h Dolar 16,1920 % -0.96
h Euro 17,4658 % -0.96
h Altın (Gr) 964,40 %-0,79
h BIST100 2.438,84 %-0,49
h Bitcoin 468196 %-3.44961
Ankara 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Prof.Dr. Mahmut Can Yağmurdur

Prof.Dr. Mahmut Can Yağmurdur

19 Mayıs 2022 Perşembe

KUTLU ADIMIN YILDÖNÜMÜNE DAİR

KUTLU ADIMIN YILDÖNÜMÜNE DAİR
3

BEĞENDİM

ABONE OL

İdrâksiz kutlamaların duygusal dışavurumlardan ibaret kaldığı bir “19 Mayıs Atatürk’ü anma ve Gençlik ve Spor Bayramı”na daha ulaşmış bulunuyoruz.

Türk Ulusu’nun tarihindeki en önemli dönüm noktası olan bu günde kendimizi nereye konumlandırdığımız ayrı bir önem kazanmaktadır. Adriyatikten Çin Denizi’ne uzanan bir coğrafyada bir kısım Türkler püriten emperyalizmin gözlüğü ile bakarak Arap baskısında, bir kısmı ise Rus kültürünün etkisinde, geri kalanı ise arızalı bir batılılaşma kavramının cenderesinde ne diline ne edebiyatına hülasa öz kültürüne sahip çıkabilecek uyanıştan uzak yaşamaktadır.

19 Mayıs bu uyanışa doğru başlayan kutlu yürüyüşün ilk adımının bayramı ve artık bu idrâkın başladığının bir ifadesi olarak değerlendirilmelidir. Geçmişte bütün Türk Dünyasına, püriten hristiyanlığın protestan İslam gözlüğü ile bakan bir dayatmacı politika, şu günlerde Panislamist bir hortlak halinde üzerimizde gezmekte, hala 19 yüzyıldan kalma çağdışı bir zorlamayla ulusal değil, dinsel birlik dayatmalarıyla küresel sermayenin uşaklığına devam etmektedir.

Bu tehlikeli durumun ilk etapta tahrip ettiği elbette Türk Millî kültürüdür. Ancak bu senaryoyu uygulayan küresel “üst akılsızlar”, kendi ülkelerindeki göçmenlerden kaynaklanan değişen demografik yapıları nedeniyle olabilecekleri iyi hesaplamak zorundadırlar. İskandinav ülkeleri, Britanya Krallığı ve ABD’de bunun sosyopolitik etkileri şimdilerde daha belirgin hale gelmeye başlamıştır.

Batı ülkelerine sesleniyorum ve tekrar ifade ediyorum ki Slav işgali altındaki geniş Asya steplerinde Vehhabilik propagandası ile bir yerlere varılamaz. Emperyalist ham hayalleri ile mutecaviz işgalci Rusya seni de batı emperyalizmi ile ekonomik çıkarlarını korumak uğruna müsamaha gösterdiğin bu yobaz ateş yakacaktır ki farkında bile değilsin. Bu ateşi körüklemekten vazgeçmek dünya barışı için elzemdir. Bu ateş Ukrayna savaşı ile insanlık için yıkıcı etkilerini bir kez daha göstermeye başlamıştır. Hem batı hem Slav emperyalizminin temsilcileri, kirli dünya egemenliği emelleriniz için Vehhabilik ile kamufle edilmiş Arap kültürü üzerinden Türk dünyası ile mücadele sizi ve taşeronlarınızı tüketecektir.

Büyük önder eşsiz kurtarıcı ebedî başlomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu idrâk yolundaki kutlu ilk adımının yıldönümünün Türk Dünyasına kutlu olmasını diliyor Tanrı’dan idrâkimizi yüceltmesini istiyorum.

Saygılarımla

Dr.M.C.YAĞMURDUR

Devamını Oku

ÖZGÜRLÜK VE BAYRAMLAR

ÖZGÜRLÜK VE BAYRAMLAR
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Asırlardır özgürlük ve bayram bir biriyle koşut iki kavram olmuştur. Konunun bireysel (öznel/subjektif) ve toplumsal (sosyal/objektif) olmak üzere iki yönü olduğu ortadadır. Gerçekten de uygarlık tarihi, bayram veya özel günler olarak kutlanmaya gerekçe olarak gösterilen olaylar ve kurgular ile doludur.

