h Dolar 8,8670 %1.19
h Euro 10,4799 %1.19
h BIST100 1.384,68 %-1.20
h Bitcoin 380341 %-2.26163
a İmsak Vakti 02:00
Ankara 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI VE ANADOLU

 

Kimimizin kutlamak için hazırlandığı kimimizin de kutlamamak için kasıtlı olarak bahaneler üretmeye çalıştığı, kimimizin de neyi ne kadar idrâk ettiğini bilmeksizin kutlamaya çalıştığı 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın öncesinde kısa bir değerlendirme yapmak istedim. Araplar için Anadolu ve İstanbul hep hedef olmuştur. IV.yy da henüz İslamiyet ortada yok iken Arapların bir kısmı Bizans ordusunda, Tuna havzasında Dacia bölgesindeki Got saldırılarına karşı, bir kısmı da Sasanî ordusunda Bizans ordusuna karşı paralı asker olarak yer almışlardır.

İslam ise bir Arap idealizmi ve ideolojisi olarak ortaya çıktığı zaman Sasaniler Devleti ortadan kalkınca bu defa Anadoluyu yurt edinme amacını gütmüştür. İlk Arap kayzeri bu anlamda Muaviye bin Ebu Süfyan olup ilk Arap deniz gücü de onun zamanında kurulmuş olup sadece Anadolu değil Sicilya üzerinden de Avrupa tehdit edilir hale gelmiştir. Bugün gelinen noktada Arap idealleri ve ülküsünün, İslam adı altında doğudan batıya kapitalizmin kendi zaafları ve kültürel arızaları göz önüne alınırsa tam anlamıyla taarruz halindedir. Avrupa ve Batı medeniyetinin görmek istemediği ya da göremediği husus bu savaşçı kültürün yıkıcı etkilerinin derecesidir. Türkiye topraklarındaki bu Arap istilası özellikle Birleşik Krallık üzerinden yürür. Ancak Türkiye’nin bir ulus devlet olarak ortadan kalkmasının bedelini AB çok ağır ödeyecektir. Yaşlanan nüfus ve sönmüş pasyonerlik düzeyindeki AB’de sermayenin kontrolünün kaybı demek olacaktır. Anadoluda Türkiye Cumhuriyeti ve laiklik sadece, %30 konsolide ümmet ideolojisi mensubunun karşısında yurtseverlik ideali etrafında kendi ideolojik ve etnik saplantılarından dolayı bir türlü bir araya gelmeyen/gelemeyen %70 Türkiye Halkının değil, aynı zamanda AB ve Batı medeniyetinin de acı bir bedel ödemesine neden olacaktır.

İşte cumhuriyet döneminde özellikle 1950 li yıllardan itibaren hızlandırılan, 1960 sonrasında da sistematize edilerek Arap etkisinde yaratılan “Türk İslam sentezi+İslam” ideolojisinin asla sosyolojik olarak bir siyasal birim olamayacak “ümmet” ortak parantezinde ulus devlet ideallerinin yok edilmeye çalışılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin evrensel kültür entegrasyonu yolunda çok ciddi bir engel teşkil etmistir. Unutmamak gerekir ki din temelinde yaratılacak bir medeniyetler çatışması, bu nedenle ölü doğmuş bir çocuk ama korkunç bir zombi çocuktur.

Huntington, Beger, Fukuyama vb. tarafından gittikçe sistematize edilmeye çalışılan neokapitalizmin bu son enstrümanı, sadece kavramsal ve ideolojik açıdan değil, felsefî olarak da bir çok tenakuz ile dolu olmasına rağmen ısrarla kullanılmaktadır.

Bu yaklaşım, son 20 yılda, Irak’ta ve Afganistan örneğinde olduğu gibi tüm insanlar ve insanlığın acılar içerisinde kıvranmasındaki vesilelerden birisi olmak bir tarafa, yükselen Slav ve Germen milliyetçiliğine de neden olmaktadır. Bunun yanında, o inanılmaz bürokratik oligarşisi ve insan haklarını hiçe sayan acımasızlığı ile Çin’in yıkıcı ve işgalci etkilerine de yol açmaktadır. Bu nedenle kanaatim odur ki Türk Devrimi hala dünyaya evrensel anlamda din temelli olmayan laik vasfı ve etnosentrik olmayan etnik milliyetçiliğe olanak tanımayan karakteri ile evrensel bir proje olarak dünyaya özgürlük reçetesi bağlamında örnek teşkil etmeye devam etmektedir.

Öte yandan, en kat’i kanıtlar ile III.yy’dan beri Anadolu coğrafyası, Hazar havzası ve Horasan’dan Türk boyları ve onların yanındaki bir çok etnik unsurlar tarafından vatan olarak edinilmeye çalışılmıştır. Anadolu’ya bu büyük göç dalgaları, III.yy’dan itibaren gerçekleşmeye başlayan ve Hazar çevresindeki ortalama 1000 yıllık bir etnogenezin, özellikle X-XIII.YY’lar arasında gerçekleştirdiği, tek bir ırka ve dine atfedilmesi mümkün olmayan bir hareketin sonucudur.

Bu yüzden temelinde Alpaslan’ın, kendisine isyan eden kardeşi olan Erbasgan’ın Romenos Diogenes’e sığındığını öğrenince Suriye’den Anadolu’ya dönerek gerçekleştirmesi olduğu 1071 Malazgirt savaşı, İslam sonrası Türklerin kendi aralarındaki Dandanakan savaşı ve müteakip Ani kuşatmaları gibi sadece kesitsel bir realitedir. Büyük Taarruz ve Malazgirt savaşlarını mukayese etmek anakronizme dayalı korkunç bir kültürel hata ve Cumhuriyet Devrimlerini anlamamakta israr olup ümmetçi ideolojinin değirmenine su taşımaktır. Oysa Atatürk önderliğindeki Büyük Taarruz ise, yeni bir ulusal anlayışın ve özgürlük temelli bir medeniyet projesinin TESCİL ve BÜYÜK BİR YÜRÜYÜŞÜDÜR.

Bu anlayış ve idrâk ile, Zafer haftası kutlu olsun diyor ve Aziz Atatürk ve silah arkadaşlarını minnet ve şükranla anıyorum.

Saygılarımla

Dr.M.C.YAĞMURDUR

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

HEDEF HİLAFET Mİ?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.