h Dolar 18,8108 % 0.02
h Euro 20,5273 % 0.02
h Altın (Gr) 1.165,83 %0,09
h BIST100 5.174,97 %-0,32
h Bitcoin 437428 %-0.9814
Ankara
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Türker Ertürk

Türker Ertürk

13 Kasım 2022 Pazar

SEÇİMİ KİM KAZANACAK?

SEÇİMİ KİM KAZANACAK?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Neredeyse daha düne kadar, iktidarın seçim kazanma şansı hiç yoktu! Zaten böyle bir şansının olduğunu görseydi, erken seçime giderdi. Ama iktidarın bu farkındalık ile içeride ve dışarıda yaptıklarıyla ve muhalefetin yapmadıkları, yapamadıkları ve doğru olmadığını değerlendirdiğim hamleleri ile Kasım 2022 itibarıyla iktidar açısından seçim kazanabilme şansı ufukta bile olsa doğmaya başlamıştır. Kasım 2022 itibarıyla diyorum, çünküartık seçim sürecine girdiğimiz bu zaman diliminde her gün, her hafta ve her ay çok önemlidir ve seçim sonuçlarına radikal etki yapabilecek hamlelere ve gelişmelere gebedir.

Seçimi kim kazanacak? değerlendirmesine geçmeden önce altını kalın çizgiyle çizerek ifade etmek gerekir ki; halen Türkiye’yi yöneten iktidar,birçok yorumcunun ifade ettiği gibi pragmatist değil, makyavelisttir. Makyavelizm’de vicdan, ahlaki ve etik değerler, iyi-kötü ayrımı yoktur. Hedefe ulaşmak için her yol mubahtır ve ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Bunun içinde; başka insanların ve kitlelerin sırtına basmak, kural ve yasa tanımamak ve yalan söylemek de vardır. Pragmatizm ise faydacı ve akılcıdır. Tabii ki; aynı zamanda çıkarcıdır. Ama içinde vicdani, ahlaki ve etik değerleri vardır ve iyi-kötü ayrımı yapar. Her makyavelist pragmatisttir ama her pragmatist makyavelist değildir.

AKP Hiçbir Siyasi Partiye Benzemez

İktidar seçimi mutlaka kazanmak istiyor. Tabii ki her siyasi parti seçimi kazanmak ister. Ama halen Türkiye’yi yöneten iktidarın seçimi mutlaka kazanmak istemesinin başat nedenleri şunlardır:

1. Hesap verebilir işler yapmadığından, hesap vermek zorunda kalmak istemiyor. Halbuki demokrasinin olmazsa olmaz kuralı hesap verebilirliktir.
2. Halen sürdürülen yağma düzenine devam edebilmek istiyor.
3. “Tek Adam” rejimini devam ettirerek ve toplumu dönüştürerek Cumhuriyeti yıkmak ve dini esaslara dayalı bir düzen kurmak istiyor. Bu konuda da epey mesafe kat etti.                  

İktidar, Türkiye’yi 20 yılı aşkın süredir yönetiyor. Bu süre sonunda geldiğimiz yer ise ekonomik iflas, yüksek enflasyon, milli paramızın pul olması, fakirleşme, işsizlik, iç barışın hassas hale gelmesi, Ortadoğu bataklığına saplanmış olmamız, itibarsızlık, ülkemize doluşan ve güvenlik sorunu haline gelen sığınmacılar, devlet kurumlarının istisnasız tahrip edilmesi, üniversitelerin bilim yuvası olmaktan çıkarılması ve nitelikli insanların yurt dışına göç ediyor olmasıdır. Bu durum ülkemiz açısından sürdürülebilir değildir ve bir numaralı güvenlik sorunumuzdur. Bu nedenle, iktidar seçimi asla kazanmamalıdır.

Başarı, Duygu ve Hamasetle Kazanılmaz

Seçim kazanmak; çok yönlü ve katmanlı bir mücadeledir. Mücadeleler ise akılla, bilgiyle, sezgiyle, karşı tarafa veya taraflara yönelik yapılan nesnel analizlerle kazanılır, duygularla, geçmişin koşullandırmalarıyla, bugüne kadar yaptıklarınızı tekrar ederek ve hamasetle değil!

Millet İttifakının doğru olduğunu ve büyütülmesi gerektiğini, iktidarın karşısında olan istisnasız tüm yasal siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin farklı seviyelerde de olsa ittifaka dahil edilmesi gerektiğini,hatta adının Demokrasi İttifakı olarak değiştirilmesinin düşünülebileceğini daha önce yazmıştım. Ama ittifak ısrarla büyütülmedi. Ayrıca; Millet İttifakı daha çok sağ yapıyor. Halbuki kitleleri harekete geçirebilmek için sol söylemlere ve politikalara ihtiyaç var. Dünyadaki gelişmeler de bunu gösteriyor.

Putin, Erdoğan’ın İktidarını Yaşamsal Görüyor

Bu seçimlerde, geçmişle kıyaslanmayacak kadar dış dinamiklerin etkisi olacak. Bunu yok sayar ve hesaba katmazsanız; hüsrana uğrarsınız. Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi ile başlayan savaşın bölgesel ve küresel etkilerinin Türkiye’deki seçim sonuçları üzerinde çok etkili olacağını, bu nedenle savaşın başladığı 24 Şubat’ı milat kabul edip seçimin üzerindeki belirleyiciliğini azaltmak ve seçimi kaybetmemek için muhalefet olarak çok ciddi politika değişiklikleri yapılması gerektiğini zamanında bu köşede yazmıştım. Muhalefet tarafından Rusya’ya Biz kazanırsak bugünkü Rusya-Ukrayna politikasının tam tersini yapacağız izlenimi veya emaresi verilmemeliydi amaverildi. Bu yüzden Putin, Erdoğan iktidarının devamını yaşamsal olarak görüyor, destek veriyor. Seçimler yaklaştıkça bu desteğin gücü de artacaktır.

İktidar, makyavelist ve ilkesiz olsa da kendi iktidarını devam ettirebilmek adına doğru adımlar attı ve atmaya devam ediyor. Makyavelizm; zihniyete göre amaçaraçları meşru kılar. HDP hamlesini de bu şekilde değerlendirin. Bu anlamda şeytanla işbirliği de yapılabilir, papaz elbisesi de giyilebilir. İktidarın ön ayak olduğu Karadeniz’deki Tahıl Koridoru Anlaşması;hem içeride hem de dışarıda itibar kazanabilmek açısından doğruydu. Rusların geçen ay bu anlaşmadan çekilmesi ve daha sonra Türkiye’nin girişimi ile tekrar tahıl sevkiyatına başlanması da iktidara puan kazandırdı. Rusya’nın önce çekilmesi, daha sonra dahil olması da iktidara desteği açısından danışıklı olabilir.

ABD Kimi Destekler?