Önceleri, çoğunlukla dinsel ideolojilerin etkisiyle kitleleri eylemsel ve zihinsel temelde kontrol altına almak amaçlı olan, insan aklının kurgusu bu mükerrer kutlamalar, zamanla dinsel ve ilahî olana dair ritüelik hale dönüşerek bayram-yortu vb’ye dönüşerek kültürel birtakım değerleri yaratmıştır. Ancak bilgi çağı ve sanayi devrimi sonrasında ise durum değişmiştir. Bu mükerrer kutlamaların, başta üretim-tüketim ilişkilerinin ekseninde şekillenen sömürgecilik ve pazar rekabetinden de etkilendiği yadsınamaz olan siyasal ideolojilerin etkisiyle, farklı bir kültürel aktarım haline gelen, duygusal bileşeni yine inkâr edilemeyen anma günleri haline evrimleştiklerini görmekteyiz. Böylece dinsel ve din dışı çok sayıda bayram günleri ile yaşamını dolduran insan, küresel krizlerin yarattığı huzursuzluk ve gerginlik halinden kurtulmak için duygusal ve zihinsel deşarj alanı oluşturabilecek tatil günleri de yaratmıştır.

Kanaatimce, ideolojiler daha önce de söylediğim gibi dinsel ve politik olarak ayrılabilir. İster dinsel ister politik olsun, her türlü ideolojinin, güç peşinde olan temsilcilerinin, yönetmek istedikleri kitleleri etkileyebildikleri oranda iktidarda olacakları gerçeğini kabul etmek zorundayız. Bunun için de hem dinsel hem siyasal alanda sloganlaşmış söylemler ve kutlanan/kutsanan günler zorunlu hale getirilmiştir. Bu nedenle her iki tip ideolojinin sahipleri, dünyanın neresinde olursa olsun, kitlelere duygusal olarak hitab ederek onları kontrol altında tutmakta istekli, ama kendi özgür iradeleriyle harekete geçmeleri konusunda ise isteksizdirler.

Gelinen noktada, ideolojiler, kaynağı ister dinsel ister politik olsun, kendilerini oluşturan sosyoekonomik şartlara bağlı olarak ortaya çıkmışlardır. Bunun sonucunda, kendi kültürel ve etik değerlerinin yüceltilmesini ve kutsanmasını daima ön planda tutmuşlardır.

Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı, yarın Şeker/Ramazan/Ramadan Bayramı kutlanacak. Sonuçta, kutlamalarda sorgulanması gereken en önemli konu, bayram kutlayanların, zihinsel ve vicdanî olarak ne kadar özgür oldukları gerçeği olup ne yaptıkları nasıl davrandıklarıdır.

Barışın bir ütopya olduğunun her geçen gün biraz daha anlaşıldığı dünyamızda, slogan haline getirilen her kavram, sadece kültürel aktarıma bir vesiledir. Ama unutmamak gerekir ki bu kavramların temsil ettikleri insanî değerler idrâk edilmek zorunda olup, insanı zihinsel ve eylemsel olarak özgürleştirecek vicdanî huzuru sağlaması, barışa ve sükûna zemin hazırlaması şarttır. Aksi takdirde, ister dinsel ister politik olsun her türlü ideoloji, yeni yeni putlar/idoller/kültler ve savaşlar yaratmaktan öteye gidemeyecektir. İnsan önce kendini gerçekleştirmek, kendi hakikatini idrâk etmek zorundadır ki bayramları hak etsin, barış içinde kutlamak da uygarlığın haklı bir kültürel değeri olsun. XV.yüzyıl alperenlerinden Divâne Mehmet Çelebi’ye kulak verelim ne güzel söylemiş;

Belâ dildendir ol dildâr elinden dâdımız yoktur…
Dil-i virânemizden özge bir abâdımız yoktur…

Selam ve Saygılarımla

Dr.M.C.YAĞMURDUR

Devamını Oku

LAİK TÜRKİYE CUMHURIYETİ’NDE İNANÇLAR ANAYASAL TEMİNAT ALTINDADIR

LAİK TÜRKİYE CUMHURIYETİ’NDE İNANÇLAR ANAYASAL TEMİNAT ALTINDADIR
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilindiği üzere fıkıh kavramı bir şeyi kavramak esaslı bir kelimedir. Yani hukuk anlamı taşıdığında israr sadece teolojik bir iddiadır. Fıkıh ile uğraşan kişiye fakih denilmesi ise Arap toplumundaki mürüvvet ve kabile bizdenciliğine dayanan ve itikadı isbat zorunluluğunu barındıran, bizden olmayanı “adavet ehli/düşman” kabul eden ve bir törenin sözel hale getirildiği Kur’ana dayandırıldığını iddia etmek zorundadır.

