DOLAR

32,5351$% -0.05

EURO

34,9438% 0.11

STERLİN

40,6502£% 0.17

GRAM ALTIN

2.427,25%-0,10

ONS

2.318,78%-0,12

BİST100

9.645,02%-0,50

BİTCOİN

2167080฿%-0.6575

a

“KULÜP DİZİSİ” YALANIN TA KENDİSİ

“KULÜP DİZİSİ” YALANIN TA KENDİSİ
2

BEĞENDİM

Netflix’te oynatılan Kulüp dizisini duymuşsunuzdur. Evvelsi gün 6-7 Eylül 1955 olayları esnasında Yahudi bir ailenin dramını anlatan son bölümünü izledim. Senarist ve yönetmen bu dehşet verici olayların bütün faturasını Türk milletine kesmiş. O sahneleri seyrederken bize yapılan bu haksızlık çok canımı sıktı, bu makaleyi kaleme alma ihtiyacı hissettim.

Mesele Kıbrıs sorunu ile başladı

Size olayların perde arkasını özetle anlatayım. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’daki sömürgeler bağımsızlıklarını kazanmaya başlamıştı. Kıbrıs adası da bağımsızlık için ayaklandı. Ada, 93 Harbi’nden (1877-78) beri İngilizlerin yönetimindeydi. İngilizler, Doğu Akdeniz ve Süveyş Kanalı’na hâkim olan bu adadan çıkmak istemiyordu. Onlara göre, adada kalmanın tek yolu adada yaşayan iki halkı, Türk ve Rumları birbirine düşürmekten geçiyordu. Üzerlerine yönelen şiddeti başkalarına yansıtmalıydılar. Türk ve Rumları birbirlerine düşürebilirlerse şiddet bu iki halk arasında cereyan edecekti. Önce polis teşkilatına ağırlıklı olarak azınlıkta olan Türkleri aldılar. Doğal olarak bu Rumların tepkisini çekti. Ama tezgâhın büyük olanı arkadaydı.

Bu dönemde Rum milliyetçiler İngiliz egemenliğine son vermek amacıyla silahlı direniş örgütü EOKA (Ethnikí Orgánosis Kipriakoú Agónos)’yı kurmuştu. EOKA, 6-7 Eylül olaylarına kadar adadaki Türklere hiç saldırmamıştı. Asıl hedefi İngilizlerdi. 6-7 Eylül olaylarından sonra EOKA’nın hedefi birdenbire Türkler oluverdi. EOKA artık Enosis’i ön plana çıkararak Türklere saldırmaya başlamıştı. Türk ve Rumlar arasındaki olaylar tırmanınca otomatikman İngilizler arabulucu oldu ve 1959-60 anlaşmalarıyla adadaki Ağrotur ve Dikelya üslerini kendi toprakları yaptılar. Sonunda İngiliz valisi adadan gitmişti ama adadaki sorun hala çözülmedi. Bu arada her biri bir şehir büyüklüğündeki iki toprak parçası, hava sahası ve kara sularıyla birlikte İngilizlerin oldu.

Tezgâhı hangi salaklar kurdu?

Şimdi gelelim Türkiye’de 6-7 Eylül 1955 olaylarını hangi geri zekâlıların organize ettiğine. Olaylar, basında yer alan, Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin bombalandığı yalan haberiyle başlamıştı. Bir kısmı İstanbul dışından getirilmiş ve örgütlenmiş genç delikanlılar, aralarına konulan provokatörler liderliğinde, ellerine önceden hazırlanmış sopalar verilerek İstanbul sokaklarına salındı. Galeyana getirilen kalabalıklar Kumkapı, Samatya, Yedikule, Beyoğlu gibi gayrimüslimlerin çoğunlukta yaşadığı semtlerde önceden işaretlenmiş dükkânlara, evlere, kiliselere saldırdı. Tahrip edilen malların çoğu Rumlara aitti. Rumlardan sonra en çok zarar gören Ermenilerdi. Yahudiler de zarar gördüler ancak onların zararı diğerlerine göre devede kulak kalır. Örneğin 73 kilise tahrip edilirken saldırılardan sadece bir sinagog zarar görmüştü. Yahudilere verilen zarar, Kulüp dizisinde abartıldığı gibi değil, sadece bu olayları planlayan parmağı gizlemeye yetecek kadardı.

Sonradan olayları tezgâhlayanın Millî Emniyet Hizmeti (MAH- MİT’in önceki adı) olduğu anlaşıldı. 6-7 Eylül olaylarının olduğu sırada Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli olan, 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında şu demeci vermişti: “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. Anladık, bu tezgâhı MAH ve Özel Harp kurmuş. Peki, o sırada hükümet kimdi? Şimdi geliyoruz zurnanın zırt dediği yere.

O tarihlerde Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti (DP) iktidardaydı. Celal Bayar Cumhurbaşkanı, Fatin Rüştü Zorlu Dışişleri Bakanıydı. Olaylar çıkmadan önce Dışişleri Bakanı Zorlu, Kıbrıs sorununu görüşmek üzere Londra’ya gitmişti. Menderes’e Londra’dan çektiği telgrafta, “Türkiye’nin Kıbrıs konusunda ne kadar kararlı olduğunun dünyaya gösterilmesi gerektiğini” bildiriyordu.[1] Olaylar bu telgraftan sonra patladı. Zorlu’ya Londra’da bu aklı kim vermişti, bilinmez!

Görüldüğü üzere siyasi iktidarın haberi olmadan böyle bir tezgâh kurulamaz. Zaten 27 Mayıs Darbesinden sonra Yassı Ada yargılamalarında bu olay Menderes’in üzerine yıkılmıştır. Menderes MAH başkanının mahkemeye çağrılmasını istemesine rağmen MAH başkanı mahkemeye hiç gelmemiş ve olay örtbas edilmiştir.

Dönme parmağı

Peki, bu Adnan Menderes, Celal Bayar, Fatin Rüştü Zorlu kimdir? Soner Yalçın Beyaz Türkleri anlattığı Efendi kitabının birinci cildinde uzun uzun Andan Menderes’in sabetayist olduğunu ispat etmeye çalışır. Birçok kitapta Menderes, Bayar ve Zorlu’nun sabetayist olduğu yazılıdır. Necip Fazıl Kısakürek, DP’yi dönmelerin kurduğunu yazar.[2]

DP, 1955 yılında zor durumdadır. ABD para musluğunu kesmiştir. Enflasyon halkın belini bükmektedir. Menderes’in devlet eliyle dağıttığı pasta, partililerin sadece bir kısmına yetmektedir. Muhalefetle birlikte parti içinde pastadan pay alamayanların isyanı başlamıştır. Hükümet muhalefeti bastırmak için Ankara, İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan etmeyi planlamaktadır. İşte bu ortamda 6-7 Eylül olayları Menderes hükümetine ilaç gibi gelmiştir.