Rusya iktidarı desteklerse, Batı da bizi destekler” diyorsanız; yine yanlış hesap yapıyorsunuz demektir. Batı da kendi çıkarlarınınpeşinde, Türkiye’de Cumhuriyet tehlikedeymiş, baskı ve zulüm altındaymış, insan hak ve özgürlükleri yok ediliyormuş; umurlarında bile olmaz. Zaten Batı’da belirleyici olan güç ABD. Ukrayna Savaşı ile bu daha çok su yüzüne çıktı, hatta Avrupaiçin; Takke düştü, kel göründü” bile denebilir. Yani Avrupa’nın kendi çıkarları halefine gelişmeleri tetiklediği halde, hiç değilse şimdilik, ABD’ye karşı çıkamayacağı görüldü.

Ukrayna Savaşı’nda 9’uncu ayı doldururken, şu ana kadar savaşın tek galibi her bakımdan ABD gibi görünüyor. ABD, savaşın bitmesini istemiyor. Bu savaşı sürdürerek Rusya’yı daha çok yıpratmak istiyor. Savaşın uzaması için Rusya’nın dayanması lazım. Türkiye, Rusya için nefes borusu olarak,Rusya’nın dayanmasına ve savaşın uzamasına neden oluyor. ABD de şimdilik Türkiye’nin Rusyaiçin yaşam hattı olmasından çok şikayetçi değil. Bu hattı istediği zaman kesebileceğini veyakestirebileceğini düşünüyor.

ABD’nin Parlamenter Sistem Beklentisi Yok!

İktidar, Rusya’nın baskısına ve şartların mecbur etmesine rağmen Esad ile masaya oturmuyor ve anlaşmıyor. Çünkü ABD bunu istiyor. ABD,Türkiye’nin oyun kurucu olarak değil, oyun bozucu olarak Libya’da bulunmasından da memnun. ABD Strateji Komutanlığı Komutanı Amiral Charles A. Richard, geçtiğimiz günlerde yapılan sempozyumda; Rusya‘nın Ukrayna‘daki savaşının ABD açısındanÇin ile uzun süreli bir çatışma için ısınma olduğunu, Çin ile ABD arasında çok uzun bir çatışmanın başlangıcını oluşturduğunu belirtti.

Diğer taraftan; ABD’nin Türkiye’de yeniden parlamenter sistem istediğine dair herhangi bir emare yok. Türkiye’de başkanlık sisteminin olması,ABD’nin çok öteden beri istediği bir şeydi. CIA Türkiye eski şefi Paul Bernard Henze, 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporunun bir bölümünde; “Türkiye’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis, Meclis’i ikna ettiğimizde ordu, orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor. Eğer Amerika’nın çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak, Amerika için sorun olmaz” diyordu.

Muhalefet bu küresel ve bölgesel resmi görerek hamleler yapmak, söylemler geliştirmek ve politikalar tespit etmek zorunda. Aksi kafayı kuma gömmek, nesnel gelişmelerden uzak politikalar ise hüsrana neden olur.

İktidar Neyin Peşinde?

İktidar, geçmiştekilere rahmet okutacak ölçüde dürüstlükten ve adil olmaktan uzak bir seçim gerçekleştirme peşinde. Bugüne kadar seçim ve sandık güvenliğini yok edecek birçok hamle yaptı, hatta yasalar bile çıkardı. Bu konuda halkı gerçeklerden uzaklaştıracak ve yalanbombardımanına maruz bırakacak işler de yaptı. Halk arasında bilinen adıyla Sansür Yasası da bunun içindi! Ama yeterince mücadele edilmedi. Meclis çoğunluğumuz yok, nasıl olsa geçecekti”yaklaşımı hiç doğru değildi. Halk ve meydanlar harekete geçirilebilirdi. Bu anlamda daha enerji ve akıl dolu bir mücadeleye ihtiyaç var. Bugüne kadar yapılanlarla ve eski yöntemlerle başarılı olmak mümkün değil.

Hukuksuzlukla mücadele; istisnasız olarak hukuksuzluğa maruz kalan herkese sahip çıkarak ve kitleleri harekete geçirerek olur. Hukuku ve adaleti herkes için istemek gerekir. Hukuksuzlukla ve zulümle mücadele, omuz omuza yapılır. Görüşlerine katılmadığınız siyasi rakipleriniz bile olsa hukuksuzluğa karşı duracaksınız ve mağdurlarına mazeret belirtmeden sahip çıkacaksınız. Ama nerede? Türkiye için yaşamsal derecede önemli olan Montrö Boğazlar Sözleşmesine sahip çıkan Amirallere iktidar marifetiyle halkı korkutmak ve mağduriyet yaratmak amacıyla kurulan kumpasa bile sessiz kalındı. Kumpas devam ediyor ve buna hala sessiz kalınıyor.

Başörtüsü Hamlesi Yanlıştı!

ABD’ye gidiyorsanız ABD Başkanı Biden ile, İngiltere’ye gidiyorsanız İngiltere Başbakanı RishiSunak ile görüşeceksiniz. Yoksa gitmeyeceksiniz. Türkiye’nin yönetimine talipseniz; bu liderlerle görüşmeyi istemek en tabii hakkınız. Sadece bunlar da değil. Rusya Devlet Başkanı Putin, Yunanistan Başbakanı Miçotakis ile de görüşeceksiniz. Ziyaret ettiğiniz ülkelerdeki randevu talepleriniz ve diğer faaliyetlerin koordinasyonu için Büyükelçilikleri kullanmalısınız. Bunlar iktidarın değil, Türkiye Cumhuriyetinin Büyükelçilikleridir. Gereğini yapmaz ve yandaşlık yaparlarsa afişe etmek de demokrasinin doğası gereğidir. Biz bunları muhalefete muhalefet olsun diye değil, seçimi muhalefetin kazanması için testi kırılmadan yol göstermek adına söylüyoruz. Hayır, siz ne anlarsınız, biz doğruları yaptık ve yapmaya devam diyoruz” diyorsanız,yanlış yapıyorsunuz deriz. Macaristan ve Brezilyaseçimlerinden ders çıkarılmalı. Özellikle Brezilya’ya heyet gönderilmeli ve ilk elden başarıya götüren deneyimler öğrenilmelidir.

Başörtüsü çıkışı da yanlıştı. Belli ki nasıl bir karşı hamle ile karşılaşılabileceği, fayda-mahzur analizi ve iktidarın makyavelist zihniyeti yeterince doğru değerlendirilmemişti. Sonrasında İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in yaptığı açıklamalarabakılırsa konunun Millet İttifakı içinde de koordine edilmediği gözüküyor.

İsimler Üzerinden Değil, İlkeler ve Program Üzerinden Gidilmeli

İktidarın karşısına aday çıkarırken isimler üzerinden değil; ilkeler, değerler ve uygulanacak program üzerinden gitmek lazım. Yolsuzluklarla hesaplaşmak, sosyal devleti eğitim ve sağlık başta olmak üzere yeniden inşa etmek, stratejik kurumları kamulaştırmak, üniversite reformu yapmak, tarımda ve sanayide üretimi arttırmak, asker, polis, yargı ve Merkez Bankası öncelikli olmak üzere tahrip edilen kurumları nasıl iyileştireceğini ortaya koymak gereklidir. Halka dayanmaya ve halkçı politikalara ihtiyaç var. Atatürk önderliğinde yapılan Aydınlanma Devrimlerini savunurken de utangaç olmamak ve kararlı duruş göstermek gerekir.