İlgilenenlerin bildiği üzere, bir çok seküler/dünyevî konu üzerine Kur’an-Kerim’de açık hüküm de yoktur. Bu gibi “hakkında açık hüküm olmayan seküler/dünyevî konular ve sorunlar” için Arap devletinin teokratik karakteri gereği bir dinsel konsensüs oluşturmak zorunluluğu nedeniyle doğal olarak İslam Hukuku Arap kültürü doğrultusunda oluşturulmuştur. Örneğin, düşmanlık kökünden gelen “Dava” sözcüğü bu yüzden daima siyasal İslam ideolojisinin vazgeçilmezi olmuştur. Dolayısıyla İslam coğrafyasında hukuk da bilim gibi din dışı olamaz.

Kristolojik tarih ise, kanaatimce hukuksal bir düzenlemeden ziyâde, Ahd-i Cedid’in bırakın kanonik ve sinoptik nüshalarını apokrif olan nüshaları da dahil olmak üzere özellikle ⁸Hz.Isa’nın nasihatleri ve örnek davranışlarını ihtiva eder.

Bu yüzden İslamiyetin ortaya çıkışından hemen önce, bir Corpus/Külliyat haline getirilen “Roma Hukuku” ise Platonist tüm okulları kapatan Justinianus I tarafından teşkil olundu. Bu yüzden de Grekçe değil Latince olması dikkat çeken bir külliyattır. Geç stoa izleri taşıdığı bile söylenebilir. İslam Arap kültüründe ise seküler yaşama dair her konu inanç ve muamelat alanından ayrı telakki edilemeyen usul ve füruğ bağlamında değerlendirilmiş tamamen nakli bilgiye dayandırılmıştır. Bu nakli bilgi ise üzerinde tam bir konsensus sağlanamayan bir takım uygulamaları içerir. Nakli bilginin mümessili olan kişiler ise profesyonel hukukçu olmamıştır. Yani “amatör nakli bilgi erbabı” fakih olarak tanımlanmıştır. Anlaşılmaktadır ki bir takım itikad sahibi kişilerin din eğitimi görmüş olması onların hukuk erbabı olduğu anlamında değerlendirilemez. Bu yüzden İslam dini hukuk dini olma iddiasında değildir.Kendi ahlâki normları ise kendine özgüdür ve dünyevî hayata dair bir takım sorunları düzenleyen hükümler içerir. Kaldı ki zaten özel mülkiyet hakkını “reis-ül-dev’le”ye bırakmıştır. Gerçekten de bunun doğal bir sonucu olarak “bireysel hak ve özgürlükler” hakkında her türlü karar havâric çizgisindeki eşari’lik ve mutezile anlayışını benimseyenler de dahil olmak üzere “lâ hükmü illalillah” ilkesi gereği teokratik oligarşinin tekelinde olmuştur.