Olaylar sonrası, artık kendisini Türk vatandaşı gibi hissetmeyen, can ve mal güvenliğinin tehlikeye düştüğünü gören on binlerce Rum ve Ermeni vatandaşımız ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Tabi bu sayede on binlerce gayrimenkul, arsa, işyeri, dükkân ve şirket el değiştirmiştir. Ellerine sopa verilerek o işyerlerinin camları kırdırtılan gariban Türk delikanlılarının tasfiye edilen şirket ve gayrimenkulleri satın alacak parası yoktur. Bu küçük yağmacılar ancak dükkânlardan çaldıkları ufak tefek eşyalarla yetinir. Ama asıl yağmayı büyük sermaye sahipleri yapar. Türklerde sermaye yoktur. Rum ve Ermenilerin bıraktığı mallara çökenler Dönme ve Yahudilerdir. Bu sayede Menderes Hükümeti kaynak yaratmış ve yandaşlarını besleyerek kısmi bir rahatlama sağlayarak hükümetinin ömrünü uzatmıştır.

Benzer bir olay Varlık Vergisi ile yaşanmıştır. 2. Dünya Savaşı devam ederken, Hitler yaşlı ve hasta Yahudileri katledip sağlıklı olanları korkutarak Filistin’e sürmeye çalışmaktır. İsrail’in kurulabilmesi için Filistin’de yeterli Yahudi nüfusuna ulaşılması gerekmektedir. Bu esnada Türkiye’de de Varlık Vergisi uygulanarak Yahudiler korkutulmuş ve Filistin’e göç etmeye zorlanmıştır. Giden Yahudi vatandaşlarımızın mallarına yine Dönmeler çökmüştür. Zavallı dindar Yahudiler, 1492’de İspanya’dan kovulduklarında geride bıraktıkları mallara çökenler de yine kendini gizlemeyi başaran kriptolardır.

 

Kaynak: ensonhaber.com

 

6-7 Eylül tezgâhında Türkler sadece figüran olarak kullanılmıştır. Eline sopa verilen aptal delikanlılar, yıkıcı güç olarak korkutma vazifesi görmüştür. Ama Kulüp dizisinin yapımcısı, senaristi ve yönetmeni bütün dünyaya başka bir hikâye anlatmaktadır. Kulüpte çalışan Rum kızı Tasula’ya tecavüz etmeye çalışan Bahtiyar, Türk delikanlısıdır. Kulübün sahibi Rum olduğunu gizleyen Orhan’ın malına çökmek isteyen Kürşat, dünyaya aç gözlü sinsi bir “Türk” olarak anlatılmaktadır. Bu aç gözlü sinsi “Türk”, aynı zamanda Matilda’nın ailesinin dağılmasına da sebep olmuştur. Matilda’nın ailesi, üzerlerine düşen Varlık Vergisi’ni ödemiştir. Ayrıyeten 2. Dünya Savaşı’nda yersiz yurtsuz kalan 3,5 milyon Yahudi’ye yardım etmek için para toplamıştır. Bu parayı çalan da dünyaya Türk gibi tanıtılan Kürşat tiplemesidir. Kürşat tiplemesi gerçekte Türk değil Dönme olmalıdır. Dizide bu tipin Dönme olduğu anlatılsaydı belki gerçekçi bir tarih anlatımı olabilirdi.

Yeter artık!  

Gariban Türk halkı ancak bu kadar aşağılanabilir. Tezgâhı dönmeler kursun, bu tezgâhtan hâlâ devam eden Kıbrıs sorunu doğsun ve Türkiye Cumhuriyeti zarar görmeye devam etsin. Kaçan Rum’un, Ermeni’nin malına Dönmeler çöksün. Fakat bu acı olayların bütün faturası Türklere kesilsin. Bir de üstelik Kulüp dizisini yapıp çocuklarımıza bizi cani gibi gösterirken bütün dünyaya Türkleri böyle tanıtsınlar. Yeter artık Türk milletini aşağıladığınız. Bir millet bu kadar salak yerine koyulamaz.

Soner Yalçın diyor ki, “Sabetayizm bizim gerçeğimizdir, onu yok sayarak tarih yazamayız”.[3] Evet, bu bir gerçektir.

Eğer bunlar hâlâ kendi aralarında evlenip, Türk milletine karışmadan, kimliklerini sürdürüyorlarsa, eğer sabetayist, pakraduni ve diğer kriptolar, Türk devletinin içinde siyasetten, istihbarata kadar kilit kademelerde hâlâ etkinlerse vay halimize…

Bu küçük azınlığın etkinliği devam ettiği müddetçe Türk milleti daha çok aşağılanmaya ve salak yerine konulup sömürülmeye devam edecektir.

 

Kaynak: toplumsal.com.tr

Kim olduğunu bildiğimiz Orhan Pamuk ile sarmaş dolaş pozlar veren Fazıl Say, Kulüp dizisini seyretmiş, çok beğenmiş, “alacağımız hayli çok mesaj var diyor”. Evet, Say doğru söylüyor. Alacağımız çok fazla mesaj var. Artık Türk milletini kolay kolay salak yerine koyamayacaklar.

Kazakistan ile bitirelim. Bugün Kazakistan’da da sokağa çıkanlar Türk’tür ama tezgâhı kuranlar Türk değildir. Bundan emin olabilirsiniz.

 

[1] Soner Yalçın, “EFENDİ-Beyaz Türklerin Büyük Sırrı”, Doğan Kitap, I. Baskı 2004, S-475

[2] Age, S-421

[3] Age, S-566

Devamını Oku

Osman Başıbüyük yazdı: Sedat Peker’in rüzgârını kullananlar ne yapmak istiyor?

Osman Başıbüyük yazdı: Sedat Peker’in rüzgârını kullananlar ne yapmak istiyor?
0

BEĞENDİM

Şu an sosyal medyada fırtınalar kopuyor. Sedat Peker’in arkasına gizlenen bir yapı, AKP Hükümeti’nin tüm kirli çamaşırlarını ortaya döküyor. Maalesef ifşaatların bir kısmı doğru olabilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına üzülüyorum. Siyasetçilerin bu kadar pisliğe bulaşması acı veriyor. Ama unutmayın devlet başka siyasetçi başkadır. Siyasetçiler gelip geçicidir ama devlet kalıcı. Devletsiz milletler perişan olur bunu unutmayın.

Diğer yandan bütün bu ifşaatların aynı zamanda bir operasyon olduğu çok açık ve net. Bütün bu olanları AKP’nin yıkılışı olarak yorumlarsak büyük bir yanılgıya düşmüş oluruz.

Şu an Türkiye’de yeni bir oyun kuruluyor. Asıl amacımız, bu oyunu kuranların niyetini ve ne yapmak istediklerini doğu tespit edebilmek olmalıdır. Bir iktidar yıkılırsa yerine yenisi gelir. İşte AKP’yi şimdi yıkmak isteyenlerin asıl amacı onun yerine arzu ettikleri bir başka kukla iktidarı Türkiye’nin başına getirmektir.

Bu noktada gözünüz zaten bitmiş, tükenmiş olan  AKP’nin üzerinde değil, AKP’nin yerine getirilmek istenilen yeni siyasi iktidarda olmalıdır. Hatırlayın AKP’yi de Vatansız Para iktidara getirmişti. Yıllarca tepe tepe kullandılar. AKP olmasaydı ne BOP Projesi olurdu ne de Arap Baharı; ne Suriye istikrarsızlaşır ne de 5 milyon mülteci büyük şehirlerimizi doldururdu. AKP, Vatansız Para’nın siyasal İslam temelinde Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Müslüman ülkeleri istikrarsızlaştırmak maksadıyla kurguladığı bir siyasi partiydi. Bu sayede İsrail, Filistin’i ezebiliyor.