Sonuç olarak; bugüne kadar yaptıklarınızı yaparak başarı gelmez, gelmeyecek. Bugüne kadar yapmadıklarınızı yapmalısınız, yapmak zorundasınız. Yapamıyorsanız; yapabilecekleri, enerjisi ve cesareti olanları bu mücadelenin içine katmalısınız ve ön saflarda yer vermelisiniz. Kartacalı komutan ve devlet adamı Hannibal’in çok soğuk bir kış mevsiminde, emrindeki 90.000 kişilik ordusu ve binlerce fille Alp Dağlarının geçit vermez sarp yamaçlarına vardığında umutsuzluğa kapılan komutanlarına, subaylarına ve askerlerine Ya yeni bir yol bulacağız, ya yeni bir yol yapacağız”sözleri; bugün Cumhuriyetten, demokrasiden ve Atatürk’ten yana olanlar için de geçerlidir.

Devamını Oku

KISKANMIYORLAR, ÜZÜLÜYORLAR VE ACIYORLAR!

KISKANMIYORLAR, ÜZÜLÜYORLAR VE ACIYORLAR!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz hafta 28 Ekim’de Londra’da İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu’nun, 29 Ekim’de Oslo’da ise Norveç Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği Cumhuriyet Bayramı etkinliklerine katıldım ve konuşmacı oldum. Her iki organizasyon da yüksek katılım ve heyecan açısından çok başarılıydı. Hatta “muhteşemdi” dersek, abartmamış oluruz. Her iki organizasyonun da arkasında bir kadın vardı. Başarıları nedeniyle İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı Jale Özer’i ve Norveç ADD Başkanı Pelin Balolu’yu kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum. 

 

Cumhuriyetimizin 99. yılını idrak ederken ve bir asrı kutlamaya çok az bir zaman kalmışken bugün Türkiye’nin en büyük sorunu; Türkiye’yi yönettiğini sanan ve felakete doğru sürükleyen siyasi iktidardır. Çünkü iktidar; seçim sath-ı mailine girdiğimiz bu dönemde takiye yapmaya çalışsa da Cumhuriyet’e, Aydınlanma Devrimlerine, kazanımlarına, kurucumuz ve ebedi başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e cepheden karşıdır. Bugün tüm dünyada itibarsızlaşmışsak, yalnızlaşmışsak, ekonomik olarak iflas etmişsek, iç barışımız hassas hale gelmişse, demokratik birikimimiz, insan hak ve özgürlükleri ve hukuk yok edilmiş ve anayasamız en ağır şekilde ihlal ediliyorsa sorumlusu siyasi iktidardır.

 

İktidar Muhafazakar Değil, Gerici!

 

Daha geçen gün TRT spikeri Deniz Demir’in ekranda okuduğu 29 Ekim mesajında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ten “Bizi ümmet olmaktan çıkarıp birey olma bilincini armağan eden…” diye bahsetmesi üzerine nasıl hedef olduğunu ve işten el çektirildiğini hep beraber yaşayarak gördük. Ümmet Kimliği; günümüz dünyasının kimliği değil, insan aklının yaklaşık olarak 3 bin yıl önce ürettiği bir kimlik türüdür. Atatürk’ün yerine koyduğu Ulus Kimliği ise bugün için insanlığın ulaştığı medeniyet seviyesinin bir ürünüdür. Yarın insanlık daha evrensel bir kimliğe ulaşabilir ama bugün için çağdaş olan kimlik; ulus kimliğidir. Ümmet kimliğinde ise kul, köle ve efendi ilişkisi vardır, çağdışıdır, geçmişe aittir, kadını ikinci sınıf sayar, erkeği muhatap alır, toplumu böler, parçalar ve mutsuz eder. İşte iktidarın savunduğu kimlik; bu kimliktir. 

 

AKP’li Mahir Ünal’ın Türkçe’ye ve Harf Devrimine karşı bilgi ve çağdaşlık fukarası olan yaklaşımını gördünüz. Sonradan çevirmeye çalışsa da bilinç altındaki fikirleri bu. İstifası da seçim odaklı. Sakın sanmayın ki tepkiler nedeniyle istifa etti veya ettirildi. Sadece “sen şimdilik biraz gözlerden uzak ol” emri verildi ama gönül ve fikirsel bağları asla kopmadı. İktidar, kendisini tanımlamaya çalıştığı gibi muhafazakar da değil. Muhafazakar; sözlük, politik ve felsefi anlamıyla, gelişmeye set çekmeyen ama mevcudu koruyan ve korumaya çalışan demektir. İktidar ise kelimenin tam anlamıyla gerici! Çünkü mevcut olan Cumhuriyeti, kazanımlarını, özgürlüklerimizi, demokrasimizi bırakın daha ileriye götürmeyi, korumadığı gibi düşmanlık yaptı ve yok etmeye çalıştı. Yerine koymaya çalıştıkları ise Ortaçağ kavramlarıydı! Dün, saltanatın kaldırılışının 100. yılını kutladık. Ama hala karanlıkta kalmaya devam eden, tam olarak neler olduğunu bilmemizin istenmediği 15 Temmuz Darbe Girişimi ve sonrasındaki 16 Nisan 2017 Referandumu ile tekrar rejim değişikliği yapıldı. Monarşi, yani tek adam yönetimi ve saltanat tekrar kuruldu. 

 

Halkı Kandırmaya Yönelik

 

Ne yazık ki Türkiye; bugün akıldan bilimden ve liyakatten uzak kadrolar tarafından yönetilmektedir. Geçen Cumartesi gecesi; Avrupa saatlerini bir saat geri alarak kış saatine geçti ve Türkiye ile arasındaki saat farkı 2’ye, İngiltere ile 3’e çıktı. Türkiye ise dünyada kışın da yaz saati uygulamasına devam eden tek ülke. Bu uygulama, damadın Enerji Bakanlığı döneminden kalan mirası. Ekonomiyi de böyle yönetip iflas ettirmişti. 

 

Şimdi de seçimler için Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı” açılımı yaptı. Hiçbir karşılığı ve arka planı yok. Sadece halkı kandırmaya yönelik, boş bir söylem. Üretemeyen, karnını bile doyurmakta zorlanan, milli parasının değeri pul olan, ekonomisi iflas eden, hazinesinde dövizi olmayan, hatta eksi durumda bulunan, akıldan, bilimden ve liyakatten uzaklaşan ve üniversitelerinde bilimin değil sadakatin belirleyici olduğu bir ülkenin geleceği olmaz, olamaz! 

 

Yerli ve Milli Değil 

 

TOGG da bu kapsamda, seçimler öncesinde halkı kandırmak için bir yem! Balık yemi gibi! Tabii ki yerseniz! 20 yıldır iktidardasınız, millilik ve yerlilik adına hiçbir şey yapmadınız, aksine Cumhuriyetin tüm ekonomik değerlerini haraç mezat özelleştirme adına sattınız, yabancılaştırdınız, şimdi de “yerli otomobil yapacağız” diyorsunuz! Şimdiye kadar böyle bir vizyonunuz vardı da neredeydiniz? 