Artık modern devlet anlayışında dinde karşılığı olan/olmayan yani inanç ve muamelatın dahilinde bulunan/bulunmayan her uyuşmazlık inançlara eşit yaklaşan evrensel normlara göre düzenlenmiş laik hukuk ilkelerine göre çözüme kavuşturulmalıdır. Bu nedenle devlet her din ve inancın teminatı olan bir kavramdır. Tarikat ve cemaatlere gelince, onların temsilcisi olduğunu söyleyen soydan geçen bir takım imtiyazlara sahip oldukları iddiasındaki kendilerine Çelebi dedirterek puriten Protestan kapitalizmin egzoterik yeniden yapılandırması doğrultusunda, tamamen özünden uzaklaşmış ve bir laik devlette olmaması gereken tarzda faaliyet göstermektedir. Hiç kimsenin Mevlana ya da bir başka Türk büyüğünün soyundan olduğu iddiasıyla insanımızın zihin ve gönülleri üzerine tahakküm kurma hakkına sahip olması keyfiyeti, ortaçağlardan kalma ve çağdaş dünyada düşünülemez bir menfaatperestliktir.
Kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyeti modern bir devlet olarak kurulmuş olup zaman tersine de döndürülemez. XVI.yy’da devlet tarafından bir takım heterodoks grupları denetlemek amacıyla ihdas edilen yapılanmalar, edindikleri vakfiyelerin geliri ile tasavvufun ruhuna aykırı hareket etmişler öylece yaşamışlar, üretmemişler ve devlet destekli arifâne tavırdan uzak bir tutum sergilemişlerdir. Gerçekten de bugün soy-boy-sop iddiasıyla kendilerini kimi tarikatlerin ve onların tek temsilcisi oldukları iddiasıyla konuşanlar, lütfen Hz.Muhammed’in Veda Haccı’ndaki hutbesinin;

“İnsanların Rablerinin de, babalarının da bir olduğu, İslâm dininde eşit oldukları, hepsinin Âdem soyundan, Âdem’inse topraktan olduğu, Allah katında en şerefli olan insanın O’ndan en çok sakınan olduğu, Arabın Arap olmayana üstünlüğünün ancak takva ile olabileceği”

Şeklindeki sözlerini içeren

15.maddesini tekrar tekrar okumalı kendilerine bir çeki düzen vermeli diye düşünmekteyim.

Saygılarımla

Dr.M.C.YAĞMURDUR

Devamını Oku

KÖPRÜLER VE UYGARLIK

KÖPRÜLER VE UYGARLIK
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu toplum kapitalist emperyalizm ile üretim-tüketim ilişkilerinin şekillendirdiği sınıfsal mücadeleler üzerine insanlığa çözüm olsun diye kurgulanan ideolojileri kendi ırkçı yayılmacılığı için kullanan Slav emperyalizminin cenderesinden kendisini kurtaramıyor. Ya emperyalizmin uşağı oluyor ya da ona karşı çıkacağım diye ideolojik bilgi kırıntılarının ve kimi akla sığmaz zaaflarının tesirindeki romantizminin etkisiyle tarih bilmez ve taviz vermez bir Rus sever oluyor. Yani sorun yitik kimlik sorunu edilgen bir sönmüş pasyonerliktir.

Bu durum bir taraftan da mülteci olmayı göze alıp giden bir kitleyi de beraberinde sürüklüyor. Tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin sadece DURAĞI olmuş Anadolu KÖPRÜSÜNDE bir yandan mülteci ve göçmen olarak gelenler, diğer taraftan ise gidenlerin hareketine şahit oluyoruz. Gidenler de gelenler de vatanını terkedenler olup, yeni bir mücadeleyi SADECE ve SADECE kendileri için hayalledikleri ütopik geleceklerini inşa etmek amacıyla tasarlamaya çalışanlardır. İstiklâl ve istikbâl terketmekle kazanılmaz. Kazanıldığını iddia eden var ise tarihin ibret dolu derinliklerine baksınlar çok ders alacaklardır.

Köprüler, medeniyetine sahip çıkmamış, kendilerinin uygar olduklarına hükmetmiş kimlik derdi olmayan yığınların geçit resmi yaptıkları coğrafyalardır. Anadolu’da bu tip hareketler tarih boyunca hep gerçekleşti. Eşkin at misali olan bu köprüleri korumaya ve vatan kılmaya Deli Dumrul olmak gerektir.

Devamını Oku

GELECEĞE DAİR BİR ENDİŞE-II

GELECEĞE DAİR BİR ENDİŞE-II
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eski teknolojili nükleer santralleri ucuz enerji sağlayacağı gerekçesiyle en çok Avrupa kıtasındaki arka bahçesi olarak gördüğü eski doğu bloku ülkelerine ve bu arada da Anadolu’ya dayatan Ursus’un bu stratejisi 2000 li yıllardan beri biliniyordu.