Şimdi Vatansız Para’nın hedefinde Rusya ve Çin var. Yeni dünya düzeninin yerleşmesi için bu iki ülkenin istikrarsızlaşması gerekiyor. Her iki ülkede de kayda değer bir Türk ve Müslüman nüfus var. Rusya ve Çin’i istikrarsızlaştırmak için 19’uncu yüzyılın tezgâhı tekrar kurulmak isteniyor. Planda Türklerin, Rusya ve Çin’e karşı yine bir silah olarak  kabili sarf malzeme gibi kullanılması var. İşte Vatansız Para Türkiye’de bu amaca hizmet edecek yeni bir hükümet arayışı içerisinde. Sedat Peker’in “Turan’ı kuracağız kardeşlerim” demesi boşuna değil bize istikamet ve siyasi adres gösteriyor. Enver Altaylı, CIA ve MOSSAD’a dikkat. Bir ihtimal de AKP’yi bu yeni plana razı etmektir. Bakacağız onun da kokusu çıkar yakında.

Şimdi hepimizin gözü bu noktada olmalı. Kim ki; “Sincan’daki Türklere, Rusya’daki Müslümanlara yardım edin” diye bir tarafını yırtarcasına bağırıyorsa bilin ki o, Vatansız Para’ya “biraz da beni kullanın diyen” kullanışlı bir aptaldır.

Herkes çok dikkatli olmalı. Yaklaşan seçim çok ama çok kritik. Önümüzde büyük bir fırsat var. Ya bu dışarıda dizayn edilen suni siyasi partilerden kurtulacağız ya da yine Vatansız Para’nın dizayn ettiği bir başka partiye ülkeyi teslim ederek bir 20 yıl daha ülke ve çocuklarımızın geleceğini karartacağız.

Unutmayın siyasilere değil ama devlete sahip çıkmalıyız. Bu manada aklınız AKP’nin ortaya dökülen kirli çamaşırlarında değil onun yerine kimin getirilmek istendiğinde olmalıdır. Onların önümüze koyduğu değil bu sefer bizim seçtiğimiz iktidar olmalıdır.

#Birgünbudevletibizyöneteceğiz

Devamını Oku

Building the new world order: Warning to the people

Building the new world order: Warning to the people
0

BEĞENDİM

The most popular topic in the upcoming days will be “The Great Reset”. What is the great reset? Lots of definitions could be made. We can define the Great Reset in simple terms: a great change in the international monetary system. Yes, the system in which dollar is the reserve currency is collapsing. The ones who control the monetary system, are imposing a new system in place of the one collapsing, which will be once again in their own control. To be able to foresee what the future holds, we need to know what has happened in the past.

 

The Gold Standard

 

Until 1914, the gold standard was in use globally. Every country’s currency was fixed to a certain amount of gold. It was possible to convert a countries currency to gold. Countries who wished to engage in trade, had to keep gold in their treasuries equivalent to the money they were printing.

 

For example, given two countries engaging in trade, when one country sold more to the other, the country with the foreign trade deficit had to transfer an equivalent amount of gold. For this reason, countries who had trade deficits, continuously experienced money shortage. The money shortage led to prices falling even further. Simultaneously, in countries with a trade surplus, because there was too much gold circulating in the market, prices were rising. This led merchants to invest in cheaper countries to make use of the lower prices. Thus, a kind of balance was achieved in the market.

It was not possible to control the amount of money in the market, as it was not possible to control the supply of gold, which is a very limited metal in production. Since the amount of money in the market could not be reduced or increased by various manipulations, it was not possible to keep the economy in balance in crisis situations such as epidemics, wars and natural disasters, and there were constant bankruptcies.

At that time, big bankers were acting as central banks and were lending to states. However, regardless of this situation, the gold-based monetary system was completely under the control of the states. It was out of the question for the great bankers to control states, however the amount of influence they had in world politics would be determined by the amount of gold reserves they held in their hands.

 

Before the war, some of the world’s great bankers had immigrated to America from Europe. However, at the time the USA did not hold any significant influence in world politics. The age was the age of empires. Britain, Germany, France, Austria-Hungary, Tsarist Russia and the Ottoman Empire were all empires. Given that they owned a monopoly of both political, religious and military power, it was not possible to direct emperors, kings or sultans, with only a limited amount of economic power.

There was no king present in the USA. The absence of a king taught the great bankers who migrated to this new world something new: it was impossible to buy off kings and sultans, but in democracies it was possible to buy off a deputy, a minister or even a prime minister. Especially if they were a little bit fond of money, being rich and got involved in corruption, things could go much easier. The fear of falling from power, the necessity to win the next election, and the need for money to win next election made elected politicians controllable. The republican regime and democracy were more favorable governmental systems for ultra-rich who controls huge capital.  Empires had to be ended, and small countries ruled by the Republic had to be created out of empires torn apart by nationalist currents. Of course, while doing all of this, the international monetary system had to also be changed and a new monetary system in which the global capital would be more effective had to be established.

 

Transition to the cash system

 

As World War I approached, there was a serious ongoing economic crisis in the world. In 1907, the churn of Wall Street had created great panic, causing everyone to want to storm the banks and withdraw their money. The banks were all private, they were collecting money from the deposits of the public and distributing these deposits as loans to investors or lending them to the government. Banks were able to distribute much more credit and loans than deposited in this system called “bank deposits”. In this respect, when people wanted to withdraw their money in panic, it was not possible for banks to meet the amount of money people requested. Because money had a gold equivalent, it was not possible to generate extra money.

 

Finance giant J.P. Morgan did his best to save the sinking banks, but his economic strength was insufficient. In order not to experience similar crises again, J.P. Morgan imposed the central bank idea that he had been thinking for a long time on the Federal Government. Eventually, President Woodrow Wilson signed the Federal Reserve Act on December 23, 1913, authorizing 12 Federal Reserve banks to issue money to ensure economic stability. There was now a flexible monetary policy. In a crisis to be experienced, when the public attacked the banks in panic, the green bills (dollar) would be printed and given to the citizens, thus preventing the bankruptcy of big banks. The wealth of the ultra-rich had to always be secure.

The New York Reserve Bank, the largest of the 12 Federal Reserve Banks, was in key position. The Federal Reserve Board, at the top of all Federal Central Banks, were determining the monetary policy. This whole system was called the Federal Reserve (FED). The FED first minted a new currency in 1914, called the Federal Reserve Note. Thus, the “dollar” was born. This green bill was not backed up by gold. There was only a government guarantee behind it. The value on the bill was guaranteed to be paid by the American State. The government had given the FED the power to issue money, but this institution was not under the control of the US Government. Thus, 8 families holding their shares in the Central Bank had gained the power of creating money.