 

1954’de kurulan, ilk önceleri montaj yapan, 1970’de yerli katkısı yüzde 60 olan, 1986’da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) devredilen, 1988’de yüzde 100 yerli hale gelen ve 1995’de bir Türk markası olarak üretime geçen Tuzla Jip Fabrikasını tüm itirazlara rağmen “gerek yok” diyerek kapatacaksınız ve şimdi hiç utanmadan, tasarımı da dahil hiçbir şeyini üretmediğiniz yabancı TOGG’a “yerli” diyeceksiniz. Türkiye 1961’de Devrim Arabası ve 1966’da Anadol markası ile bu eşikleri çok önceleri geçmiş olmasına rağmen.

 

Nitelikli İnsanlarımızı Kaybediyoruz

 

Hem Londra’da hem de Oslo’da araştırdım, esnafı, çarşıları, alıveriş merkezlerini dolaştım ve insanlarla konuştum; iktidarın “Avrupa bizi kıskanıyor”, “Avrupa bizden kötü”, “Avrupa’da raflar boş, yiyecek bulamıyorlar” gibi sözlerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını yerinde gördüm. Gerçekten sordum; “Türkiye’yi kıskanıyor musunuz?” diye. Aldığım yanıtlar ise “Neyinizi kıskanalım? Aksine size üzülüyoruz ve acıyoruz” şeklinde oldu. Türkiye’deki enflasyonun, ekonomik iflasın ve yoksulluğun herkes farkında ve adımıza üzülüyorlar. Otoriter bir yönetim altında ezildiğimiz temel hak ve özgürlüklerden mahrum edildiğimiz içinse halimize acıyorlar. Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin “Türkiye’nin ekonomik modelini anlatıyoruz, bizi dinliyorlar, merak ediyorlar, izliyorlar. Türkiye’nin ekonomik modeli dünyanın gündeminde” sözlerine Norveç’te ve İngiltere’de gülüyorlar.

 

Nitelikli insanlarımız Türkiye’yi terk ediyor. Buralarda, bunu daha kolaylıkla görüyorsunuz. Çünkü iktidar; nitelikli, sorgulayan ve biat etmeyen insanlarımızı sevmiyor, hatta düşmanlık ediyor. Nitelikli insan göçünün nedeni ekonomik olumsuzlukların yanında, umutsuzluk, geleceği görememek, baskı ve zulüm. Tabii ki Avrupa’da güçlü bir Türk diasporasının olması bir avantaj ama niteliklilerimizi kaybederek, çevre ülkelerden sığınmacıları Türkiye’ye doluşturarak ülkemizi çağdaş ve müreffeh yapmamız mümkün değil.

 

Az Gelişmişliğin En Önemli Kriteri

 

Norveç; Avrupa’nın en kuzeyinde, 5,5 milyon nüfuslu küçük ama zengin ve güçlü bir ülke. Kişi başına milli geliri yaklaşık 100 bin dolar. Türkiye’de ise 9 bin dolar. 18 yaşındaki bir genç ailesinden hiç para almadan üniversite okuyabiliyor ve ev tutabiliyor. Sağlık hizmetleri ve eğitim ücretsiz. Norveç’in zenginliğinin arkasında; denizlerden elde ettiği petrol ve doğal gazın yanında, insana yaptığı yatırım ve nitelikli insan gücü var. Norveç gibi zengin ülkeler, tüm yatırımlarını nitelikli insan gücü yetiştirmek için yapıyor. Hatta, nitelikli insan gücü için dışarıdan transfer de yapıyor. 

 

Az gelişmiş veya gelişmesini tamamlayamayan ülkelerin en önemli özelliği; kaynakların kıt olmasından ziyade, kıt kaynakların israf ediliyor olmasıdır. Bugün Türkiye’deki iktidar da aynen bunu yapmaktadır. Sadece ekonomik kaynaklarımızı değil, nitelikli insan gücümüzü de israf etmektedir. Sonuç olarak; bu iktidarla Türkiye’nin bir geleceği yoktur. 

 

Devamını Oku

İRAN’DAKİ GEZİ OLAYLARI

İRAN’DAKİ GEZİ OLAYLARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İran’da, 22 yaşında Mahsa Amini’nin başörtüsü takmadığı için değil, rejimin kurallarına göre takmadığı için Ahlak Polisi (İrşad Devriyesi)  yani devlet tarafından öldürülmesiyle başlayan eylemler;başlangıcı itibarıyla Taksim Gezi Parkı eylemlerine çok benziyor. Çünkü ikisi de toplumsal öfkenin ve toplumun kolektif bilincinin patlamasıydı. İran’daki bu patlamanın görünen yüzünde başörtüsü ve bunun üzerinden kadınlara zorla dayatılan ve özgürlükalanlarını yok sayan bir zulüm vardı. Ama arka planında ekonomik kriz, hayat pahalılığı, kötü yönetim, yaygın yolsuzluk, doğal kaynaklardaki zenginliğe rağmen gelir paylaşımındaki adaletsizlik, demokrasi ve özgürlük yoksunluğu, otoriter ve baskıcı rejimin halkı bunaltması, umutsuzluk ve nitelikli insanların aynen Türkiye’den olduğu gibi ama katbekat fazlasıyla yurt dışına kaçıyor olmasıydı.

İran’da bu çapta yapılan en son eylemler; 2019’dabenzin fiyatlarına yapılan zam nedeniyle başlamış ve zor bastırılmıştı. Görülen o ki; farklı nedenlerle de başlasa arkasındaki asıl neden toplumsal öfke ve halkın kolektif bilinci. Eylemler her seferinde daha da güçleniyor, yaygınlaşıyor, radikalleşiyor ve İslam Cumhuriyeti’ni hedef alıyor. Hatta eylemler, Mollaların güçlü olduğu şehirlerde bile giderek yaygınlaşıyor.

Artık İslam Devrimi Hedefte

Eylemlere katılanlar, artık yüzlerini saklamıyor ve ülkede korku eşiği çoktan aşılmış. Karakollar yakılıyor ve eylemciler ölümü bile göze almış durumda. Artık İslam Devrimi, rejim, Humeyni ve Hamaney hedef alınıyor. Cumhurbaşkanı hedefte değil, çünkü esas gücün onda olmadığı demokratik olmayan bir şekilde Velayet-i Fakih sistemi nedeniyle vesayet gücünün dini lider Ayetullah Hameney’de olduğunu herkes biliyor.

Rejimden yine dış güçler suçlaması geldi. Ama bu doğru değil! Rejimin başı sıkıştığında baş vurduğu can simidi aynen Türkiye’de olduğu gibi dış güçler. Tabii ki yaşanan ekonomik zorluklarda ambargoların önemli etkisi var. Ama özellikle demokrasi ve özgürlükyoksunluğu nedeniyle meydana gelen huzursuzlukları ve eylemleri dış güçlere bağlamanın otoriter yönetim reflekslerinden öteye gerçekçi bir anlamı yok.