Bu hareket tarzının 1991 yılında kaybettiği imparatorluğunun yeniden tesisi, ekonomik kontrolün yeniden kurulması ve kadim panslavist eğilimlerden ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Bu konuyla ilgili olarak ve günümüzde Karadeniz’in kuzeyindeki bizim ülkemizi de derinden etkilemesi kaçınılmaz olan vahşeti ve insanlık dramını iyi anlamak için, romantik-ideolojik-küfürbaz irrasyonel duygusal söylemleri bir tarafa bırakıp, SSCB devrine özellikle Nikita Kuruşçev ve Leonid Brejnev dönemlerinde yaşandığını bildiğimiz, başlıcaları 1963 Küba Krizi ve 1956-1967 Ortadoğu olaylarını içeren gelişmeler ile 1973 Camp David Sürecini iyi hatırlamak durumundayız. Ayrıca 1976-1980 SALT anlaşmalarındaki Carter ve Brejnev görüşmelerinin Avrupa için önemi akılda tutulmalıdır. 1970 li yıllarda Yuri Andropov tarafından önü açılarak 1984 sonrası SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri yapılan Michael Gorbaçov döneminde Rus Devletinin 1000.kuruluş yıldönümü kutlanırken bu konulara kimse ilgi bile duymamış bu kutlama niye yapılıyor diye kimse üzerinde düşünmemiştir. Hala bugün Moskova Knezi Alexander Knevski’nin Germen Töton şövalyelerini ortaçağda mağlup ettiği Novgorod yakınlarındaki Peipus savaşı Rus hafızasında dipdiri iken büyük Atatürk’ün tarih tezine ülkemizdeki kimi kıt kafaların muarrız olması affedilir şey değildir.

Slav medeniyetinin kurulduğu topraklar olan Ukrayna topraklarının geçmişte Osmanlı İmparatorluğu için de özel önem taşımış olduğu gayet iyi bilinir. Örneğin o talihsiz 1683 Viyana bozgunundan sadece 5 yıl önce 1678’de Czehrin kalesi almak suretiyle Ukrayna’nın, Kiev’e değin giren Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katıldığı iyi anımsanmalı stratejik değerlendirmeler, tarihi arkaplandan kopmadan rasyonel temelde “padişah anneleri şu ırktan bu ırktan vb” komediye varan sarkastik tarzları bırakarak yapılmalıdır. Daha düne kadar özellikle Rusya’nın büyük tur operatörleri dahil başlıca sermaye güçlerinin doğalgaz zengini kıta sahanlıklarından olan bizim Taşucu-Kaş arasındaki arazi alımları ve otel işletmeciliği dair milyon dolarlık yatırımlarının ülkemizde hiç kimse tarafından sorgulanmamış olması hadiselere sadece Rus kadınlarının estetiği yönünden bakılarak ortaya konan hamakat dolu bir tablo olup hakiki yurtseverlere acı vermektedir. Rusların ülkemizi içeriden ve güneyden bir yandan ekonomik olarak kuşatırken, dışarıdan da Suriye’den de yaptığı askeri tazyik artık bir beka sorunu olarak değerlendirilmelidir.

Unutmamak gerekir ki her nükleer santral potansiyel bir nükleer saldırı silahıdır. Yine son 20 yıldır, YEKA teknolojileri üzerine gerekli ve yeterli yatırımlar yapmak Almanya başta olmak üzere Avrupa ve Japonya’nın son derece dikkat çeken en önemli stratejisi olmuştur. Ülkemizdeki Sinop ve Akkuyu projelerinde Ursus işbirliği ve karşılıklı menfaat ilişkileri bu anlamda Suriye cenahından yapılan askeri kuşatmanın ekonomik olarak da tamamlanması bağlamında ciddi bir stratejik sorundur.

Dünya ve çevre için İnsan türünün en zararlı mahluk olmaya devam ettiği bu günlerde, geniş ve münbit Rusya Federasyonu toprakları, dünya üzerindeki açlık ve barınma sorununa fazlasıyla çözüm olacak genişlikte ve verimliliktedir. Bununla birlikte, bu geniş coğrafya insanlık tarihi boyunca doğudan batıya uzanan kuzeyden güneye yayılan göçlerin dengelenmesi için Slav ırkçılığının yayılmacı siyasetinin üssü olarak sadece onlara bırakılmayacak kadar insanlığın gelecekteki yaşam ve paylaşım hakkı için başta tahıl ve hayvancılık olmak üzere son derece elzemdir.

Saygılarımla

MCY

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.