 

When this green dollar bill was first printed, it had no value outside of the United States. At that time, the US economy had surpassed the British economy as the greatest economy in the world. However, Britain was still at the center of world trade. The British pound was still fixed to and backed up by gold and many countries were engaging in trade in British pounds. World War I was going to change this order. When the war broke out, many countries had to abandon the gold standard to pay their military expenses in cash. At the end of the war, European economies had collapsed, empires were fragmented, republic-ruled nation-states had emerged. The gold standard had to be abandoned. The strongest currency was the dollar, the currency of the US, which hadn’t experienced war on its territory. The great bankers had succeeded in establishing the world order they wanted.

 

The Bretton Woods System

 

The dollar’s reign did not last long. The inability of the FED to manage the money supply and printing excessive dollars caused the “Depression of 1929”. The depression had hit the whole world. Especially in industrialized cities, the streets were full of an army of unemployed and homeless. Agricultural production had fell, and food was difficult to access. There was a 42% decrease in the production of goods and services worldwide, and world trade had decreased by 65%. There was only one way out of this deep economic crisis; war. The war would automatically abolish unemployment, some of the unemployed population would die, and the stalled factories would start working again to produce weapons. A new monetary system and a new world order would be built from the destruction caused by the war. In the meantime, the great bankers would also be earning a whole lot of money.

 

World War II had destroyed all warring countries, except the United States, which did not see war on its territory. The need for reconstruction in these countries meant the growth of economies. A system that would control both economic growth and the world had to be established. The victorious states after the war sat at the bargaining table for establishing the new world order. The United States, by dropping atom bombs on Hiroshima and Nagasaki, sat at the table with a terrifying show of force, dictating the new world order to everyone. State representatives were sitting on bargaining table, but behind them all was the Global Capital, or in other words, “Stateless Money”. Stateless Money has no nationality, no party line, (no religious) morality and owes nothing to anybody except its owners and shareholders. The United Nations, World Bank, International Monetary Fund and the first core of World Trade Organization, GATT, was established. The US dollar was agreed to be made a world reserve currency with the agreement signed at the UN monetary and finance conference, gathered in Bretton Woods, a small town in the US state of New Hampshire. Trade in the world would now be conducted in American dollars. The dollar had its gold equivalent. For $ 35, 1 ounce of gold (31,03 g) could be purchased. The dollar was again the strongest currency in the world. Therefore, the families that retained the authority to print the dollar were back on their thrones again.

 

Transition to the petro-dollar system

 

This order also did not last long. After being destroyed in war, Europe gradually recovered, started production again and rejoined the negotiation for the market. After a while, European countries, which were raising money by selling goods to the whole world, were saying “take your green dollar bills and give our gold back” to the USA. The FED did not have enough gold stocks to meet the demand of European countries. US President Richard M. Nixon announced to the world in 1971 that the dollar did not have an equivalent to gold. The Bretton Woods deal had collapsed. The dollar began to depreciate rapidly. With the weakening of the dollar, Stateless Money (Global Capital), which held the power to create and print the dollar, was also weakening. The 8 families were losing their control of the world. The rapidly depreciating dollar had to be saved.

 

In this period when nuclear weapons were becoming widespread, another world war could be the end of the world. A war of smaller scale was required to bring the new monetary system to life. The solution was found by the US Secretary of State, Henry Kissinger. In 1973, the Yom Kippur war took place. The Arabs attacked Israel on their holy holiday. It was the USA that encouraged the Arabs to attack, who set up the bench behind the scenes.

Devamını Oku

Osman Başıbüyük yazdı: Devleti uyarıyorum, tedbir alın, bankacılık sistemi çökecek!…

Osman Başıbüyük yazdı: Devleti uyarıyorum, tedbir alın, bankacılık sistemi çökecek!…
0

BEĞENDİM

Önümüzdeki günlerin en popüler konusu “Büyük Sıfırlama” İngilizce tabiri ile “The Great Reset” olacak. Nedir bu büyük sıfırlama? Birçok tanımı yapılabilir. Büyük sıfırlamayı basitçe; uluslararası para sisteminin değişmesi olarak tanımlayabiliriz. Evet, doların dünya rezerv para birimi olduğu mevcut para sistemi çöküyor. Parayı kontrol edenler, çöken sistem yerine, yine kendi kontrollerinde yeni bir sistemi dayatıyorlar. Olacakları öngörebilmek için geçmişte neler olmuş bilmemiz gerekiyor.

Altın Standardı

1914 yılına kadar bütün dünyada ‘‘altın’’ para standardı kullanılıyordu. Her ülkenin kendi para biriminin belli bir altın karşılığı vardı. Bir ülkenin parasını altına çevirmek mümkündü. Ülkeler ticaret yapabilmek için hazinelerinde bastıkları para miktarı kadar altın bulundurmak zorundaydı.

Örneğin iki ülke arasında yapılan ticarette, birisi diğerine daha fazla mal sattığında dış ticaret açığı veren ülkedeki altınlar diğer ülkeye transfer oluyordu. Bu yüzden dış ticaret açığı veren ülkelerde sürekli para kıtlığı yaşanmaktaydı. Para kıtlığı fiyatların düşmesine sebep oluyordu. Diğer yandan dış ticaret fazlası veren ülkelerde ise piyasada çok fazla altın dolaştığı için fiyatlar yükseliyordu. Bu sefer aynı malı daha ucuza almak için tüccarlar ucuz ülkelere yöneliyordu. Böylece piyasada bir çeşit denge sağlanmış oluyordu.

Üretimi çok kısıtlı olan bir maden olan altının arzını kontrol etmek çok mümkün olmadığından piyasadaki para miktarını da kontrol etmek mümkün olmuyordu. Piyasadaki para miktarı çeşitli manipülasyonlarla azaltılıp veya artırılamadığından, salgın, savaş ve doğal afet gibi kriz durumlarında ekonomiyi dengede tutmak mümkün olmuyor, sürekli iflaslar yaşanıyordu.

O dönemde büyük bankerler merkez bankası vazifesi görüyor, devletlere borç veriyorlardı. Ancak yine de altına dayalı para sistemi, tamamen devletlerin kontrolündeydi. Büyük bankerlerin devletleri kontrol etmesi söz konusu değildi, ancak ellerindeki altın rezervi kadar dünya siyasetinde etkili olabiliyorlardı.

Savaş öncesi dünyanın büyük bankerlerinin bir kısmı Avrupa’dan Amerika’ya göç etmişti. Ancak ABD’nin dünya siyasetinde kayda değer bir etkisi yoktu. Çağ, imparatorluklar çağıydı. İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusyası ve Osmanlı hepsi birer imparatorluktu. Hem siyasal hem dinsel hem de askeri gücü tekelinde bulunduran imparator, kral veya sultanları sadece sınırlı ekonomik güç ile yönlendirmek mümkün olmuyordu.

ABD’de bir kral yoktu. Kralın olmaması bu yeni dünyaya göç eden büyük bankerlere şunu öğretti: Kralları, sultanları satın almak mümkün değildi, ama demokrasilerde bir milletvekilini, bir bakanı hatta bir başbakanı satın almak mümkün olabiliyordu. Hele bunlar biraz paraya düşkün ve yolsuzluğa bulaşmışlarsa işler çok daha da kolay yürüyebilirdi. İktidardan düşme korkusu, bir sonraki seçimi kazanma mecburiyeti ve iktidar olmak için paraya duyulan ihtiyaç, seçimle gelen siyasetçileri kontrol edilebilir kılıyordu. Cumhuriyet rejimi ve demokrasi, küresel sermaye için daha elverişli bir yönetim sistemiydi. Artık imparatorluklara son verilmeli, milliyetçilik akımlarıyla parçalanan imparatorluklardan Cumhuriyet ile yönetilen küçük ülkeler oluşturulmalıydı. Tabi bütün bunlar yapılırken dünya para sistemi de değiştirilmeli küresel sermayenin daha etkin olduğu yeni bir para sistemi kurulmalıydı.