Kutsal Olarak Dayatılanı İstemiyor

Rejimin dış güçler iddiasının aksine, İran’daki olaylar bir liderin ve/veya ideolojik bir grubun başlattığıbir eylem değildi. Bu eylem; İran içindeki reformcu ve muhafazakârlar olarak bildiğimiz odakların mücadelesinin de tamamen dışındaydı. Ve İran’da ilk kez kadınların öncülüğünde yaşam tarzına müdahaleye itiraz eden eylemler meydana geliyordu.

Bu eylemlere katılan insanların büyük çoğunluğu 1979 sonrasında doğmuşlar veya daha büyükleri bile çocukluk dönemi hariç, bu rejimin kültürel dönüşüm bombardımanına tabi tutulmuşlardı. Ama dönüşüm her şeye rağmen gerçekleşmemiş. Kadınlar açılmak özgürleşmek ve sekülerleşme istiyor. Yani kutsal olarak dayatılan kıyafetten kurtulmak istiyor. Kitleler yaşam tarzlarına karışılmasını istemiyor. İslami rejim,kara çarşafı Şah’ın otoriter yönetimine başkaldırı ve itiraz simgesi yaparak geldi. Sanırım gidişleri de başörtüsü üzerinden olacak. 43 yıl sonra bu mücadelenin simgesi ise başörtüsü yakmak ve Şahdönemindeki mücadeleye referans yapacak şekilde saçları kesmek olmuş.

İbret Müzesi

Şah döneminde yaşanan adaletsizlik, işkence, baskı, zulüm, şiddet, tehdit dahil ne varsa bugün neredeyse İran’da yine aynı şeyler var. Dünün mazlumları,bugünün zalimleri haline gelmiş. 2012’de İran’a gittiğimde; Şah döneminin yoğun işkence yapılan hapishanesi olan Tahran’daki İbret Müzesinigörmüştüm. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney de burada işkence görmüştü. Ama bugün İran’da yaşananları gördükten sonra ibret almadıkları anlaşılıyor.

O zaman ilgimi çeken en önemli husus; Tahran’a gittiğimiz uçakta çok az İranlı başı örtülü kadınınolmasıydı. Hatta birçoğu, moda dergilerinin kapaklarına yaraşır şıklıkta, güzellikte ve makyajda olmasına rağmen Tahran’da uçaktan inerken hepsi isteksiz şekilde yeniden kapanmıştı. Aynı şeyi İran’da bulunduğum sürece ve İstanbul’a dönerken de gözledim. O günkü kanaatimi, geri döndükten sonra köşemde yazmıştım; Başörtüsü takma zorunluluğu kalksa İranlı kadınların yüzde 65’i başını hemen, yüzde 20’si zaman içinde açar. En fazla yüzde 15 başını örtmeye devam eder 10 yıl sonra bugün ise bu yüzde 15 de kalır mı, şüphem var. 2012’de bile saçlar gözükmeyecek şekilde veya çarşaf yani İnkılabiörtünme, İranlı kadınlarının çok azı tarafından tercih ediliyordu.

Buradan Devrim Çıkar mı?

Gücünü dinden alan rejimlerde, ahlak anlayışı ister istemez kadının cinsiyetine indirgenir. Buradan geri adım atmaya korkarlar, meşruiyet sorunu yaşayacaklarını ve rejimin çökeceğini düşünürler. Reformcu kanattan böyle istekler gelse de bu mümkün değil. Elbette kuralları biraz daha gevşetmek ve Ahlak Polisini kaldırmak gibi yöntemler olabilir. Ama bu bile çözüm olmaz! İran’da radikal bir değişime ihtiyaç var.

İran’da toplumun tüm kesimleri, henüz gösterilere farklı gerekçelerle de olsa katılmıyorlar. Birçoğu da rejimin geçmişteki acımasız yüzünü bildiklerinden katılmaya çekiniyor. Gösterilerin uzaması, bu kesimlerin de eylemlere katılmasına neden olabilir. Buradan bir devrim çıkar mı? Şimdilik zor gözüküyor.Rejimin Devim Muhafızları (Pasdaran) ve Milis Güçlerinin (Besic) ezici güçleri çok fazla. Bunlar,ekonomik olarak da çok güçlü. Ama nereye kadar bunu bastırabilirsiniz? Yarın, başka bir nedenle, başka bir yerden toplumsal öfke yine patlayacak.

İktidar Ölü taklidi Yapıyor

İran’ın ambargo altında olması ve bölgesinde ABDhegemonyasına direniyor olması; halkının demokrasi, özgürlük ve ekonomi konularındaki haklı taleplerini yok sayması ve ezmesi için bahane olamaz, bizim de bu yaşananları görmezlikten gelmemiz için gerekçe olamaz. İran’da rejim bir anda çözülürse, bununTürkiye de dahil, tüm bölgeyi çok ciddi bir biçimde etkileyeceği de bilinmelidir. Böyle bir ihtimalin de eninde sonunda olabileceği olasılığından hareketle;Türkiye hazırlıklı olmalı ve ihtimal planlarını yapmalıdır. Ama ne gezer! Türkiye’yi yöneten iktidar durumun ayırdında değil! Aynen Ukrayna Savaşı’ndaki en son gelişmelerin nerelere evirilebileceği konusunda da durumun ayırdında olmadığı gibi.

İşin ilginç tarafı; her konuda açıklama yapan iktidarınİran’daki gelişmeler için hiç sesi ve çıtı çıkmadı, çıkmıyor! Sanki ölü taklidi yapıyor, dillerini yutmuş gibiler. Tabii ki anlıyoruz nedenini; iktidar da aynı kafada ve zihniyette. Türkiye’deki iktidar da 20 yıldır toplumu dönüştürmeye çalıştı, dindar ve kindar toplum peşinde koştu ama sonuç aynen komşu coğrafyada,İran’da olduğu gibi başarısızlık oldu! Türkiye’deki iktidar, anayasamızı ihlal ederek laikliği aşındırdı ve yok etme aşamasına getirdi ama toplum gençlerden başlayarak hızla sekülerleşiyor. Kötü yönetim, yolsuzluk, kokuşmuşluk, liyakatsizlik bizde daha da kötü. Daha da önemlisi; bu gelişmeler bizde de toplumun kolektif bilincinde öfkeye dönük enerji birikimine neden oluyor.

Türk Kadınlarının neredeyse 100 yıldır sahip olduğu hakların sadece bir kısmına sahip olabilmek için İranlıkadınlar canları pahasına mücadele veriyor. Onları selamlıyorum ve destekliyorum.

Devamını Oku

TAYVAN PROVOKASYONU VE STRATEJİK SABIR

TAYVAN PROVOKASYONU VE STRATEJİK SABIR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABD, geçtiğimiz hafta sonu Afganistan’ın başkenti Kabil’de, bir evin balkonunda yakaladığı El-Kaide Lideri Eymen El Zevahiri’yi MQ-9 Reaper tipi insansız hava aracından atılan iki adet Hellfirefüzesi ile öldürdü. Başına 25 milyon dolarlık ödül konan ve 2011’den beri adeta görünmez halde olan Zevahiri’nin öldürülmesi, 8 Kasım 2022’deki ara seçimler öncesinde Bidenısından başarılı bir iç politika hamlesiydi.

