kaybettikçe otoriter refleksleri sertleşmekte, sertleştikçe de daha çok kaybetmektedir. Buradan iktidar için tek çıkış yolu seçim kazanmak ve halkın güvenoyunu almakla olur. Ama halen seyredilen rotada seçim kazanma şansı da ufukta gözükmüyor.

 

İktidar halen kendisi için kötüye giden durumu tersine çevirebilmek, gündemi değiştirebilmek ve karşısında her geçen gün daha çok büyüyen demokratik bloğu parçalayabilmek maksadıyla ağır din ve milliyetçilik istismarı yaparak ve başarı öyküsü yaratmaya çalışarak halk desteğinin çözülmesini durdurmaya ve geri kazanmaya çalışmaktadır. “Karadeniz’de gaz bulundu!” müjdesi, Ayasofya’nın müzeden camiye çevrilmesi, neredeyse tüm dünyaya özde değil sözde dayılanması, Gara Operasyonu, “Ay’a gidiyoruz!” iddiaları, “Demokratik ve çağdaş bir anayasa yapacağız” açıklamaları ve son olarak “Çatlasanız da patlasanız da Kanal İstanbul’u yapacağız!” çıkışı bu kapsamda yapılan hamlelerden bazılarıdır, dahası da gelecektir.

 

Proje Değil, Ucube!

 

Kanal İstanbul bir proje değil. Çünkü bir fikrin proje olabilmesi için bir problemi çözüyor olması lazım. Kanal İstanbul ise problem çözmek şöyle dursun, Türkiye’ye egemenlik, güvenlik, savunma, ekolojik denge, çevre, su kaynaklarının tahribatı ve şehircilik konularında inanılmaz ölçüde problemler çıkarıyor. Onun için bu bir proje değil gerçekten bir ucube, hatta İstanbul’a, Marmara Bölgesi’ne ve Türkiye’ye karşı sonuçları itibarıyla gelecek nesilleri de derinden etkileyecek bir düşmanlık girişimidir. Bu iddialarımızın arkasını dolduran bilimsel eleştirilere yanıt veremiyorsanız “Çatlasanız da patlasanız da yapacağız!” demekten ve iktidar gücünü istismar etmekten başka şansınız yoktur!

 

Aşkın Zengin Akkuş’un Dark İstanbul Yayınlarından yeni yayımlanan “Kutsal Cehalet” adlı romanını okumanızı tavsiye ederim. Ortaçağ İtalya’sından 2018 Türkiye’sine uzanan bir kaçış ve özgürlük hikayesi.

Devamını Oku

OPERASYONUN BAŞARISIZLIĞININ NEDENLERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

OPERASYONUN BAŞARISIZLIĞININ NEDENLERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

OPERASYONUN BAŞARISIZLIĞININ NEDENLERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 

Dünyanın en zor işlerinden biridir şiddet uygulayarak yapılan rehine kurtarma operasyonları. Helede;

 

  • Kurtaracağınız rehineler profesyonel ve acımasız bir terör örgütünün elindeyse,
  • Operasyon yapacağınız yer başka bir ülkenin topraklarında ve o ülkenin azami müsamahasına mazhar ise,
  • Rehineleri elinde bulunduran terör örgütü küresel ve bölgesel güçlerin siyasi, lojistik ve teknolojik desteğine sahipse ve
  • Rehinelerin bulunduğu yer zor bir coğrafi bölgede ise rehinelerinyaşamını çok büyük bir oranda riske etmeden operasyonu başarabilmenin yüzdesi çok düşüktür.

 

Artık Seçim Kazanma Şansı Yok!

İşte Irak’ın kuzeyindekiGara bölgesinde girişilen rehine kurtarma operasyonu da böyle bir işti. Doğru karar; rehinelerin şiddet kullanılmadan başka bir yöntemle kurtarılmasıydı ki bu mümkündü ve daha önce de uygulanmıştı. Ama iktidarın bekleyecek zamanı yoktu. Bir başarı öyküsüne veya öykülerine çok ama çok ihtiyacı vardı. Çünkü kamuoyu yoklamalarında da açıkça görüldüğü gibi;Cumhur İttifakındaki erime durdurulamıyordu. Eğer bir şeyler yapılamazsa seçim kazanma şansları neredeyse yok gibiydi.

Bu nedenle iktidar ağır din ve milliyetçilik istismarı yapıyor,“Güçlü İktidar” ve kendi yönetiminde “Güçlü Bir Türkiye” algısı yaratabilmek için bir dizi operasyon gerçekleştirmeye çalışıyordu. “Karadeniz’de gazbulundu” haberleri,Ayasofya’nın müzeden camiye çevrilmesi konusu, Mavi Vatan’a sahip çıkılıyormuş gibi iç kamuoyuna yönelik rüzgâr yapmalar ve“Aya gidiyoruz” gibi akla ziyan açıklamalar hep bu kapsamda yapılan ve iktidarın karanlık mahfillerinde planlanan bir dizi hamlelerdi. Bu ve bunun gibi hamleler daha da artarak devam edecek.

Ay’a Gidilemeyeceğini İktidar da Biliyor!

İktidarın yaptığı bu hamlelerin başka özellikleri de var. Örneğin “Ay’a gidiyoruz”hamlesinin birincil misyonu;olması gereken gündemi örtmek ve halkın bir bölümünün dikkatini ekonomik iflastan ve salgını yönetemiyor olmanın sonuçlarından kaçırmaktı. Yoksa aklı başında ve biraz mürekkep yalamış birisinin halen sürdürülen kafayla Türkiye’nin 2100’de bile Ay’a gidemeyeceğini bildiğini ve güldüğünü iktidar da biliyordu. Yine de “Kandırdıklarım ve aldattıklarım bana yeter” diyor.

“Yeni Anayasa”hamlesinin birincil misyonu ise karşısında yer alan, her geçen gün büyüyen demokratik bloğu anayasa tartışmalarının içine çekerek birbirine düşürmek ve parçalamaktır. Muhalefet bu topa girer ve tartışmaya başlarsa büyük saflık eder ve gerçekten de parçalanma olur. Önce seçim yapılmalı, iktidar gitmeli.Asgari demokratik koşullar oluştuktan sonra bu konu gündeme gelebilir ve tartışılabilir. Demokrasinin, hukukun, adaletin ve çağdaşlığın önündeki en büyük engel olan bu iktidarla anayasa tartışmasına girmek, affedilmez bir hata olur.

Amaç Siyasi Rant

Her devlet,rehine alınan vatandaşlarını ve devlet görevlilerini derhal kurtarmak ister. Bu tür kurtarmaların siyasi hedefi içte ve dışta vatandaşlarına sahip çıktığını göstermek ve vatandaşların devlete olan güven duygusunu pekiştirmektir. Bizim ülkemizdeki iktidar ise yaklaşık 5-6 yıldır rehine tutulan 13 devlet görevlisi ile ilgili olarak parmağını bile oynatmadı, bu konuyu unutturmaya çalıştı, dile getirenleri sansürledi, yok saydı.