Kâğıt Para Sistemine Geçiliyor

1. Dünya Savaşı yaklaşırken dünyada ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyordu. 1907 yılında Wall Street (Amerikan Borsası)’te yaşanan çalkalanma büyük bir panik yaratmış, herkes bankalara hücum ederek parasını çekmek istemişti. Bankaların hepsi özeldi, halktan topladıkları mevduatı yatırımcılara kredi olarak dağıtıyor veya devlete borç olarak veriyorlardı. Bankalar, “kaydi para” adı verilen sistemde, kendilerine yatırılan paradan çok daha fazlasını kredi olarak dağıtabiliyorlardı. Panikle insanlar paralarını aynı anda çekmek isteyince bankaların bu miktarı karşılaması mümkün olmadı. Çünkü paranın altın karşılığı vardı, fazladan para yaratmak mümkün değildi.

Finans devi J.P. Morgan, batan bankaları kurtarmak için elinden geleni yapmış, ama ekonomik gücü yeterli olmamıştı. Benzer krizleri tekrar yaşamamak için J.P. Morgan, uzun süredir düşündüğü merkez bankası fikrini Federal Hükümete dayattı. Sonunda Başkan Woodrow Wilson, 23 Aralık 1913 tarihinde Federal Rezerv Yasası’nı imzalayarak, 12 Federal Rezerv bankasına ekonomik istikrarı sağlamak için para basma yetkisini verdi. Artık esnek bir para politikası vardı. Yaşanacak bir krizde halk panikle bankalara hücum ettiğinde, vatandaşa yeşil kâğıt basılıp verilecek ve böylece büyük bankaların batması önlenecekti. Para babalarının serveti hep güvencede olmalıydı.

12 Federal Rezerve Bankasından en büyüğü olan New York Rezerv Bank kilit konumdaydı. Para politikasını ise bütün Federal Merkez Bankalarının tepesindeki Federal Rezerv Kurulu belirliyordu. Bütün bu sisteme Amerikan Merkez Bankası (Federal Rezerv – FED) adı verildi. FED, ilk defa 1914 yılında Federal Rezerv Notu adında yeni bir para birimi bastı. Böylece “dolar” doğmuş oldu. Bu yeşil kâğıdın bir altın karşılığı yoktu. Arkasında sadece devlet garantisi vardı. Kâğıdın üstünde yazan değeri Amerikan Devleti ödemeyi garanti ediyordu. FED’e para basma yetkisini Hükümet vermişti, ama bu kurum Hükümetin kontrolünde değildi. Böylece Merkez Bankası hisselerini elinde bulunduran sekiz aile parayı yaratma gücünü ellerine geçirmiş oldu.

Bu yeşil kâğıdın ilk basıldığı dönemde ABD dışında hiçbir değeri yoktu. O zamanlar ABD ekonomisi, dünyanın en büyük ekonomisi olarak Britanya ekonomisini geride bırakmıştı. Ancak İngiltere halen dünya ticaretinin merkeziydi. İngiliz sterlininin arkasında altın vardı ve birçok ülke ticaretini İngiliz sterlini ile yapıyordu. 1. Dünya Savaşı bu düzeni değiştirecekti. Savaş patlak verdiğinde birçok ülke askeri harcamalarını kâğıt parayla ödemek için altın standardını terk etmek zorunda kaldı. Savaş sonunda Avrupa ekonomileri çökmüş, imparatorluklar parçalanmış, cumhuriyetle yönetilen ulus devletler türemişti. Parada altın standardı mecburen terk edilmişti. Artık en güçlü para kendi topraklarında savaşı yaşamayan ABD’nin parası olan dolardı. Büyük bankerler istedikleri dünya düzenini nihayet kurmayı başarmıştı.

Dolar Altına Dayalı Rezerv Para Birimi Yapılıyor

Fakat doların saltanatı uzun sürmedi. FED’in para arzını idare edememesi ve karşılıksız olarak basılan dolarlar “1929 Buhranı”na sebep oldu. Buhran bütün dünyayı vurmuştu. Özellikle sanayileşmiş şehirlerde sokaklar işsiz ve evsizler ordusuyla doluydu. Tarımsal üretim düşmüş, gıdaya ulaşım zorlaşmıştı. Mal ve hizmetlerin üretiminde dünya çapında %42’lik bir düşüş yaşanmış, dünya ticareti %65 oranında azalmıştı. Bu derin ekonomik krizden çıkışın tek yolu vardı; savaş. Savaş, otomatikman işsizliği ortadan kaldıracak, işsiz nüfusun bir kısmı ölecek, duran fabrikalar silah üretmek için yeniden çalışmaya başlayacaktı. Savaşın yarattığı yıkımdan yeni bir para sistemi ve yeni bir dünya düzeni inşa edilecek çıkılacaktı. Bu arada bankerler de çok para kazanmış olacaktı.

2. Dünya Savaşı, topraklarında savaş görmeyen ABD hariç savaşan bütün ülkeleri yıktı. Yeniden inşa ihtiyacı, ekonomilerin büyümesi demekti. Hem ekonomik büyümeyi hem dünyayı kontrol edecek bir sistem kurulmalıydı. Savaş sonrası galip devletler yeni dünya düzeni için pazarlık masasına oturmuştu. Hiroşima ve Nagazaki’ye birer atom bombası atarak dehşet verici bir güç gösterisiyle masaya oturan ABD, yeni dünya düzenini herkese dikte ettirdi. Masada devlet temsilcileri oturuyordu ama hepsinin arkasında Küresel Sermaye ya da bir başka deyişle “Vatansız Para” vardı. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Ticaret Örgütü’nün ilk nüvesi GATT kurulmuştu. ABD’nin New Hampshire eyaletinin küçük bir beldesi olan Bretton Woods’da toplanan BM para ve finans konferansında imzalanan anlaşma ile ABD doları dünya rezerv para birimi yapıldı. Dünyada ticaret artık Amerikan doları ile yapılacaktı. Doların altın karşılığı vardı. 35 dolara 1 ons altın (3,103 gr) alınabiliyordu. Dolar tekrar en güçlü para olmuştu. Dolayısıyla doları yaratma yetkisini elinde tutan aileler de yeniden tahtlarına oturmuştu.