Zevahiri’ye karşı operasyonu yapan insansız hava aracı Körfez’den havalandı, Umman Denizi ve Pakistan hava sahasından Afganistan’a girdi. Belli ki bu operasyon için tüm ayrıntılar ve görevin içeriğibildirilmese de Pakistan ile koordinasyon sağlanmıştı. Pakistan’ın devrik başbakanı İmran Han hala görevde olsaydı bu koordinasyon yapılabilir miydi, bilemiyorum.

Bundan Sonra Hasım İlişkileri

ABD’nin ikinci hamlesi ise geçtiğimiz Salı günü (2 Ağustos 2022), Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi‘nin Tayvan’a yaptığı kışkırtıcı ziyaretti. Pekin’in muhalefetine ve tehditlerine rağmen yapılan bu ziyaret, 1970’li yıllardan beri devam eden işbirliğine dayalı ABD ve Çin ilişkilerini görünebilir gelecekte geriye dönülmeyecek bir şekilde bitirmiştir. Bundan sonraki ilişkiler hasım ilişkileri şeklinde olacaktır.

Hint-Pasifik Bölgesi ve dünyamız; Pelosi’ninziyareti öncesine göre daha güvensiz, daha istikrarsız ve küresel savaş tehlikesine daha yakındurumdadır. Bu ziyaret, aynı zamanda halen içinde bulunduğumuz İkinci Soğuk Savaşın vites değiştirerek tırmanmasına da neden olacaktır. Bununla birlikte bu ziyaret ve sonrasındaki gelişmeler, Çin ve Rusya’yı birbirine daha da yaklaştıracak, ilişkilerinin kader birliğine doğru evirilmesine ve dünyadaki kutuplaşmanın daha da artmasına neden olacaktır.

İkinci Soğuk Savaş

Bu gelişmelerin başat nedeni ise ABD’nin Birinci Soğuk Savaş (1947-1990) sonrası yakaladığı küresel liderliğini ve tek kutuplu dünya düzenini her şeye rağmen sürdürmek arzusu ve bu hedefinhilafına dünyanın ekonomik, askeri ve siyasi ağırlık merkezinin Atlantik-Avrupa üzerinden Asya-Pasifik bölgesine doğru kayışını durdurmakisteğidir.

Halen içinde yaşadığımız İkinci Soğuk Savaş,Birinci Soğuk Savaşa nazaran daha sert, yaygınlık açısından daha küresel, vekalet savaşları açısından daha sıcak, küresel ve nükleer savaş tehdidi açısından daha tehlikeli olacaktır.

ABD Sözlerini ve Taahhütlerini Tutmuyor

Birinci Soğuk Savaşta Sovyetler Birliği, ABDliderliğindeki Batı için ne ekonomik olarak ne de askeri olarak rakip veya tehditti. Esasında,Sovyetler Birliği sadece ideolojik olarak bir tehditti. Ama bugün Çin, ekonomik açıdan olduğu kadar,başta deniz gücü olmak üzere her geçen gün artan askeri gücüyle ABD için çok ciddi rakip ve onun küresel liderliğine meydan okuyan bir tehdittir. Birinci Soğuk Savaşta Çin, Sovyetler Birliği’nin yanında değildi. Bu yan yana olamayış; Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki teorikideolojik tartışmanın ve sınır problemlerinin yanında ABD Başkanı Richard Nixon ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın Çin’i Sovyetler Birliğine karşı kazanabilmek ve kontrol edebilmek için 1972’den itibaren yaptıkları jeopolitik hamlelerinürünüydü.

Bunun sonuncunda ABD, Tayvan ile ilişkisini kesmeyi, bu ülkeden askerlerini çekmeyi veTayvanı Çin’in egemenliği ve toprak bütünlüğü içinde gören Tek Çin politikasını kabul ve taahhüt etti. Şimdi de küresel stratejik hedefleri için verdiği bu sözden vazgeçiyor. Aynen Birinci Soğuk Savaş bitirilirken NATO’yu doğuya doğru 1 cm bile genişletmeyeceğine dair verdiği sözden vazgeçmesi gibi.

Ziyaretin Arkasında Devlet Aklı Var

ABD, zaten 5 yıldır Tayvan’a silah satışlarını arttırarak, bölgedeki askeri faaliyetlerini yoğunlaştırarak ve ABD’li politikacıların ziyaretleri aracılığı ile verdiği diplomatik destek sayesinde Çinile yaptığı anlaşmaları ihlal ediyordu. Pelosi’ninziyareti ile aslında sadece çıta yükseltildi. ABD’nin küresel stratejik hedefleri için Çin’e karşı politika değişikliğinin ilk belirgin hamlesi Obama döneminde başladı, Trump döneminde Çin’e karşı her alanda sert politikalar izlendi ve Biden da bundan aşağı kalamazdı. Yani Çin işinin arkasında ABD’nin devlet aklı var.

Pelosi’nin ziyareti öncesinde Biden’ın Askeri yetkililer şu anda bu ziyaretin iyi fikir olmadığını düşünüyorlar açıklaması, Çin’in tepkilerini dizginlemeye yönelik açıklamalardı. Hatta Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’nın da ziyarete karşı çıktığı açıklamaları bu kapsamdaydı. Bu açıklamalarla Çin’de Bu işin arkasında devlet aklı yok, Pelosi’nin kişisel tercihleri, inadı ve iç politika dinamikleri var algısı yaratılmaya çalışıldı.  Madem askerler yani Pentagon ve güvenlik danışmanların bu ziyaretin tehlikeli olduğunu söylüyor, o halde engelle! Buna Anadolu’da; “İstemem ama yan cebime koy”derler.

ABD Bu Durumu Öngörmüştü

Pelosi ziyareti; sonuçları itibarıyla Çin için biraz aşağılayıcı olmuştur. Çin’in ziyaret öncesi tehditkarsöylemlerine rağmen askeri anlamda ciddi bir karşılık verememesi, uluslararası kamuoyunda bir itibar kaybıdır. Bu sonuç; ABD ve müttefiklerinin Hint-Pasifik Bölgesi’nde daha cesur adımlaratmasına zemin hazırlayacaktır. Bu sonuç gösteriyor ki; ABD ya Çin’in askeri anlamda bir karşılık veremeyeceğini öngördü ya da karşılık vermesini tetiklemeye çalıştı ve karşı hazırlıkları tamdı.

Çin karşı askeri hamle olarak neler yapabilirdi ve/veya hala neler yapabilir;

1. Pelosi’nin uçağının düşürülmesi,
2. Tayvan’a yönelik füze saldırısı,
3. Tayvan’a yönelik amfibi harekat,
4. Tayvan’a yönelik uçar birlik ve/veya hava indirme harekatı,
5. Bölgedeki bazı küçük adaların işgali,
6. Tayvan’a yönelik deniz ve hava ablukası.