Geçtiğimiz Çarşamba günü (10 Şubat 2021),Kuzey Irak’ta Garabölgesine yapılan operasyonla bir anda rehinelerimiz hatırlandı. Çünkü bu operasyonun siyasi hedefi;iktidar için bir başarı öyküsü yaratmaktı. İktidar kurtarılan devlet görevlisi rehineleri arkasına alarak ve halkın önüne çıkarak gövde gösterisi yapmayı planlıyordu. Amaç rehinelerin kurtarılmasından çok siyasi ranttı. Başka yöntemlerle rehineleri kurtarmak, askeri bir operasyonla kurtarmak kadar iktidar için arzu edilen etkiyi yaratmazdı.

Esir Değil, Rehine!

İktidar,PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ı ve kardeşini; seçimleri kazanabilmek, Kürt kökenli yurttaşlarımızın oyunu alabilmek, hiç değilse muhalif adaylara oy verilmesini engellemek maksadıyla yani siyasi ikbali için kullanmayı düşündü, hatta kırmızı bültenle aranan Osman Öcalan’ıTRT’ye bile çıkardı ama bu imkânı rehinelerimiz için kullanmayı aklına bile getirmedi.

İktidar açıklamalarında rehineler için “esirler” diyor. Bu büyük bir gaf! Hem de 19 yıldır devleti yönetiyor olmanın tecrübesiyle!“Esir”diyerek uluslararası hukuki bir terim kullanmak;PKK’yı meşrulaştırmaktır, bilmeden 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Savaş Esirleri Sözleşmesi’ne gönderme yapmaktır ve PKK ile yapılanın terörle mücadele değil, savaşolduğuanlamındadır. İşte Türkiye’nin bu farkındalığa sahip olmayanlar tarafından yönetildiğinin yüzlerce örneğinden biri daha! Varın, gerisini siz tahmin edin!

Başarısızlığın Nedeni İktidar

Kurtarma operasyonunun başarısızlıkla neticelenmesinin en büyük nedeni; baskın şeklinde planlanan operasyonun “Çarşamba günü müjde vereceğiz”açıklamasıylaistemeden de olsa karşı tarafa emare verilmesi, baskın niteliğinin ortadan kalkmasıdır.Ayrıcaharekâtın içeriği açıklanmasa da bölgede işbirliği yapılmak zorunda kalınanPeşmergenedeniyle PKK’nın durumu anlamış olması ve bu yüzden baskına uğranılmasıdır.

 

Bu başarısız operasyondan ve 16 şehidimizden sonra Hulusi Akar’a düşen sorumluluk derhal istifa etmektir! Kabile devletleri hariç, çağdaş ülkelerde bu böyle oluyor. Diğer dikkati çeken konu da harekât başarılı olunca medyaya verilen fotoğraflarda Hulusi Akar“bizzat harekâtı yönetti”açıklamalarıyla en önde yer alırken, başarısız olunca fotoğrafta sadece Genelkurmay Başkanı yer alıyor. Başarıya siyasiler sahip çıkıyor, başarısızlığı ise askerin üzerine atıyorlar. Hâlbuki başarısızlığın tek sorumlusu iktidardır. Çünkü operasyonun siyasi hedefi baştan sona kadar iktidarın siyasi rant elde etmesi üzerine bina edilmiş ve çok riskli olmasına ve rehinelerin başka yöntemlerle kurtarılabilmesi mümkün olmasına rağmen siyasi ikbal uğruna başarı şansı çok düşük bu seçenekte ısrar edilmiştir.

 

İktidarla Aynı Dünyada Yaşamıyoruz

 

İktidar hala hiç utanmadan, sıkılmadan bu başarısızlıktan devlet gücü ile ele geçirdiği medya aracılığı ile bir başarı öyküsü yaratmaya ve siyasi rant sağlamaya çalışıyor. Suudi ArabistanKralı vefat ettiğinde üç gün yas ilan eden iktidar 16 şehidimize yası çok görüyor, kendi yanlışları nedeniyle başarısız olan rehine kurtarma operasyonunda sorumluluğunun gereği olan istifayı düşünmüyor, muhalefeti suçlayarak siyasi ranthesaplarına bir yenisini ekliyor ve bu kapsamda ilkeleri, milli değerlerimizi ve etik kuralları yok sayıyor.

 

Şehitlerimizin cenazeleri Türkiye’nin dört bir yanından kaldırılırken ve gözyaşları dökülürken Rize’de AKP kongresinde kahkahaların atılmamasını, şakalar yapılmamasını, şehidimizin annesinin acısına saygı duyulmasını ve siyasi rant malzemesi yapılmamasını dilerdik. Belli ki bu iktidar iradesi ile bırakın aynı gemide olmayı, aynı ülkede yaşamayı, aynı dünyada bile değiliz! Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve yüce milletimize başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Ruhları şâd olsun.

Devamını Oku

TÜRKER ERTÜRK YAZDI: ALEMDAR’I KAPTIRMAM!

TÜRKER ERTÜRK YAZDI: ALEMDAR’I KAPTIRMAM!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçenlerde Karadeniz Ereğli’de Gazi Alemdar Müze Gemisi’nde, Alemdar Gemisi’nin kahraman denizcilerinin 100 yıl önce yazdığı destanı anmak için bir tören yapıldı. Ne yazık ki törende yoktuk, daha doğrusu davetli değildik. Böyle bir tören olduğunu başta Karadeniz Ereğli’den olmak üzere bizi arayanlardan öğrendik.  Soruyorlardı; “Alemdar’ı sen yaptın, niçin yoktun?” diye! 

 

Siyasetçiler, genelde şov yaparlar ve yaptıklarını abartırlar. Bu durum bir dereceye kadar mazur da görülebilir. Ama yalan söylemek, mücadelenin sadece başında ve hazırlık safhasında olduğu halde yapmadıklarını yapmış gibi anlatmak, gerçekleri dibine kadar saptırmak hem ayıp oluyor hem de gelecek nesiller için de kötü bir örnek! Sanırım bu nedenle Karadeniz Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık bizi davet etmedi; meydanı boş bulabilmek, şov yapabilmek, gerçekleri istediği gibi değiştirebilmek ve Alemdar’ı kendisine mal edebilmek için! Biz orada olsak, gözümüzün içine baka baka nasıl anlatabilirdi ki anlattıklarını? Bu kadar kadir kıymet bilmezlik ve bu kadar da vefasızlık olmaz, olamaz! Genel olarak çağdaşlaşmasını henüz tamamlamamış bizim gibi ülkelerde başarının sahibi çoktur, başarısızlıkların ise sahibi yoktur, yetimdir ve öksüzdür. 

 

Recep Kâhya Şehit Edilir

 

“GAB’ı Gabtırmam!” derdi 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel. Ben de çok emek verdiğim, kafa patlattığım, risk aldığım, gecemi gündüzüme kattığım Alemdar’ı kimseye kaptırmam. Gurur kaynağımız olan bu büyük projeyi tabii ki tek başına yapmadım. Bugün, bu köşede size Alemdar’ı nasıl ve kimlerle yaptığımızı anlatacağım.