Petro-Dolar Sistemine Geçiş

Fakat bu düzen de uzun sürmedi. Savaşta yıkılmış Avrupa yavaş yavaş kendisini toparlayıp tekrar üretime başlamış ve pazar kavgasına yeniden katılmıştı. Tüm dünyaya mal satarak para kazanmaya başlayan Avrupa ülkeleri, bir süre sonra ABD’ye; “alın yeşil kâğıtlarınızı verin altınımızı” demeye başladı. FED’in Avrupalı ülkelerin altın talebini karşılayacak miktarda altın stoku yoktu. ABD Başkanı Richard M. Nixon, 1971’de doların altın karşılığı olmadığını dünyaya ilan etti. Bretton Woods anlaşması çökmüştü. Dolar hızla değer kaybetmeye başladı. Doların zayıflamasıyla birlikte doları yaratma gücünü ellerinde tutan Vatansız Para da (Küresel Sermaye) zayıflıyor, sekiz aile dünyanın kontrolünü ellerinden kaçırıyordu. Acilen batmakta olan dolar kurtarılmalıydı.

Nükleer silahların yaygınlaştığı bu dönemde yeni bir savaş dünyanın sonu olabilirdi. Yeni para sistemini hayata geçirmek için daha küçük bir savaş gerekliydi. Çözüm yolunu ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger buldu. 1973 yılında Yom Kippur savaşı cereyan etti. Araplar kutsal bayramında İsrail’e saldırmıştı. Perde arkasında tezgâhı kuran Arapları saldırıya teşvik eden ABD idi. Vatansız Para (Küresel Sermaye) her zaman olduğu gibi dindaşları olan Yahudileri yem olarak kullanmıştı. Savaş başlangıçta Arapların lehine gelişse de ABD olaya müdahil olunca İsrail’in galibiyetiyle sonuçlandı. Araplar utanç verici bir yenilgi almışlardı.

Bunun üzerine Suudi Arabistan liderliğindeki Petrol Üreten Ülkeler Birliği (OPEC), Batılı ülkelere petrol ambargosu uygulamaya başladı. Ambargoyla birlikte petrol fiyatı birdenbire %400 arttı. Bu arada ABD ile Suudi Arabistan perde arkasında gizli bir anlaşma imzalamıştı. Ortadoğu’da sömürgecilerin kurduğu krallıklar birer birer yıkılıyordu. ABD, Suudi Kraliyet ailesinin iktidarını garanti edecek onlarda bunun karşılığında petrolü sadece ve sadece dolar ile satacaklardı. Dünyanın birçok ülkesi petrol ithalatına muhtaçtı. İthalat için artık merkez bankalarında öncesine göre dört katı daha fazla dolar bulundurmak zorundaydılar. Petrolün dolarla satılması dolara olan ihtiyacı artırdı. Böylece petrol-dolar para sistemi doğmuş oldu.

Petro-Dolar Sistemi Çöküyor

Petro-dolar para sistemi küresel sermaye açısından uzun süre düzgün yürüdü. Federal Hükümet, paraya ihtiyaç duyduğunda borç senedini FED’e veriyor, o da ihtiyaç duyulan parayı basıp ABD Başkanının cebine koyuyordu. Bu yöntemle ABD’nin borcu 2008 yılında 10 trilyon dolara ulaşmıştı. Ancak karşılıksız basılan dolar sorun yaratmıyordu. Çünkü yabancı yatırımcılar güvenli liman olarak düşündükleri ABD Hazine bonolarını satın alıyorlar ve dolayısıyla piyasaya sürülen dolarlar bu yöntemle emilerek tekrar ABD’ye döndürülüyor, böylece doların değeri korunabiliyordu. Ancak 2008 yılında yaşanan emlak kriziyle birlikte en büyük yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflas etmesi, 1907 yılında yaşanan krizin bir benzerini tetikledi.

Devamını Oku

128 Milyar Doları Kim Çaldı? – Hırsızları Açıklıyorum!

128 Milyar Doları Kim Çaldı? – Hırsızları Açıklıyorum!
0

BEĞENDİM

Türkiye’de ciddi bir döviz sıkıntısı var. Merkez Bankası’nın rezervlerinin eksi 63 milyar dolar olduğu söyleniyor. Bu söylentilerle birlikte muhalefetin “128 milyar dolar nerede?” kampanyası başladı. Hakikaten sormak lazım bu 128 milyar dolar nerede? Parayı kim çaldı?

Gelin sorunun cevabını hep birlikte bulmaya çalışalım. Soruyu cevaplayabilmemiz için öncelikle küresel finans sisteminin nasıl çalıştığını basitçe bilmemiz gerekiyor. Herkesin bildiği üzere dünyanın rezerv para birimi Amerikan dolarıdır. Uluslararası ticaret büyük ölçüde dolar ile yapılıyor. Dolar emisyonunu, yani piyasadaki dolar miktarını ayarlayan kurum ise Amerikan Merkez Bankasıdır (FED-Federal Reserve).

FED, Amerikan devletine ait olmayıp sekiz ünlü ailenin hisselerini paylaştığı özel bir kurum.  Dolar basma yetkisi bu ailelerin tekelinde. ABD’nin 35’nci başkanı John F. Kennedy, para basma yetkisini hazineye devreden bir kanun çıkarması sonucu bir suikast ile öldürülmüştü. O ortadan kaldırıldıktan sonra yetki tekrar FED’e devredildi.

Dolar Nasıl Basılıyor? FED Karşılıksız Para Basabilir mi?

ABD Federal Hükümeti, paraya ihtiyaç duydukça FED’e belli bir faiz ödeme taahhüdü ile devlet tahvili veriyor. FED de bu borçlanma senedi karşılığında Federal Hükümetin ihtiyaç duyduğu doları basıp banknot olarak veya kredi olarak hazineye aktarıyor. Böylece dolar yoktan var edilmiş (out of thin air) oluyor. Bu oyunda, dolar karşılıksız basılmamış, Federal Hükümetin borcu karşılığı basılmış gibi oluyor. Buna borç ekonomisi deniliyor.

ABD Federal Hükümetinin 2008 yılında borcu yaklaşık olarak 10 trilyon dolardı. Şu anki borcu 28,2 trilyon dolar. FED, 13 yılda sadece ABD’nin borcu karşılığı 18,2 trilyon dolar para basmış. Parasal genişleme işlemi, 2008 yılında yaşanan emlak kriziyle birlikte büyük yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflas etmesiyle başlamıştı. FED, batan finans kurumlarını ve şirketleri kurtarmak için sürekli para basmaya başladı. Koronavirüs salgınıyla birlikte bu parasal genişleme süreci artarak devam etti. En son Joe Biden, başkan seçildikten sonra ülkeyi yeniden inşa etmek ve koronavirüs ile mücadele maksadıyla 1,9 trilyon dolarlık bir ekonomik destek paketi daha açıkladı. Bu paketle birlikte ABD’nin borç tavanı 30,1 trilyon dolara yükselmiş olacak. Yani 2008 yılına göre sadece ABD’nin borçlanması karşılığı piyasaya sürülen dolar miktarı 20,1 trilyondur.

Normalde bu çapta para basılması devalüasyon etkisiyle paranın değerinin zayıflamasına ve doların dünya rezerv para birimi olma özelliğini kaybetmesine neden olabilirdi. Fakat olmadı. Dolar hâlâ dünyanın en güçlü parası. Neden?

Büyük Ailelerin Kurduğu Teknolojik Saadet Zinciri

Dünyanın ilk kripto parası Bitcoin, 03 Ocak 2009’da piyasaya çıktı. Satoshi Nakamoto mahlası kullanan; kim ve nereli olduğu bilinmeyen birisi veya birileri bu para sistemini icat etmişti. Arkasından başka kripto paralar türedi. Şu an piyasada 9 binin üzerinde kripto para var. Hemen hepsi de ABD’nin Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından icat edilmiş durumda. En güçlü olanı Bitcoin ile devam edelim.