Tayvan İkici Ukrayna Olurdu

Tüm askeri karşı hamle seçenekleri Çin’i çok zor duruma düşüren, haklılığını yerle bir eden, tüm dünyaya saldırgan gösteren bir duruma sokardı. İşgal seçenekleri ise kendisini saldırgan göstermesi, uluslararası itibarının yerle bir olmasının yanında Tayvan’ın üçüncü bir Afganistan veya ikinci bir Ukrayna olmasına neden olurdu ve bu da ABD’ye kendini direkt olarak ateşe atmadan Çin’e karşı bir vekalet savaşı yapabilme imkanını verirdi. Ayrıca bu saldırgan tavır, NATO’nun Hint-Pasifik Bölgesinedoğru genişlemesine imkan yaratır ve aynen Avrupa’da, İsveç ve Finlandiya örneklerindeyaşanan gelişmeleri bu bölgede de tetiklerdi.

Çin’in yapması gereken; askeri operasyon seçeneklerinden uzak durmak, halen Tayvanetrafında yaptığı deniz ve hava tatbikatları, fiili silah ve füze atışları ve bu paralelde ilan ettiği tehlikeli sahalar vasıtası ile yarattığı kısmi ablukayı kaldırmak, gerginliği kademeli olarak azaltmak ve stratejik olarak sabırlı olmaktır.

Tek Kutupluluk Dengesizlik Halidir

ABD istese de istemese de liderliğindeki Batı’nın hegemonyası sona eriyor ve dünyanın öncelikle iki kutupluluğa, sonraki aşamada ise çok kutupluluğa doğru evirileceği görülüyor. Ama ABD küresel olarak tek oyun kurucu ve kural koyucu olmaya devam etmek istiyor. Savaşa ve istikrarsızlıklara ihtiyacı olan ve kendi çıkarları aleyhine olan evirilmeyi durdurup tersine çevirmek isteyen ABD’dir. ABD, yarattığı bu gerginlik ve İkinci Soğuk Savaş stratejisi ile dünyayı ya bizden ya onlardan ayrımına zorlayarak Batı dünyasını daha fazla kontrol altına almaya çalışıyor.

Tek kutupluluk dengesizlik hali, çok kutupluluk ise denge halidir. Bugün insanlığın dengeye, barışa, ülkeler arasında karşılıklı güvene, saygıya ve çıkara dayanan ilişkilere ihtiyacı var. Savaşa dönük hamleler ortak evimiz olan yerküremizi her gün daha da yaşanmaz hale getiriyor. Ne ABD, ne Avrupa, ne Rusya, ne Çin ne de başkası Türkiye’nin düşmanı değildir. Türkiye, güvenliği ve çıkarları doğrultusunda, istisnasız her ülkeyle işbirliği yapabilir. Bugün bazı işbirliklerinin yapılamaması, bu işbirliklerinin ileride de mümkün olamayacağını göstermez.

Devamını Oku

TAHIL KORİDORU DERMAN OLUR MU?

TAHIL KORİDORU DERMAN OLUR MU?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz hafta Tahran’da yapılan Putin, Erdoğan ve Reisi zirvesi öncesinde Biden mini bir Ortadoğu turu yaptı. Bu kapsamda İsrail Başbakanı Naftali Bennett’le Kudüs’te, ardından Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’la Batı Şeria’da bir araya geldi ve daha sonra da Suudi Arabistan’ın Cidde kentine geçerek Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) toplantısına katılıp Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüştü.

2017’de, zamanın ABD Başkanı Trump’a Suudi Arabistan’da çok görkemli bir karşılama yapılmıştı. Ama 15 Temmuz’da Biden’a aynı tavır gösterilmedi.Biden, Körfez ülkeleriyle birlikte Mısır, Ürdün ve Irak liderleriyle de konuştu ama Suudilerden dediğer Arap ülkelerinden de istediğini alamadı. Bu bile ABD hegemonyasının zayıfladığının çok açık bir işareti. Bölgede etkisi olan farklı güç odakları da var. Bazı körfez ülkeleri İran ile cepheleşmek istemiyor.Suudi Arabistan da İbrahim Anlaşmasına hala mesafeli duruyor.

Sadece Ekonomik ve Askeri Güçle Olmaz

Hani Biden ve ABD insan hakları, özgürlükler, hukuk ve demokrasi şampiyonuydu? Ne oldu? Suçu sabit olan katliamcının ayağına kadar gitti ama yine de istediğini alamadı. Küresel liderlik, sadeceekonomik ve askeri güçle olmaz ki bunlar da düşüşte, arkada evrensel değerler ve ilkeler manzumesi yoksa hiç olmaz!

Amerika, kurucu babaları John Adams, Benjamin Franklin, Alexander Hamilton, John Jay, Thomas Jefferson, James Madison ve George Washington’aihanet etti! İktidar da Türkiye’nin çağdışı yüzü ile çağdaş yüzüne FETÖ ve ABD’nin yardımıyla operasyon yaptı! Ama geldiğimiz yer işte burası!

Tahran Cidde’ye Meydan Okudu

İran, Rusya ve Türkiye liderlerinin buluştuğu Tahran Zirvesi, Cidde Zirvesine yanıt ve meydan okuma anlamındaydı. Bu, sadece benim değerlendirmem de değil. Almanya Dışişleri Bakanı Bearbock da Tahran Zirvesi sonucunda Putin, Erdoğan ve Reisi’nin el ele tutuşarak verdiği fotoğraf karesini meydan okuma olarak nitelendirdi. Bu fotoğrafa Pentagon da Beyaz Sarayda çok kızdı ve köpürdü ama Erdoğan’ı tamamen karşı tarafa kaptırmamak için fazla tepki vermedi. Esasında Erdoğan’ın gönlü Cidde Zirvesinekatılmaktan yanaydı ama davet edilmedi! Davet edilmeyi beklemenin bunca gelişmelerden sonra hayalden öte bir anlamı da yoktu.

Bu fotoğrafla Erdoğan; Seçimler öncesinde bana destek verin, önümü açın. Yoksa Türkiye’yi karşı tarafta konumlandırırım” mesajı vermek istemişti. Bunu yapabilir miydi? Böyle bir gücü var mıydı? Olmadığını ABD de biliyor ve bu hamlelerin şantaj ve pazarlık amacıyla yapıldığını değerlendiriyor ama yine de olası bir çılgınlığa karşı dikkatli davranmaya ve seçimlere kadar durumu idare etmeye çalışıyorlar.

İktidar Yanlış Yaptığını Kabullendi, Altını İmzaladı

Tahran Zirvesi’nin 16 maddelik ortak bildirisine ve sonrasında liderlerin yaptığı açıklamalara bakarak çıkan sonuçları şu şekilde sıralayabiliriz;

1. Suriye’de askeri değil siyasi çözüm,
2. Terörle mücadele vurgusu,
3. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği,
4. Suriye’de Fırat’ın doğusunda bulunan ABD’nin bölgeyi terk etmesi,
5. Sığınmacıların güvenli bölgeye değil asıl geldikleri yere geri dönüşlerinin yapılması gerektiğinin altı çizilmiştir.