 

Alemdar; 1898 yılında inşa edilmiş olup, Alemdar Marşı, yelken ve gemicilik gösterileri,  49.5 metre boyunda 7.95 metre eninde ve 362 ton ağırlığında bir römorkördür. 100 yıl önce, işgal altında bulunan İstanbul’dan kaçırılır. Önce Karadeniz Ereğli’ye, sonra da Trabzon’a intikal ettirilir. Trabzon’a intikal ettiği sırada Fransız G-27 Gambotu yakalar ve Alemdar’ı geri döndürür ama yolda çıkan çatışmada Fransız denizciler esir alınır ve serdümen Recep Kâhya, Fransızlar tarafından şehit edilir. Uzun görüşmelerden sonra Fransız esirler bırakılır ve Ankara Hükümetinin Fransa tarafından tanınmasını sağlayacak olan 3 maddelik anlaşma yapılır.

 

Kahramanlık Hikâyeleriyle Büyüdüm

 

Alemdar daha sonra Trabzon’a gönderilir ve savaş boyunca Rüsumat, Şahin ve Gazal gibi gemilerle Karadeniz’de destan yazar. Kahraman denizcilerimiz bu gemilerle Sovyetler Birliği limanlarından Anadolu’ya 300 bin tondan fazla silah ve cephane taşırlar. Sanırım bu stratejik nakliyat başarılamasaydı biz de Kurtuluş Savaşı’nı kazanamazdık.

 

Çocukluğumdan beri, Milli Mücadelemiz sırasında Karadeniz’de denizcilerimiz tarafından verilen bu destansı mücadelenin hikâyelerini dinleyerek büyümüştüm. Dedem Trabzonlu, denizci, İstiklal Madalyalı Şevki Ertürk’tü. Babam da deniz subayı idi. Dedem ben doğmadan ölmüştü ama hatırlayabildiğim kadarıyla; 4 yaşımdan itibaren babaannemin kucağına oturur, dedemi ve denizcilerimizin kahramanlık hikâyelerini dinleyerek, onları hayal ederek uyurdum ve büyüdüm.

 

Gördüğüm Manzara 

 

Daha sonra kazandığım tarihsel bilginin yanında, bu duygu yoğunluğuna da sahip olarak Ağustos 2006’da Karadeniz Ereğli’ye geldim ve Karadeniz Bölge Komutanı olarak göreve başladım. Alemdar hakkında gördüğüm manzara; yıllardan beri Alemdar’ı yeniden bire bir yaptırma ve şehirde sergileme konusunun hep konuşulduğu fakat bir türlü gerçekleştirilemediği idi. Hatta 2004 yılında bu amaca matuf bir dernek bile kurulmuştu ama Alemdar yine yapılamamıştı; Belediye Başkanı Posbıyık 12 yıldır (1994-2006) görevde olmasına rağmen. 

 

Belli ki devlet parası ve gücü olmadan Alemdar’ı yapabilmek için birleştirici bir liderliğe, Karadeniz Ereğli ve çevresinden yardım alınabilecek kurumların, şirketlerin, demokratik kitle örgütlerinin ve ekonomik durumu güçlü kişilerin ikna ve organize edilmesine ihtiyaç vardı. Asker olmama rağmen tüm toplum kesimleriyle ve sivil halkla her seviyede ve eşit mesafede ilişki kurmam nedeniyle bu liderliği yapabilecek durumda olduğumu değerlendirdim, kollarımı sıvadım ve Alemdar’ın yapılması işini kimseden emir almadan kendime misyon edindim.

 

Önce Bilinçlendirmek ve Farkındalık Yaratmak 

 

Alemdar’ı iki yılda ve her biri yaklaşık bir yıl süren iki safhada yaptık. Birinci safha hazırlık, ikinci safha ise geminin dört blok halinde inşası, şehrin sahilde konacağı kuru havuzun yapılması, inşa edilen blokların denizden taşınarak havuza konması, birleştirilmesi, geminin müze olarak donatılması ve törenle açılmasıydı.

 

Hazırlık safhasında bölgede farkındalık yaratabilmek ve halkın desteğini alabilmek için Alemdar Gemisi’nin yaptıklarını ve Kurtuluş Savaşı’nda denizcilerin Karadeniz’de verdikleri mücadeleyi anlatan çok sayıda bilinçlendirme amaçlı konferans verdim ama yetişemiyordum. Daha sonra seyyar bilinçlendirme timleri kurarak; okullarda, demokratik kitle örgütlerinde ve köylerde Alemdar Gemisi’ni anlattım ve anlattırdım.

 

Alemdar Marşı

 

Alemdar Destanını ve kahraman denizcilerimizi halka müziğin tınısıyla da anlatabilmek için Kara Elmas Üniversitesi Rektörü Bektaş Açıkgöz ve Konservatuar Müdürü Aydın İlik’in desteği ile Gazi ve Bilkent Üniversiteleri’nin de katılımı ile bir senfoni orkestrası kurduk ve 25 Ocak 2008’de muhteşem bir konser gerçekleştirdik. Konserin bitiminde orkestra şefi Aydın İlik’ten Alemdar Marşı’nı bestelemesi için söz aldım. Sözlerini de konseri sunan yakın dostum Esra Güner Hangün’den yazmasını istedim. Bu konser, 3 aylık bir hazırlıktan sonra gerçekleşti. Öncesinde neyi anlatacağımızı sanatçılarımıza anlatmak için Alemdar Destanı konusunda kendilerine hamasi içerikli bir sunum yaparak çalışmaları için duygu yoğunluğu sağlamaya çalıştım. Bu konserden yaklaşık 20 ay sonra Doç. Dr. Aydın İlik’i kaybettik. Son bestesi Alemdar Marşı oldu. Ruhu şad olsun.

 

Belediye Başkanı Posbıyık, Alemdar’ın inşa süresinde yoktu. Çünkü 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinden önce milletvekili adayı olabilmek için istifa etmiş, yerine kendi meclis üyelerinden Murat Sesli seçilmiş ama belli bir süre sonra parti değiştirmiş ve AKP’ye geçmişti. Alemdar’ın inşası boyunca Murat Sesli Belediye Başkanıydı. Ama Allah’ı var Alemdar’ı yaparken, donatırken ve sahilde yerinin hazırlanması sırasında bir dediğimi iki yapmadı, yüreği ile koştu ve destek verdi. 

 

Niçin Dört Blok?

 

Posbıyık konuşmasında; her şeyi sanki kendisi yapmış gibi güverteyi üçe böldüklerini ve üç tersaneye verdiklerini, kamaraları da başka bir tersaneye verdiklerini söylüyor. Tabii ki bu doğru değil! 362 deplasman tonluk bir gemiyi ücretsiz olarak tek bir tersaneden yapılmasını istemenin doğru olmadığını düşünüyordum. Çok büyük yük olurdu. Yardım kampanyası düzenlenip, para toplanıp, ücreti mukabili bir tersanede yaptırılabilirdi. Ama para toplamak ve harcamak hesap verebilirlik açısından çok tehlikeliydi. Çokça teklif edilmesine rağmen bu yöntemi asla kabul etmedim. 

 

Gemiyi dört blok halinde, dört farklı tersanede yaptırmak benim fikrimdi ve ben planladım. İlk söylediğimde herkes itiraz etti, “olmaz” diye. Alemdar, Türkiye’de farklı dört tersane tarafından inşa edilerek, farklı bir yerde birleştirilmiş ilk gemi inşa projesidir. Bu fikri 2000-2003 arasında İngiltere’de görev yaparken, oradaki tersaneleri gezerken öğrenmiştim.