Hızla büyüyen Bitcoin’in toplam değeri 2013 yılında 1,2 milyar dolardı. Bu rakam 2020 ortalarında 183 milyar dolara ulaştı. Tesla’nın kurucusu Elon Musk, Ocak 2021’de 1,5 milyar dolarlık Bitcoin aldığını 08 Şubat’ta ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na açıkladıktan sonra Bitcoin birdenbire %14 değer kazanarak 43,968 Dolar oldu. Elon Musk bu operasyondan 1 milyar dolar para kazanmıştı. Şimdi 1 Bitcoin’in değeri 54,3 bin dolar civarında. Merkez bankasının Kripto paralarla ilgili yaptığı açıklamalar neticesinde Bitcoin birkaç gün içerisinde 64 bin dolar seviyesinden bu noktalara geriledi. Bitcoin ilk çıktığında, 10 bin Bitcoin ile ancak bir pizza alınabiliyordu şimdi ulaştığı değeri bir düşünün. Elon Musk gibi ünlü kişilerin yaptığı reklam ve heveslendirici hamleler, herkesi kripto para piyasasına yönlendirdi. Piyasanın çektiği para miktarı geometrik olarak artıyor. Belki de kripto para piyasası günümüzde trilyon dolarların üstüne çıkmış durumda.

Dolar Emisyonunu Kontrol Etmenin Yeni Aracı Kripto Paralar

FED’in sahibi aileler, ellerindeki finansal kurumları kullanarak bir emme basma tulumba gibi doları kredi olarak dünya piyasasına sürüp sonra borç olarak geri çekerek yaptıkları işlemlerden sürekli para kazanıyor ve aynı zamanda parayı hep geri çektikleri için doların değerini koruyabiliyorlardı. 2008 emlak krizinden sonra çöken, borca dayalı ekonomik sistemi kurtarmak için bastıkları anormal miktardaki doları mevcut araçlarla tekrar piyasadan geri çekmek mümkün olamazdı. Finansal balon şişmiş, patlamak üzereydi. Sistemin çöküşünü durdurmak ve yeni bir sisteme geçiş için zaman kazanmak gerekiyordu. Tam da bu sırada kripto para icat oldu. Ne ilginç öyle değil mi?

Kripto paralar, FED’in piyasaya sürdüğü doları, diğer araçlara göre çok daha fazla miktarda ve çok daha hızlı bir şekilde geri çekebiliyor. Üstelik bunu devletlerin kontrolü dışında yapabiliyor. Daha da önemlisi bu işin hiçbir riski yok. Çünkü kripto paralar bir çeşit saadet zinciri veya literatürde geçen ismiyle “ponzi oyunu”nun enstrümanlarıdır. Kripto paraların hiçbir karşılığı yoktur. Kripto paraların değerini piyasadaki arz ve talep koşulları belirler. Talep artınca fiyatı artar, düşünce fiyat azalır.

Saadet Zinciri – Ponzi Oyunu

Ponzi Oyunu, yüksek kâr getiren bir üretim varmış gibi göstererek yatırımcıları sisteme katmayı amaçlayan ve ilk yatırım yapanlara ödemenin sisteme sonradan katılanların parasıyla yapıldığı bir dolandırıcılık yöntemidir. “Çiftlik Bank”ın kurucusu Tosuncuk (Mehmet Aydın) bu yöntemle on binlerce insanı tokatlamıştı. Perde arkasında kimlerin olduğunu bildiğimiz kripto para oyununda ise bu iş küresel çapta ve çok daha profesyonelce yapılıyor. Dünyada birçok ekonomi profesörü kripto paraların bir çeşit ponzi oyunu olduğunu ileri sürmüştü. Ancak 2014’te hem Dünya Bankası hem de İsviçre Federal Konseyi tarafından hazırlanan raporlar Bitcoin ve Ponzi Oyunu üzerine olan endişeleri inceledi ve Bitcoin’in Ponzi Oyunu olmadığı sonucuna vardı. Dünya Bankası ve İsviçre’deki bankalar hangi ailelerin kontrolünde dersiniz acaba?

Kripto paralar çok yüksek kâr getiren bir yatırım aracıymış gibi gösteriliyor. Bu sayede tüm dünyada birçok insanın tasarrufları bu kanala yönlendiriliyor. Böylece kripto para piyasası şiştikçe şişiyor. Ama bir gün ciddi sayıdaki yatırımcı Bitcoin’lerini satıp piyasadan çıkmak isterse Bitcoin’in değeri anında çöp olur. Bugün 1 Bitcoin 54,3 bin dolar değerindeyken ertesi gün değeri 1 dolara düşebilir. Birikiminizi, altına, dövize veya borsa gibi enstrümanlara yatırdığınızda bunların bir karşılığı vardır ve devlet kontrolünde belli regülasyonlara tabidir. Ama kripto paralar öyle değil. Bu sistem çökse karşınızda hesap soracak hiç kimseyi bulamayacaksınız.

İnternet üzerinden kripto para alışverişine izin veren yüzlerce site var. Örneğin bunlardan bir tanesi Coinbase’in 43 milyon kullanıcısı var. İnsanlar bu aracı kurumlar vasıtasıyla tasarruflarını kripto paralara yatırıyorlar. FED’in olduğu gibi kripto paraların da sahibi olan bazı aileler, anormal miktarda basılan Amerikan dolarını bu yöntemle piyasadan geri çekerken, topladıkları paralarla, altın, toprak veya şirketler satın alarak veya SpaceX gibi yeni şirketler kurarak reel sektöre yatırım yapıyorlar. Paranızı geri istediğinizde ise size 1 dolar olarak geri iade edecekler.

Kripto Para İthal Ederek Ekonomiyi Batırıyoruz

İşin kötüsü bu oyun orta ve küçük ölçekli devletlerin ekonomilerini çökertiyor. İnsanlar tasarruflarını kendi ülkelerinde bankaya yatırarak, borsalardan hisse senedi veya devlet tahvili satın alarak değerlendirse, para o ülkenin ekonomisinde kalacak ve tasarruflar diğer yatırımcılara kredi olarak verilerek ekonominin çarkları dönecektir. Oysa kripto paralara yapılan yatırım, ülke içerisinden dolara çevrilerek, Coinbase ve Binance gibi aracı kurumlar vasıtasıyla yurt dışına aktarılmakta, bazı ailelerin kasasına bedava kredi olarak girmektedir.

Türkiye, dünyada kripto parayı en çok kullanan ülkeler sıralamasında Nijerya, Vietnam ve Filipinler’in arkasından dördüncü sırada geliyor. Gelişmiş ülkeler belirsizlikten uzak dururken, üçüncü dünya ülkeleri bu tuzağa gözü kapalı dalmış durumda. Geçmişte Arjantin’de yüksek enflasyondan korunmak ve hükümetin bankadaki tasarruflara el koyabileceği korkusuyla insanlar tasarruflarını kripto paralara aktarmıştı. 2012-2013 yıllarında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde yaşanan finansal kriz sırasında da insanlar aynı endişelerle kripto paralara yönelmişti. Benzer bir durum son birkaç yıldır Türkiye’de de yaşanıyor.

