• CANLI TV İZLE
  • CANLI BORSA
  • Ankara 7° PARÇALI AZ BULUTLU
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyonkarahisar
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkâri
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • istanbul
    • izmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • Kahramanmaraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce
    • Lefkoşa
    • Bakü
    • Amsterdam
  • HABER GÖNDER

Aşk mektupları

İnstagram ve Youtube üzerinden yazılarını ünlü isimlere okutarak çektiği videolardan tanıdığımız Kemal Hamamcıoğlu bir yazısında; ‘’ …Çok önce birini pencere kenarına çiçek koyacak kadar sevmiştim. Seni mektup yazacak kadar seviyorum. …Birini mektup yazacak kadar seviyorsan ne mutlu sana, yaşıyorsun!’’ diyor. Ben de diyorum ki kimseyi aşk mektubu yazacak kadar çok sevme! Ben bilmem de işte bir arkadaşımın başına gelmiş ondan duydum.

Aşk sanıldığı gibi iyileştirmez aslında. Aşk yaralar. En azından arkadaşıma hep öyle olmuş. Peki; kimilerinin yere göğe sığdıramadığı bu tutkusu, kimilerininse varlığına dahi inanmadığı bu duygusu, aşk gerçekten ne?

Bu duygu keşfedildiğinden ve adına aşk denildiğinden beri bir tarifin içine sığıştırılmaya çalışılıyor. Leyla’yla Mecnun, gül ile bülbül, midedeki kelebekler ya da fizyolojik bir belirti olan gözbebeklerinin büyümesi olarak çoğu kez karşımıza çıktı. Aşk tanımlamaya çalıştığımız her bedende farklı etki gösteren çok ağır bir hastalık. Ama bulaşıcı değil. Öyle olsaydı karşılıksız aşklar olmazdı.

Arkadaşım da mektuplar yazacak kadar çok sevmiş. Sevgi basit, mektup yazdırır şiir okutur, şarkı söyletir; karmaşık olan bizleriz.

Arkadaşım birkaç aşk mektubunu paylaşmama izin verdi, konuştum kendisiyle, size okutabilirmişim.

‘’…Seni özlemediğime kendimi inandırmıştım ki çıkageldin yine adressiz sokaklarımdan. Binlerce bilmediğim adsız sokak var beynimde ve adressiz binlerce ev. Senin evin caddenin başında. Eminim görebilsen anlardın neden seni oraya yerleştirdiğimi. En güzel manzara senin evinde, kocaman pencereleri var manzara için tasarlanmış ve mahallenin kedileri nedense senin evinin önünde mırıldanmayı çok seviyor. Mahallendeki köpekler ve kediler dost, çocuklar bisikletlerini kilitlemeden bırakabiliyor ortalık yerde, akşamlarıyla –özellikle yazsa- güneş batarken bir ayrı bakıyor bu mahalleye. Sen varsın diye torpil geçiyor diğerlerine de. İşte tam böyle bir akşam oldu burada da. Yarın ki sınavıma çalışmaktansa şiir okur halde buldum kendimi. Sevgimi hatırlattı satırlar. Sonra yüreğim burkuldu, yaralarım sızladı. Sonuçta şiir bir düşüncenin ifadesi değil, kanayan yaradan ya da gülümseyen bir ağızdan yükselen şarkıdır.’’

‘’ Odam dağınık kafamın içi gibi. Her yer her yerde.  Kırılmış kalbimin küçük parçaları gibi. Parçalar vücuduma dağılmış. Biri dizime saplanmış, biri beynime. Bazı küçük parçalarsa damarlarımda geziyor. Ondan galiba bu anlamsız ağrılar. Bir büyüğümden duymuştum; ruh hastalanmadan beden yatağa düşmezmiş diye. Ondandır herhalde bu yatışlar, kalkamayışlar, tavana boş boş bakışlar.’’

‘’…mesela geceleri kafanı yasladığın yastık ne şanslı, tıraş olduğun berber ne şanslı. Saçını taradığın tarak, soğuktan ellerini koruyan eldivenlerin, genelde siyahını tercih ettiğin tişörtlerin, her sabah günaydın dediğin karşı balkondaki yaşlı teyze, pantolonun arka cebinde gezdirdiğin hep düşürdüğün bozuk paralar, baktığın ayna, taşıdığın poşet, bunları düşündüğü düşünmekle kalmayıp yazdığımı fark edince ürperen bedenim, hani şu sımsıkı sarıldığın bedenim… Komik gelecek ama doğru, bıraktığın gibi değilim. İnsan sürekli değişiyor. Ben de değiştim ama seni seven yanım hep aynı. Burnumu sızlatan ayrılışımızla da hatırlamıyorum seni, daha iyi, daha sevecen, daha merhametli biri var hatırımda. Tanıştığımız gün babasından gelen telefonu babacım diye açan çocuk var hep aklımda. Köpek sevişin, ellerin, güzel gözlerin…  Az daha unutuyordum gözlerinin mavisini. Hatırlasana hep bakıp kalıyordum gözlerine, ne diyeceğimi unutturuyordun bana. Sen bana bakarken de diyordum ki içimden; bu çocuk benim içimi biliyor, olduğum gibi kabul ediyor. Fazla kilolarımı, anlamsız duyarlılığımı, ataklarımı, aniden durgunlaşmalarımı ve içimdeki kediyi seviyor. Aniden durgunlaşmalarım senden sonra arttı, ataklarımın sıklığıysa azalıyor ve kendi kendime atlatabiliyorum. İçimdeki kediyse hala sevgi ve ilgi bekliyor.’’

Tomris Yurtseven

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

“Lozan Barış Antlaşması, Türkiye’nin ‘Türk olarak’ bağımsızlığını dünyaya kabul ettirmesidir”

Hızlı Yorum Yap

0 0 0 0 0 0
sf TÜRKİYE'DE KORONAVİRÜS
453.535

VAKA

377.891

İYİLEŞME

12.511

ÖLÜM

75.644

AKTİF VAKA

sf DÜNYA'DA KORONAVİRÜS
63.911.555

VAKA

37.896.435

İYİLEŞME

1.396.359

ÖLÜM

26.015.120

AKTİF VAKA

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için 'Yasal Uyarı' ve 'Kullanım Şartları' sayfalarını inceleyebilirsiniz.

Yeni Sayı'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Yeni Sayı'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.

Araç çubuğuna atla