 

Önce Gemi İnşa Planı 

 

Asıl Alemdar Gemisi hurdaya ayrılmış ve yok olmuştu. Ayrıca Alemdar’ın gemi inşa planı ve sac açılımları da elimizde yoktu. Alemdar’ın sadece dış görünümünü yansıtan resimler vardı elimizde. Mademki gemiyi yüzdürmeyecek ve içine makine koymayacaktık; dış görünümü ile aynısını inşa edebileceğimiz ve geminin içini de müze olarak kullanabileceğimiz değişiklikleri içeren bir gemi inşa planına ihtiyacımız vardı. 

 

Yurt dışında çok sayıda denizcilik müzesi gezmiştim. Bir müze geminin nasıl olacağı hakkında yeterince bilgim ve deneyimim vardı. Ayrıca denizciydim de! Gemiyi içi müze olacak şekilde, taslak olarak çizdim. O sırada İstanbul Tersanesi Komutanı olan sınıf arkadaşım Amiral Tayfun Tansan’dan da Alemdar’ın içinin benim istediğim şekilde ama görünen kısımlarının resmilerdekinin bire bir aynısı olacağı gemi inşa planının ve sac açılımlarının yapılmasını rica ettim. Sağ olsun, 3.5 ay sonra planlar elimdeydi. 

 

Ben Davet Edersem Gelmezler!

 

Daha işin başındayken, henüz gemi inşa planlarını da çizdirmemişken gözüme kestirdiğim en güçlü ilk dört tersane olan Ereğli Gemi Tersanesi, Madenci Tersanesi, Ustaoğlu Tersanesi ve Ustamehmetoğlu Tersanesi’nin sahipleriyle görüşmek, yemeğe davet etmek ve yemekte projeyi anlatıp gönüllülüklerini sağlamak istedim. Bunun için de henüz görevde olan Belediye Başkanı Posbıyık’tan bir yemek organize etmesini bu tersane sahiplerini davet etmesini rica ettim. Bana “Ben davet edersem gelmezler. Siz davet edin, masrafları ben karşılarım” dedi. Alemdar gemisinin dört bloğundan birini yapan Madenci Tersanesi’nin sahibi Arif Madenci’yi de 19 Mart 2017’de son yolculuğuna uğurladık. Ruhu şad olsun.

 

Alemdar’ı yaparken çok sayıda kurumdan, demokratik kitle örgütünden, Karadeniz Ereğli ve Zonguldak’ta yaşayan insanlarımızdan destek aldım. Tabii ki emrimde bulunan Karadeniz Bölge Komutanlığı’nın Trabzon’a kadar uzanan imkânlarını ve personel gücünü bu işte en başta kullandım. Erdemir Genel Müdürü Oğuz Özgen, Batı Karadeniz Deniz Ticaret Odası Başkanı İrfan Erdem, Belediye Başkanı Murat Sesli, dört tersanenin sahipleri ve Karadeniz Ereğli Kaymakamı Osman Ekşi sınırsız destek vermeselerdi Alemdar yapılamazdı. 

 

Kaza Olunca Kim Hesap Verecekti?

 

Alemdar bloklarının tersanelerde inşası sürerken ve özellikle de bloklar bitirilip yerlerine konulacağı kuru havuza taşınırken, birleştirilirken ve donatılırken neredeyse her gün çalışmaların başında bulunuyordum. Proje gönüllülük esasına göre yürüdüğü için ilgilenmezsem işler duruyor ve karşılaşılan sorunlar çözülemiyordu. Kritik zamanlarda da işin başındaydım. Ben orada değilken de emrimdeki Onarım Destek Komutanı Dz. Albay Aydın Doğan’ın orada olmasını sağladım. Özellikle kuru havuz üzerinde süren faaliyetlerde en az dört farklı yerden gelen işçi ve teknisyenler oluyordu. Her an kaza bela çıkabilir ve ölüm olayı olabilirdi. 

 

İşler iyi giderken herkes alkış tutardı. Ama kaza olduğunda, sakatlanma ve ölüm olduğunda kim hesap verecekti Cumhuriyet Savcısının karşısında? Tabii ki ben! Çünkü işleri ben organize ediyordum. Askerlere emir veriyor, sivillere ve kurumlara ricayı da ben yapıyordum. Bu yapılanlar için resmi iş emirleri de yoktu! Sadece kafamda planlar, mal, hizmet ve işçilik dâhil doğan ihtiyaçların sağlanmasını rica ettiğim kişiler ve bu insanların bana olan güveni vardı. İyi veya kötü, yapılan işlerin sorumlusu bendim. Blokların denizde taşınması ve yerlerine konması başlı başına büyük bir işti. Taşıyıcı pontonları ve günlüğü 20 bin Euro olan 400 tonluk yüzer kreyni Ereğli Tersanesi Müdürü Recep Okur’u ikna ederek ücretsiz olarak bulmak, dört farklı tersaneden bunları taşımak ve yerine koymak -işi yapanlar bilir- çok riskliydi ve her an bir kaza olabilirdi. Bu işlemler sırasında yüreğimin nasıl ağzıma geldiğini ve başından nasıl hiç ayrılmadığımı Karadeniz Ereğli halkı çok iyi bilir. 

 

İzleri Silmek İçin Temel Reis Resimleri

 

Esasında Alemdar’ın -ikinci yılı inşa faaliyetleri olmak üzere- bu iki yıllık süre boyunca nelerle, nasıl ve kimlerle yapıldığını hafta hafta gösteren fotoğraflar ve altında yazan açıklamaları vardı Alemdar’da sergilenen. Ama Belediye Başkanı Posbıyık bunları gerçekleri gizlemek ve kendisine mal etmek için ikinci dönem belediye başkanı olduğu sırada (2009-2014) bunları kaldırttı. Yerine Temel Reis resimlerini koydu ve bu durum haber olarak yerel basında bile yer aldı.

 

Alemdar’ı yaparken kimler yardım etmedi ki! Eğer adını saymadıklarım olursa beni affetsinler. Tabii ki çok sayıda isimsiz kahraman da vardı. Alemdar’ın Kurtuluş Savaşı döneminde komutanlığını yapan Dz. Albay Mustafa Nail Ercivelek’in torunu olan Elif Sungur’u buldum, Karadeniz Ereğli’ye davet ettim, projeyi ve hayalimi anlattım. Elif Sungur da dedesinden miras kalan Alemdar’ın sancağını, dürbününü ve el pusulasını armağan etti. Bunlar şimdi Alemdar’da sergileniyor. Gravür sanatçımız Cemal Akyıldız’a Alemdar’ın gravürünü, Mine Erdini’ye de Alemdar’ın yağlı boya tablosunu yaptırdım ve şu anda gemide sergileniyorlar.

 

Amiralim Emriniz Olur!