Türkiye’deki kripto paralara hücumun bir başka nedeni ise kısa yoldan zengin olma hayali. Bu uğurda işini bırakan gençler var. Bir bilgisayar alıp evde kripto para madenciliği ve kısa süre sonra 20 katına çıkacak bir kripto para yakalayıp zengin olma hayaliyle tüm vakitlerini boşa harcıyorlar. Kripto para madenciliği için gereken en önemli şey bilgisayar ve iyi bir ekran kartına sahip olmak. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de şu an stoklar tükenmiş durumda, ekran kartı sıkıntısı ciddi boyutlara ulaşmış.

128 milyar dolar nerede sorusunun cevabı burada yatıyor. Kripto paralara hücum, Türkiye’den hızla dolar çekilmesine sebep oldu. Bir ülke ekonomisinden yurt dışına para kaçışı ciddi ekonomik sıkıntılar yaratır. Türkiye sürekli dış ticaret açığı veriyor. Sattığımız malların değeri ithal ettiklerimizi karşılamıyor. Bu yüzden sürekli borçlanıyoruz. Dış ticaret açığının en önemli kalemini doğalgaz ve petrol ithalatı oluşturuyor. Doğalgaz ve petrol ithal edip dolar veriyoruz bununla birlikte ithal ettiğimiz yakıt bir işe yarıyor; arabalarımızın, fabrikalarımızın çalışmasını sağlıyor. Fakat yurtdışından ithal ettiğimiz Bitcoin gibi kripto paraların ekonomiye hiçbir katsısı yok. Tam tersine ülkeden karşılıksız döviz çıkışına neden oldukları için yıkıcı bir etki yaratıyorlar. Son yıllarda Türkiye bu mekanizma yüzünden döviz darboğazı yaşıyor.

Dövizi de bir mal gibi düşünün. Fiyatı piyasadaki arz talep dengesine göre değişir. Talep arttıkça fiyat artar. Doların çok yükselmesi halkın alım gücünü azaltacağı için hükümetlere siyasi fatura olarak geri döner. Hükümetler de bu siyasi faturayı ödememek, bir sonraki seçimi kazanmak adına sürekli dövizin değerini kontrol etmek isterler. Bunun çaresi ise Merkez Bankasından döviz satarak piyasadaki açlığı gidererek dövizin fiyatını düşük tutmaktır. İşe bu süreçte Türkiye Merkez Bankası, döviz satarak kaynaklarını tüketmiştir. Hükümetin kaynağı kurutacak kadar bu işleme devam etmesi büyük hatadır.

Diğer yandan şurası da bir gerçektir; hükümetin piyasaya yapacağı müdahaleleri içeriden haber alan yandaşlar, önceden pozisyon alarak haksız kazanç elde etmişlerdir. Ancak bunların tokatladıkları para, eriyen 128 milyar doların yanında devede kulak kalır. Elbette haksız kazancın hesabı sonuna kadar sorulmalıdır. Ama Hazinenin Kripto paralar ile yapılan ödemelere getirdiği kısıtlamaları eleştirerek, “Kripto kararını kime danıştın ey iktidar” diye sormak, kendisine “sol” diyen bir muhalefetin yapabileceği en büyük hatadır. Devlet, kripto paralar konusunda en sert tedbirleri almak zorundadır. Ama iktidarın bu tür kararları alabilmesi için muhalefetin destek olması gerekir. Muhalefetin asli görevi 128 milyar doları kimin çaldığını ortaya koymaktır. Yoksa sloganlarla yapılan siyasi mücadele iktidar getirmez.

Etki Ajanları

Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere. 128 milyar doları kim çaldı? YouTube’u açın, arama motoruna “para” yazın. O programlarda yan yana menemen testisi gibi dizilmiş adamlara iyi bakın. Çoğu birer etki ajanıdır.  Nedense bu etki ajanları da hep “Beyaz Türklerden” çıkar. Toplumun her kesimine hitap eden bir etki ajanı vardır. Kimi İslamcıdır, ara sıra Kur’an’dan ayetler okur. Kimi astrologdur, yıldızlara bakarak ekonomik analizler yapar. Kimi profesördür, elektrik-elektronik mühendisliği okumuştur ama finans ile ilgili bir merkezin başkanlığını yapar, aman kripto parayı öldürecek düzeyde sert tedbirler almayın diye devlete akıl verir.

Bu etki ajanlarına göre; “blokzincir (blockchain) teknolojisi ve kripto paralar bir özgürlük hareketiymiş! 2008 ekonomik krizine tepki olarak doğmuş! Merkez bankaları, devletler kim oluyormuş! Karşılıksız para basıp milleti soyuyorlarmış! Bu güç onların elinden alınıp kripto para ile vatandaşa veriliyormuş!”

Sanki “nakitsiz toplum hareketi”nin arkasında Rothschild ve Rockefeller gibi ailelerin olduğunu bilmiyorlar! FED’in sahibi kimse, kripto paraların da sahibi aynı aileler. Bu etki ajanları, sanki küresel baronlara karşıymış gibi, yaptıkları YouTube programlarında blokzincir teknolojisi ve kripto paraların kaçınılmaz bir son olduğunu söyleyerek sürekli sübliminal mesaj veriyorlar. Bu mesajlar toplum üzerinde o kadar etkili oldu ki, Çorum’da Bitcoin ile ödeme kabul eden çay ocağı çıktı piyasaya.

Herkesi bu trene bindirip parasını çalan işte bu etki ajanlarıdır. Osmanlı döneminde de bu etki ajanları vardı. O zaman borsa yeni çıkmıştı, “Hava Oyunları” olarak adlandırılıyordu. Bu ajanlar, sıradan vatandaştan, vezirlere, hatta Padişah II. Abdülhamid’e kadar herkese “Hava Oyunları” oynatarak devleti batırdılar.

The Great Reset

Bugün dünyada, başta ABD olmak üzere bütün devletler, şirketler, kurumlar, şahıslar kısacası herkes borçlu. Herkesin borcu; parayı yaratma tekelini eline geçirmiş birkaç aileye. Bu aileler borç boyunduruğu ile dünyayı yönetebiliyorlardı. Fakat İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan parasal sistem çökmek üzere. Yeni bir parasal sistem kuramazlarsa bu düzen yıkılacak. Devletler borcunu ödememeye karar verdiğinde veya dolar çöktüğünde bu ailelerin servetinin de büyük kısmı yok olacak, sadece ellerinde biriktirdikleri altınlar, satın aldıkları topraklar ve şirketler kalacak. İşte bu ailelerin dünya yönetimini ellerinden kaçırmamak için tasarladıkları yeni düzen blokzincir teknolojisi ve kripto paralara dayanıyor. Bu yöntemle artık devletleri de aradan çıkararak insanlara doğrudan hükmetmeyi planlıyorlar. “Büyük Sıfırlama-The Great Reset” dedikleri işte budur.

Niçin para zincirlerinin kölesi olalım?

Bizim inancımızda “kula kulluk” yoktur.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.