Yani Türkiye, Suriye’de Mart 2011’den devam eden savaşta yanlış yaptığını kayıt altına aldırmıştır. Ne yazık ki Türkiye’yi yöneten iktidar; Suriye’deki vekalet savaşına taşeronluk yapmış, askeri çözüm peşinde koşarak Beşar Esad yönetimini yıkmaya çalışmış, Suriye’de egemenlik alanı kurma peşinde koşmuş ve enerjisi azalmış olmasına rağmen koşmaya da devam etmektedir. Bu kapsamda Türkiye’deki sığınmacıların bir bölümünü Türkiye’de artan tepki üzerine güvenli bölgeler oluşturarak buralara yerleştirmeye kalkmıştır. Terörle mücadele vurgusu olumludur ama herkesin teröristifarklıdır. Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünden yanaysak; Suriye’nin terörist dediği örgütlerle işbirliği yapıyor olmak sanırım doğru bir yaklaşım değildir.

Amaç Kur Yapmak

Tahran’da bir araya gelen ülkeler arasında ideolojik bir birliktelik yok. Bir araya gelmelerinde egemen olan kriterler ortak kaygıları, tehditler ve şartlar. Eğer Türkiye’yi yöneten iktidar ABD’den istediği desteği bulmuş olsaydı, o da bu masada olmazdı. Zaten orada bulunmasının belirleyici nedeni de kur yapıpABD’nin ilgisini ve desteğini çekmekti.

İran, Türkiye’nin Suriye’de de Irak’ta da etkin olmasını istemiyor. Görünen o ki; önümüzdeki dönemde Türkiye ile İran arasındaki çekişme daha da artacak. İktidarın Suriye’nin kuzeyine yapmayı planladığı askeri operasyona Tahran’da yeşil ışık yakılmadı. Kararda belirleyici olan ise İran’dı. İran,Rusya’nın stratejik çıkarları için Türkiyedeki iktidarın zaman zaman önünü açtığını, yanlışlarına sessiz kaldığını ve taviz verdiğini düşünüyor. Aynı şekilde Türkiye de birçok konuda İran’dan rahatsız. Bu konular arasında en çok göze çarpanlardan biri İran’ın Afgan sığınmacılara Türkiye’ye gitmeleri için yol vermesi.

Anlaşmanın Yürüyeceği Kesin Değil

Tahıl koridoru konusunda Putin olumlu yaklaştı ve Erdoğan’ın istediğini verdi. Vermeseydi, Erdoğan Tahran’dan eli boş dönecekti. Ardından, geçtiğimiz Cumartesi günü (23 Temmuz 2022) İstanbul’da Tahıl Koridoru Anlaşması yapıldı. İktidar, hemen bunu iç politika malzemesi yaptı ve bir başarı hikayesi olarak kullanmaya başladı. Benden söylemesi; seçimlerde bunun hiçbir faydası olmaz. Belli ki faydası olacağını ve bu sayede uluslararası itibar da kazanacaklarını sanıyorlar. Hem zaten bu anlaşmanın yürüyeceği de kesin değil. Ayrıca Tahıl Koridoru Anlaşması halen küresel çapta yaşanan gıda güvenliği ve açlık sorununu da çözmez. Sadece pansuman görevi görür. İstanbul’daki Tahıl Koridoru Anlaşmasının mürekkebi henüz kurumadan tahıl ihracı terminal çıkış noktalarından birisi olan Odesa liman tesisleri Moskova tarafından Kalibr füzeleri ile vuruldu.

24 Şubat’ta başlayan ve beşinci ayını dolduran Ukrayna Savaşı yüzünden tahıl ihtiyacının yaklaşık üçte birini karşılayan Ukrayna ve Rusya’nın devre dışı kalması; tahıl, ayçiçeği yağı, petrol, doğal gaz ve gübre fiyatlarının yükselmesine ve buna bağlı olarak dünyada gıda fiyatlarının artmasına neden olmuştur. Artan maliyetler, gıda fiyatlarındaki artış veküresel ölçekte yaşanan gıda krizinin tek nedeni elbette sadece bu savaş değil. Öncesinde yaşanan koronavirüs salgını da bu süreçte etkili olmuştu. Ukrayna Savaşı bu etkiyi biraz daha hızlandırdı ve krizin büyümesini tetikledi.

Esas Yapılması Gereken Savaşı Durdurmak

Açık kaynaklardan öğrendiğimize göre; Ukrayna’da depolarda 20 milyon tonu aşkın tahıl ihraç edilmeyi bekliyor. Pekiyi, ihracı gerçekleşti diyelim; arkası gelecek mi? Çünkü savaş devam ettiği müddetçe tahıl ekimi ve hasadı yapabilmek mümkün olmayacak veya çok kısıtlı olarak yapılabilecek. Diğer taraftan; tahıl fiyatları arttıran faktörler içinde gübre, petrol ve doğal gaz fiyatları da vardır. Savaş bitmediği müddetçe gıda fiyatlarını aşağıya çekebilmek ve küresel gıda güvenliğini sağlayabilmek mümkün değil. Esas yapılması gereken; savaşın durdurulmasıdır. Ama bu konuda müzakere ve diplomasi dahil, hiçbir gayret yok.

2021 yılı itibarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u açlık sorunu yaşıyor. Yani dünyada yaklaşık 800 milyon insan açlıkla karşı karşıya. Bunun nedeni tek başına Rusya-Ukrayna savaşı ile açıklanamaz. Hatta salgınla da! Tabii ki bu açlığın arkasında başka nedenler de var. Bu nedenlerin en başta gelenleri; açgözlü kapitalist düzen, emperyalizm ve sömürüdür.

Sonuç olarak demem o ki;

1. Tahıl Koridoru Anlaşması başarılı olsa bile küresel gıda güvenliği açısından tesiri geçici olacaktır.
2. 2022 tahıl üretim verilerine bakıldığında koridor açık olsa bile ihraç edilecek yeterli tahıl ürünü olmayacaktır.
3. Kalıcı çözüm savaşı durdurmaktır.
4. Anlaşmanın başarılı olmasının önünde bazı engeller mevcuttur. Anlaşma; Ukrayna’nın tahıl ürünlerinin yanı sıra Rusya’nın da kendi ürünlerini dünya pazarlarına satabilmesini içeriyor. Ama iş ayrıntıya ve uygulamaya gelince ABDden yaptırımlar deliniyor itirazı gelebilir. Ruslar da yeni yaptırımlara karşı hamle olmak üzere bu işten vazgeçebilir. Aynen enerjide olduğu gibi!

Ayrıca Odesa gibi ihraç terminal limanlarının mayınlarla kirletilmiş olması ve gemilerin İstanbul’a intikalinde seyrüsefer güvenliği açısından Montrö’yü delebilecek, Karadeniz’e sahildar olmayan donanmalara davetiye çıkarabilecek maksatlı provokasyonlara açık olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.