 

Alemdar’ın ısıtma soğutma sistemini ricam üzerine HSBC’nin Karadeniz Ereğli Müdürü Tolga Çam yaptırdı. Tarihi canlandırmada kullanılan mankenleri işadamı Batıray Koç aldı, tarihi kıyafetleri Deniz Kuvvetleri Kasımpaşa Dikimevi’nde dikildi. Gemideki bazı elektronik cihazları Rotary, Lions, Soroptimistler ve YÖNDER tedarik etti. Ayrıca kişisel olarak Nurdan Oğuz, Orhan Oğuz, Murat İşler, İsmet Yılmaz, Zeki Us, Hasan Likoğlu, İrfan Yazıcıoğlu, Kemal Köse, Ethem Gezer, Ahmet Akın, Tufan Küllü ve Vedat İşler, Alemdar’ın yapımı için yardım eden iş adamlarımızdı. 

 

Daha geçen gün Alemdar Gemisi Yaptırma ve Yaşatma Derneği’nin Kaymakam ve Belediye Başkanı’ndan sonra gelen bir numaralı sivil üyesi olan Nurdan Oğuz, Erdemir Genel Müdürü Oğuz Özgen, Batı Karadeniz Deniz Ticaret Odası Başkanı İrfan Erdem ve Kaymakam Osman Ekşi ile konuştum. Hepsi “Amiralim siz olmasaydınız, Alemdar yapılamazdı” dediler. Nurdan Oğuz ile Orhan Oğuz, Karadeniz Ereğli’nin önde gelen iyiliksever ve yurtsever ailelerinden. Bir gece Orhan Oğuz’u aradım ve çok pahalı bir elektronik cihazı satın alıp Alemdar’a armağan etmesini istedim. Hiç uzatmadı ve “Amiralim emriniz olur” dedi. Karadeniz Bölge Komutanı olarak görev yaptığım iki sene boyunca benden hiçbir isteği de olmadı.

 

Çok Destek Gördüm

 

“Gazi Alemdar Müze Gemisi’nin yeniden yapılması işinin başına geç ve yap!” diye komutanlarım emir vermemişlerdi ama “Niye bu işle uğraşıyorsun?” da demediler. Hatta Deniz Kuvvetleri Komutanlarım ilk sene Oramiral Metin Ataç ve ikinci sene Oramiral Uğur Yiğit ile Kuzey Deniz Saha Komutanım Koramiral Feyyaz Öğütçü sonuna kadar beni desteklediler ve motive ettiler. Erdemir, başım her sıkıştığında yardım aldığım yerdi. Genel Müdür Oğuz Özgen ayrıca dostumdu ama OYAK Yönetim Kurulu Başkanı E. Korgeneral Yıldırım Türker ve OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy’un desteği olmasaydı, arkamda bu kadar güçlü duramazdı. 

 

Gerçekten o kadar çok insandan ve kurumdan destek görmüştüm ki… Teknik Şube Müdürüm Dz. Bnb. Mehmet Dönmez, Erol Erdem, Mimar Petek Kalyoncu, Mimar Fehmi Keçeci, Mühendis Şansal Erbay, Alemdar’ın tarihi ile ilgili araştırma görevi verdiğim Tarih Öğretmeni Gürdal Özçakır Ben sadece bu güçleri organize ediyor ve hedefe yönlendiriyordum.

 

Tören Muhteşemdi!

 

Gazi Alemdar Müze Gemisinin iç kısmında bölgede yaşayan çocuklar için denizciliği sevdirme ve gemicilik istasyonları kurduk. Osmanlı ve Cumhuriyet Bahriyesinin denizci kıyafetlerini mankenler üzerinde sergiledik. Ayrıca müze gemimizi deniz objeleri, seyir aletleri, gemicilik aletleri, kiosklar, yelkencilikle ilgili bilgiler ve görsellerle de donattık. 

 

Açılış tarihini bile özel bir güne gelecek şekilde 08.08.08 olarak ben belirledim. Gerçekten muhteşem bir tören oldu. Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Bandosu, deniz izcileri, şehit ailelerimiz ve gazilerimiz, halk, Alemdar’ın yapımında katkısı olanlar ve protokolün katıldığı törende Alemdar Marşı yankılanırken yelken ve gemicilik gösterileri ile deniz izcileri göz doldurdu. TBMM Başkanı Köksal Toptan, Zonguldak’ın AKP’li ve CHP’li milletvekilleri, Zonguldak Valisi Erdal Ata, Bartın Valisi İsa Küçük de davetliler arasındaydı. Ayrıca Dışişleri eski Bakanı Mümtaz Soysal’ı da davet etmiştim. Çünkü babası Alemdar’da çarkçıbaşılık yapmıştı. Mümtaz Soysal’ın da ruhu şad olsun.

 

Tarihini Bilmeyen Milletler

 

Törende ev sahibi olarak konuştum, Alemdar’ın ve Karadeniz’de denizcilerimizin yazdıkları destanı, Gazi Alemdar Müze Gemisi’ni nasıl yaptığımızı anlattım, katkısı olanları tek tek saydım, sayamadıklarımı da topluca ifade ederek teşekkürlerimi sundum ve Alemdar’ın Karadeniz Ereğli’ye, Karadeniz’e ve Türkiye hayırlı olması dileklerimle konuşmamı protokolü ve halkı selamlayarak bitirdim. Daha sonra Gazi Alemdar Müze Gemisi’ni protokol ve halka gezdirdim ve tanıttım.

 

Böyle milli değeri olan projeleri yapmak yetmez! Korumak, idame ettirmek, yaşatmak ve geliştirmek de gerekir! Gazi Alemdar Müze Gemisi’nin yapımından sonra korunması, idame ettirilmesi, yaşatılması ve geliştirilmesi görevini Karadeniz Ereğli Belediyesi’ne vermiştik. O günkü Belediye Başkanı Murat Sesli de bu görevi seve seve kabul etmiştir. Artık Karadeniz Ereğli Belediye Başkanlarına düşen görev Alemdar’ı korumak, yüceltmek, çocuklarımız ve gençlerimiz başta olmak üzere halkın hizmetine sunmaktır. 

 

2019’da yapılan yerel seçimlerde beşinci defa belediye başkanı olan Posbıyık’a düşen görev ağır ekonomik kriz yaşayan Karadeniz Ereğli halkının refahı ve mutluluğu için çalışmak, Gazi Alemdar’ı korumak ve yüceltmektir; siyasi şov yapmak için başkalarına ait başarıların izlerini silmeye ve çarpıtmaya çalışmak değil. Ayrıca dile kolay; 20 yıl belediye başkanlığı yaptı, dönem bittiğinde 23 yıl olacak. İlerleyen yaşını da hesaba katarak artık gençlerin önünü açmalı. Kendisine yine de başarılar diliyorum.

 

Bu gemi bizim tarihimizin bir parçası, Kurtuluş Savaşı’nda kahramanlık destanı yazan ve cumhuriyetimizin kuruluş harcını koyan atalarımızla olan bağımızdır. “Tarihini bilmeyen milletler pusulasız gemi gibidir. Sığınacak liman bulamazlar.” 

 

Devamını Oku

HUKUK VE ADALET BİR GÜN SİZE DE GEREKEBİLİR!

HUKUK VE ADALET BİR GÜN SİZE DE GEREKEBİLİR!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

HUKUK VE ADALET BİR GÜN SİZE DE GEREKEBİLİR!

 

Dün (2 Şubat 2021) İstanbul Anadolu Adliyesi’nde,Hulusi Akar’ın 28 Nisan 2017 tarihinde yazdığım “Deklanşöre Kim Bastı?” başlıklı yazımla ilgili olarak Askeri Ceza Kanunu 95/4 gereğince hakkımda açtırdığı davada Savcı beraat istemesine rağmen ceza aldım. Normalde beraat etmem lazımdı! Ortada suçun zerresi bile yoktu! Fakat yargının üzerinde çok ama çok ağır vesayet vardı.

Yazımda astlık ve üstlük münasebetlerini zedelemek ve kendisine karşı güven hissini sarsmak söz konusu değildi ve böyle bir amacım da olamazdı. Sanırım bunu müktesebatı itibarıyla en iyi bilenlerden biriyim. Esas astlık-üstlük münasebetini bozan, kendisine karşı güven hissini zedeleyen gelişme; 15 Temmuz 2016’da yaşadığımız darbe girişimi ve o girişim sırasında Genelkurmay Başkanıolan Hulusi Akar da dâhil olmak üzere komutanlara FETÖ’cülerin yaptıkları utanç duyulacak onur kırıcı muamelelerdi. Ayrıca ben, darbe girişimi öncesinde darbe olacağını, buna hazırlandıklarını söyleyerek ve yazarak uyarmıştım. Aynı sorumluluğuma 15 Temmuz 2016 sonrasında da devam ettim ve hala devam ediyorum. Söz konusuyazım da bu kapsamdaydı. Amacım; medyada yazan, konuşan ve siyaset yapan bir yurttaş olarak halkın merak ettiklerini sadece sormaktan ibaretti. Yaklaşık olarak 4 yıl önce yazdığım bu yazımı sizlerin görüşlerinize ve vicdanlarınıza sunuyorum:

 

DEKLANŞÖRE KİM BASTI?

 

Medyada, geçmişten bugüne çokça yer alan bir fotoğraf var. Fotoğraf karesinde yer alanlar, bugün kamuoyunun çok iyi bildiği üç isim. Bunlar; soldan sağa doğru Fehmi Koru, Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe’dir. Her üç isim de İngiltere’nin güneybatısında yer alan Exeter kentinde bulunan Exeter Üniversitesi’nde, 1976-1978 yılları arasında eğitim almaya gitmişler.

 

Birleşik Krallık üniversiteleri arasında “Kürt Araştırmaları Enstitüsü” olan tek eğitim kurumu Exeter Üniversitesi! Ayrıca, bu üniversitede “Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü” de bulunuyor.

 

Arapİslam DünyasıveKürtler hakkında uzmanlaşması istenenler, Ortadoğu’da görev yapacak olan MI-6 ajanları ve İngiliz subayları, icra edecekleri görevin önemine binaen değişen sürelerde bu üniversitede eğitim ve öğretim görürler. İşte Fehmi Koru, Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe bu üniversitenin rahle-i tedrisatından geçmek üzere Milli Kültür Vakfı’nın bursu, Nevzat Yalçıntaş ve Sabahattin Zaim gibi hocaların teşviki ile buralara gelmişlerdir.

 

Bu üçlünün, Türkiye’den Üsteğmen rütbesinde asker bir misafirleri vardır. Esasında ev sahibi konumunda olan, Abdullah Gül’dür. Tanışıklıkları Kayseri Lisesi’ne dayanır. Üsteğmenimiz, 42 gün izin alarak İngiltere’ye gelmiştir. Bu kadar uzun bir süre çok pahalı bir ülke olan İngiltere’de tatil yapmak, hele hele bir Üsteğmen geliri ile neredeyse imkansızdır. Sanırım, Üsteğmenimizi Abdullah Gül misafir etmiştir.

 

O hafta sonu, Exeter’de yaşayan üçlü aralarına misafir gelen Üsteğmeni de alarak, 3,5 saat mesafedeki Londra’ya geldiler. Amaçları hem Londra’da gezmek, hem de Üsteğmenin izin kâğıdını Londra’da bulunan Askeri Ataşeliğe onaylatmaktı!

 

Önce, BelgraveSquare43 Numarada bulunan Türk Büyükelçiliği’nin ikinci katındaki Askeri Ataşeliğe gittiler. Daha sonra buradan çıkarak, yaklaşık 250 metre mesafede bulunan Hyde Park’a girdiler. Biraz dolaştılar, yorulunca birer pound vererek şezlong kiraladılar ve oturup sohbet ettiler. Hava güzel ve güneşli bir gün olduğu için ceketlerini çıkarıp, şezlongların arkasına astılar ve günün anısına bir de fotoğraf çektirdiler.

 

İşte yukarıda gördüğünüz üçlünün fotoğrafı bu! Bu kareyi, fotoğraf makinesinin deklanşörüne basarak tespit eden ise; o gün Üsteğmen, bugün ise Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Hulusi Akar’dı!

 

Daha sonra kalktılar, ceketlerini ve safarilerini giydiler, kuzeye doğru yürüdüler, Hyde Park’ın MarbleArch kapısından çıktılar ve sağa dönerek Oxford Street’e girdiler. Bu sefer de fotoğraf makinesinin arkasına Fehmi Koru geçti, şimdiye kadar hiç medyada görmediğiniz Hulusi Akar, Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe’nin fotoğrafını çekti.

 

2010’da İstifa ederek mesleğimden ayrıldım. Çünkü iki yıl yaptığım Deniz Harp OkuluKomutanlığım sırasında, Gülen Cemaatinin akla hayale gelmeyecek saldırılarına maruz kaldığım, cansiperane bir şekilde mücadele ettiğim halde hem komutanlarım tarafından takdir edilmemiş, hem de onların dost ateşine maruz kalmıştım. Komutanlarımın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik asimetrik psikolojik savaşı yönetemedikleri iddiasında bulunarak üniformamı çıkardım ama hala mücadeleye devam ediyorum.

 

Balyoz operasyonu ile muvazzaf askerler içeri atıldığında, görev başındaydım. Daha ilk günden itibaren sahip çıktım. Sanırım üzerinde üniforması ile Hasdal’a, Ankara’dan emir ve amirinden izin almadan giden ilk askerim. Ve hep gitmeye devam ettim.

 

İstifa ettiğim günün hemen ertesinde de bu sefer sivil elbisem ile Hasdal’a, silah arkadaşlarımı ziyarete gittim. Ziyareti tamamladıktan sonra, Hasdal CezaeviKomutanına teşekkür için odasına yöneldim. Kapıda emir subayı “İçeride Kolordu Komutanı var” dedi. İçeri girmemi istemiyordu! Ama umursamadım ve derhal, biraz da hışımla kapıyı açarak, içeriye yöneldim. O güne kadar Hulusi Akar ile hiç karşılaşmamıştık, beni tanımazdı!

 

İçeri girer girmez, Hulusi Akar hemen ayağa kalktı, “Türker ne haber, hayırlı olsun” diyerek, güleç ve sevecen bir yüzle beni karşıladı ve kucakladı. Açtım ağzımı, yumdum gözümü! Balyoz’un hukuk görünümlü bir operasyon olduğunu, Cumhurbaşkanı Gül’ün ve iktidarın işin içinde olduğunu söyledim. Ayrıca; bu operasyonla mücadelenin yargıya saygı duyarak değil, yok sayılarak yapılabileceğini anlattım.

 

Ne dersem beni destekledi ve katıldığını beyan etti. Belli ki; gerginliği arttırırım diye alttan almaya, gazımı almaya çalıştı ve kendini sakladı! Daha sonra emir subayını çağırdı; “Amiralimin emrindesin, kolordu alarak ev taşıma ve yeni evini hazırlama dahil ne isterse yapılacaktır” diye önümde direktif verdi.

 

Böyle davranarak, o an için gazımı aldı ve kendini sakladı. Meğerse ben, kimi kime şikâyet ediyormuşum! Ben “Abdullah Gül de TSK’ya karşı yürütülen operasyonun arkasında” diyorum; meğerse Hulusi Akar, Abdullah Gül’ün kankasıymış.

 

Şimdi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’a sormak istiyorum;

 

  1. Size niçin hukuk görünümlü operasyonlar ve itibarsızlaştırma saldırıları yapılmadı? Yoksa sizi oraya getirmek için muhtemel rakiplerinize karşı mıntıka temizliği mi yapıyorlardı?
  2. Kontrollü darbe girişiminin neresindesiniz?
  3. TSK’nın komuta birliği gayri anayasal bir biçimde tahrip edilmiş durumda, bunu işgal döneminde bile yaşamadık, itirazınız yok mu?
  4. TSK’nın moral ve motivasyonu yerlerde, dayanışma ruhu zayıflamış, bunun için hangi tedbirleri aldınız?
  5. Askeri Liseleri niye kapattınız, buralarda okumadığınız için bir düşmanlığınız mı var?
  6. Harp Okullarının, Harp Akademilerinin durumu ve bağlantı yapısı dünyanın hiçbir yerinde eşi ve benzeri görülmeyecek şekilde, adeta garabet bir yapıya geçirildi. “Hayır, böyle olmaz” diyemiyor musunuz?
  7. MSB Üniversitesi denen ucube yapının başına Süleymancı birisini getirdiler, “Hayır” diyemediniz mi?
  8. GATA için yaşanan rezilliğe muhalefetiniz yok mu?
  9. Sizi yaver gibi yanında taşıyor, “Olmaz” diyemiyor musunuz?
  10. Siyasi mitinglerin enstrümanı olmayı içinize sindirebiliyor musunuz?
  11. Ülkemiz koşar adım felakete sürükleniyor, farkında değil misiniz?

Bu sorulara verecek yanıtınız yok mu? Varsa da yoksa da bunun gereğini yapın!

Devamını Oku

Libya hamlesi doğru muydu?

Libya hamlesi doğru muydu?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dış politika adeta bir satranç oyunu gibidir. Hatta satranç oyunundan da zor ve karmaşıktır. Zorluğunun nedeni ise çok sayıda oyuncunun olması ve oyuncular arasında güçler eşitliğinin olmamasıdır. Ayrıca dış politikada satranç oyunundaki gibi herkes sırayla hamle de yapmaz. Kimisi birbiri peşi sıra 5 hamle yapabilirken, rakibi belki sadece bir hamle yapabilme fırsatını bulabilir. Bu satranç oyununda başka oyuncularla güçlerinizi birleştirerek kısa veya uzun soluklu hamleler de yapabilirsiniz. Ülkeniz adına bu oyunu oynayanlar iyi eğitimli, bilgili, deneyimli, öngörü sahibi olmalı ve devletin devamlılığını, aklını, hafızasını ve derinliğini temsil eden kurumlar beraber koordineli olarak çalışabilmelidir. 

Satrançtan bile daha zor olan bu dış politika oyunu; hamaset yaparak, ona buna bağırarak, fırça atarak, diplomatik terbiyeyi elden bırakarak, ideolojik, dinsel ve mezhepsel yaklaşımlar içinde bulunarak ve hayal dünyası içinde yaşayarak oynanmaz, oynanamaz!

Dış Politikamız İflas Etmiş Durumda

Bugün, ülkemizin dış politikası tamamen iflas etmiş durumdadır. Türkiye hem bölgesinde hem de dünyada yalnızlaşmış, ötekileşmiş ve çıkarlarını koruyamaz duruma gelmiştir. Bunun nedenleri; 

  1. İktidar kadrolarının yetersiz, birikimsiz, deneyimsiz ve öngörüsüz olması, 
  2. Başlangıçta devlet kurumlarını ve devletin aklını yok sayması, 15 Temmuz Darbe Girişimi ve sonrasında kotarılan rejim değişikliği ile birlikte kurumların ve devlet aklının hızla tahribata uğratılması,
  3. En önemlisi ise dış politikanın ülkenin çıkarları ve güvenliği üzerine bina edilmesi gerekirken, Türkiye’de ülkemizin çıkarları ve güvenliği hilafına iktidarın çağdışı “Siyasal İslamcı” ideolojisi, geçmişin aklı olan, milyonda bir bile gerçekleşme imkânı olmayan ama komşularımız ve Arap ülkeleri tarafından yayılmacı olarak görülen “Yeni Osmanlı” hayali üzerine bina edilmesidir. 

İktidar Kılını Bile Kıpırdatmadı

İktidar, 2002’den 2019’a kadar Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarımıza sahibiyet gösterme konusunda parmağını bile oynatmadı. Hatta haklarımıza sahip çıkılmasını isteyenlere cemaatle birlikte kumpas operasyonları yaptı. Bu süre içinde Türkiye hariç Doğu Akdeniz çanağında bulunan diğer ülkeler 2002’den beri çalışırken, deniz yetki alanlarını ilan edip birbirleriyle sınırlandırma anlaşmaları ve bölgede petrol ve doğalgaz araştırmaları yaparken, bulurken ve çıkarırken Türkiye’yi yöneten iktidar kılını bile kıpırdatmadı. 

27 Kasım 2019’da ise iç savaşta bulunan Libya’nın o gün için sadece yüzde 6’sını kontrol eden Trablus merkezli İhvancı yönetimle deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yaptı. İktidar zaten bu tarihin çok öncesinde Libya’daki iç savaşa balıklama dalmış ve taraf olmuştu. İş bunu milli bir proje gibi Türkiye’de halka satmaktı. İşte 27 Kasım 2019’da imzalanan deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması bu işe yaradı. Arkasından Trablus yönetimiyle askeri işbirliği anlaşması da yapıldı, TBMM’den yetki alındı ve iç savaşa resmi olarak iyice dâhil olundu.

İktidar Teslim Oldu 

Türkiye’de kamuoyuna iktidar tarafından özetle şöyle bir hikâye anlatıldı: “Biz Mavi Vatan’a sahip çıkmaya çalışıyoruz. Libya ile bu kapsamda anlaşma yaptık. Bu anlaşmayı ve imzaladığımız taraf olan Trablus yönetimini koruyabilmek adına Libya’dayız. Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile deniz yetki alanları bağlamında konuşulacak bir şey yoktur. Trablus yönetimi ile imzaladığımız deniz yetki alanları anlaşması Birleşmiş Milletlere gönderilmiş ve kabul edilmiştir.” 

Arkasından Yunanistan’la artan gerginlik, Türk Deniz Kuvvetleri üzerinden güç gösterisi, NAVTEX savaşları, atışlı tatbikatlar, sismik araştırma ve sondaj gemilerimizin gönderilmesi derken bir de baktık ki ne görelim? İktidar yelkenleri suya indirmiş, araştırma ve sondaj gemilerini Antalya’ya çekmiş ve “Yunanistan’la önkoşulsuz görüşürüz” noktasına gelmiş! Haftaya Pazartesi (25 Ocak 2021) de 2016’da kesilen İstikşafi Görüşmelerin 61. Turu İstanbul’da yapılacak. Yunanistan her konuyu konuşmayacağını ifade etti ama daha önce mangalda kül bırakmayan iktidar buna da evet dedi.

Cumhuriyetimizin Düşmanlarıyla İşbirliği Yapılıyor

Türkiye ile Yunanistan arasında deniz yetki alanları yüzünden yaşanan gerginlik sırasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), çıkacak bir sıcak savaşta Yunanistan’a destek olmak maksadıyla 4 adet F-16 savaş uçağını Girit’e intikal ettirdi. İddialara göre; Türkiye’nin Libya’daki Vatiyye Üssü’nde bulunan hava savunma bataryalarına da BAE savaş uçakları saldırmıştı. BAE geçen hafta da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile askeri ve stratejik işbirliği için mutabakat muhtırası imzaladı. Bu zengin körfez ülkesi, kıyısı olmadığı halde etkinliğini Türkiye’nin rakipleriyle işbirliği yaparak Doğu Akdeniz’e taşıyor. Bu durumun sorumlusu da iktidardır!

 

Katar hariç Suudi Arabistan ve Körfez’in tüm Arap ülkeleri Türkiye’ye düşmanlık yapıyorlar. Hatta gerginlik sırasında Yunanistan’a lojistik destek sözü de verdiler. Bunun nedeni Türkiye’yi yöneten iktidarın bu ülkeler tarafından terörist olarak görülen İhvan’a destek vermesidir. İhvan, esasında Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk’e de düşman. Yani iktidar, kurucu ideolojimize ve kurucu babamıza düşman bir yapıyla hem de ülkemizin çıkarları ve güvenliği aleyhine işbirliği yapıyor.

 

İlk Hamleler Önemlidir

Türkiye-Yunanistan gerginliği sırasında Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımız açısından öldürücü hamle Mısır-Yunanistan arasında 6 Ağustos 2020’de yapılan deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasıydı. Bu anlaşma; Türkiye’nin Trablus yönetimi ile yaptığı 27 Kasım 2019 tarihli deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasını yok sayacak şekilde yapıldı ve bunu da Birleşmiş Milletler kabul etti. 

Satrançta ilk hamleler çok önemlidir. Dış politikada ulusal hedef odaklı olarak oynanan bu satranç oyununda ise ilk hamleler daha da önemli ve yaşamsaldır. Demem o ki; Türkiye’nin iç savaş halinde olan bölünmüş Trablus yönetimiyle yaptığı deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması hamlesi çok büyük hataydı.

Hangi Hamleler Yapılmalıydı?

O zaman değerlendirmemiz gereken “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hakkı olduğuna inandığı deniz yetki alanları ulusal hedefine ulaşmak için hangi ülke veya ülkelerle anlaşma yapmasının doğru ve sonuç alıcı hamle veya hamleler olabileceği” sorusu olurdu.

Yunanistan ve GKRY ile anlaşmanın hiç değilse kısa dönemde mümkün olmadığı düşünüldüğünde Türkiye’nin deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasını yapabileceği ülkeler; Suriye, İsrail, Mısır ve Libya’dır. Şimdi bunların olabilirliğini ve Türkiye’nin hedeflerine katkılarını inceleyelim.

Libya Anlaşması İhvan’a Destek İçin Bahaneydi

  1. Suriye: En kolay anlaşabileceğimiz ülkeydi. Ama iktidar Suriye’deki yönetimi yıkmak için İhvan’la ve radikal örgütlerle işbirliği yaparak bu fırsatı yok etti.

 

  1. İsrail: Bu ülke ile anlaşma yapabilme imkânı, Kıbrıs’a karasularının dışında deniz yetki alanı verilmemesi veya sınırlı olarak verilmesi durumunda söz konusu olabilirdi. Kıbrıs’a Türkiye gibi deniz yetki alanı verilmesi durumunda Türkiye ve İsrail denizden sınırdaş olmazdı. Bunun bilincinde olarak Türkiye, İsrail ile anlaşmalı ve GKRY’nin önünü kesmeliydi, aynı bir satranç hamlesi gibi. Ama uyanık ve akıllı davranan GKRY oldu ve 2003’de Mısır’la, 2007’de Lübnan’la ve 2010’da İsrail ile anlaşarak ana kıtalar gibi eşit seviyede deniz yetki alanları olduğunu tescil ettirdi. O tarihlerde iktidar ise bırakın GKRY’nin bu hamlelerine itiraz etmeyi ve karşı hamle yapmayı, itiraz edelim ve karşı hamle yapalım diyenleri demir parmaklıkların arkasına attı.

 

  1. Mısır: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları haklarını gasp etme peşinde olan Yunanistan’ın önünü kesmek bakımından Mısır’la anlaşmak Türkiye için hayati öneme haizdi. Ama iktidar önceleri Doğu Akdeniz’le ilgilenmediğinden daha sonra da Mısır’ın terörist olarak gördüğü İhvan’la yaptığı işbirliği nedeniyle Mısır’la anlaşmadı ve onu Yunanistan’ın kucağına attı. Hâlbuki Mısır Türkiye ile anlaşsa daha fazla deniz yetki alanı kazanacaktı. Türkiye’nin İhvan’a verdiği destek nedeniyle Mısır’ın güvenlik endişeleri ekonomik endişelerinin önüne geçti ve istemeye istemeye de olsa Yunanistan ile anlaşmak zorunda kaldı.

 

  1. Libya: Bölünmemiş ve iç savaş içinde olan bir ülke olmasaydı Libya ile anlaşmak da Mısır’la anlaşmak gibi çok önemliydi. İç savaşa girerek taraf olmak ve aynı zamanda coğrafi olarak da ters tarafta bulunan Trablus yönetimi ile anlaşmak çok yanlıştı. Bu hamle; Libya’da karşı karşıya olduğumuz Mısır’ı Yunanistan’ın yanına daha çok itti. Yapılması gereken; Libya anlaşmasını savaş sonrasına bırakmak, iki tarafla da ilişkileri sürdürmek, arabulucu olmaya çalışmak ve Libya’nın bütünlüğüne oynamaktı. Nasıl olsa savaştan sonra kim başa gelirse gelsin, Türkiye’yi yok sayarak Yunanistan’la deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yapamazdı. Ama iktidarın niyeti İhvan’a yardım etmek ve savaşa girmekti! Libya ile yapılan deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması bunun bahanesiydi!

 

TÜRKER ERTÜRK

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.